Thursday, April 16, 2009

Eğer- Can Dündar

O’nu hatırladıkça başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz...
Ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz... ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin...
O’nunlayken pervaneleşen yelkovanlar, O’nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain...
sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O’ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa,
ve O, her durduğunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe ağlıyorsa...
dünyanın en güzel yeri O’nun yaşadığı yer, en güzel kokusu bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...
hayat O’nunla güzel ve onsuz müptezelse...
elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, O’nun yüzü pembeyse,
kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar...
her şiirde anlatılan O’ysa... her filmin kahramanı O... her roman O’ndan söz ediyor, her çiçek O’nu açıyorsa...
bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa,
iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa...
iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...
eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire O’nu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın O olduğunu adınız gibi biliyorsanız...
mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi O’na yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken "keşke O anlatsa" diye iç geçiriyorsanız...
kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...
özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu...
hem kimseler duymasın, hem cümlealem bilsin istiyorsanız...
O’nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse...
ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse...
gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de;
bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O’nun yüzü suyu hürmetine...
uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor yoksa...
dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa,
nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız...
kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim...
gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı, bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa...
Her gidişte ayaklarınız "Geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız, sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla...
...o halde bugün sizin gününüz!..
"Çok yaşa"yın ve de "siz de görün"üz.

Can Dündar


--
Palyanco
aglamapalyanco.blogspot.com

Thursday, November 20, 2008

ben bunu heeppp yapıyorum..

Kasım'ın 20'si oldu bile..

Bir sevdayı bırakıp, başka bir sevdaya, başka bir serüvene doğru yol almaya başlayalı ise 20 günü geçti. Evlenipte gittiğim bir ülkeden kendi evim olmasa bile evim bildiğim evden ayrıldım.. Hani derler ya, ekmeğini nerden kazanıyorsan, evin orasıdır die, 2.5 yıl boyunca evim bildim orayı.. Bilmesemde, bir türlü beceremesemde.. Acı tatlı bir sürü sey yasadık orda.. Dile kolay, gurbette gecen 2.5 sene.. hatta birazda fazlası.. Esim içinse 3 seneden fazla..

İlk uzun süreli ayrılıgımız mı desem birbirimizden, kavusmamız mı, okulu bitrmem mi, yoksa artık 3 kişilik bir aile olmamız mı?

Veda günümüzde zorla yaptırdıkları konusmada söylediğim gibi, 3 senede cok sey değişti hayatımda.. Ailesiinden daha once hic ayrılmamıs ben, il defa veda etmişti yerine-yurduna.. Hani derler y, evlensende, aynı evi daha önce paylaşmadığın kocan bile, yabancıdır aslında.. Gerçi ben cok şükür hiç yabancılık çekmedim aşkım'la.. Nereye olsa giderim O'nunla... öyle evet demiştim O'na.. ve gittimde işte..

Hayatımdaki köklü değişiklikler, büyüttü beni.. Gerek evlilik, gerek gurbet, gerek okul, iş, aşk, ve çocuk.. çok şey kazandım bu süre arfında.. Bu kazandıklarıma, güzel dostluklarımda dahil..

Yaban ellerde olunca, arkadaşlıklar ne kadar öenmli ve sağlam oluyormuş.. insan nasılda sırtını dahayabileceği birilerini arıyormuş. Allah'a şükürler olsun, öyle güzel insanları çıkarttı ki karşımıza.. Kimisi bizi daha önce bırakıp gitti, kimilerini de bizler bırakmak durumunda kaldık orda..

Hayatın cilvesiydi belkide yaşadıklarımız.. Gözyaşı vardı ortada.. Hem kalan, hemde gidenler için..

Hani derler ya, dünya küçük.. gün gelir karşılaşırız belki.. Belki komşu oluruz birbirimize, belki tatillerde görsüşürüz.. belkide gezmeye gelir gideriz birbirimize.. Belkide kimi yaşanmışlıklar, kimi tanıdık yüzler, bir daha görmez birbirini.. tatlı ve hoş anılar olarak kalır akıllarda..

Ama unutmak imkansız yaşananları.. söylenen güzel sözleri, arkadaşlıkları..

Neler anlatacaktım.. neler anlattım.. ben bunu heeppp yapıyorum..

Thursday, November 06, 2008

ATA Toprağı :)

Bir aydan fazladır yokum gene.. yok blogger kapatıldı yok arsivim nereye gitti falan derken, gene hayat bizleri katmış önüne, sürüklüyor alabildiğine..

hayat.. nerden nereye..

bir türlü kafamı toparlayıp birşeyler yazamıyordum.. tam da dün ; evlenipte gittiğim, evimi, ailemi, bildiğim herseyi bir kenara bırakıp sevdiğimle gittiğim şehirden ayrıldığımızı, bir sevdanın bitip bir diğerinin başlayacağını anlatacaktım ki, gene araya birşeyler girdi..

neler olup bitiyor bilmiyorum ama herkes "Mustafa" filminden bahsediyor... izlemedim.. yorum yapmam doğru değil.. izleyebilirmiyim onu da bilmiyorum.. ama okuduklarım hiçte güzel şeyler söylemiyor..

Mustafa.. ne kadar da basit soyleniyor oysa.. Mustafa Kemal deyince ATATÜRK deyince anlamını buluyor adeta..

fazla söze gerek yok.. O'na dil uzatanların karsısındayım bende.. aklı selim her TÜRK genci gibi..

ve bundan daha güzel bağlanamazdı yasadıklarımla bu konu.. gidiyoruz.. ATAmın yaşadığı topraklara gidiyoruz..

Bir sevdayı bitirdik, simdi yeni bir sevdaya yelken acıyoruz.. bundan sonra Tiflis'ten değil, kısa bir süreliğine istanbul'dan yazacagım yazılarımı.. ondan sonra da artık sizlere yepyeni bir diyardan sesleneceğim..

uzun süredir söylemek istiyordum ama kısmet bugünyemiş..
belkim, Ata'mızın doğduğu toprakları bile görme fırsatını bulabileceğim için cok seviniyorum..

Elveda Rumeli yerinde artık bizler, Merhaba Rumeli diyeceğiz.. Fonda çalan müzik Vardar Ovası..

Bekle bizi Makedonya... biz geliyoruz...

Friday, September 26, 2008

yeniden ben..

Zaman su gibi akıp gidiyor ve yapmak istediklerim sıraya girmiş beni bekliyor..

gene koptum bu sevdadan diyeceğim.. o da olmayacak.. belki yeni bir seruvende yeni bir yasamda yeniden baslarım birseyler anlatmaya..

kendimle konusuyorum uzun zamandır.. yazmadan, çizmeden.. belkide olduğu gibi yaşıyorum hayatı kendime birseyler saklamadan..

oglusum gun gectikce daha da buyuyo ve ben onunla ilgili yenilikleri ne yazık ki anlatamıyorum.. artık o an direk paylaşıyrum sevdiklerimle ve sanki bu da bana yetiyo.. ariyorum annemi, babamı.. bol bol konuyoruz... ondan da ote.. zaten yanlarındaydım..

savas hali malüm.. anlatamadım bile olan biteni.. neler yasandı.. ne zorluklara gögüs gerildi.. gerci ben birsey anladım mi?! Eh işte.. esimden uzak olmak, aklımızın onda olması bile yetti bize.. icimizden, içimden hic birsey gelmedi baslarda.. sonrada alıştık herhalde olanlara.. nitekim hayat devam ediyor işte..

peki burda hayat nasıl? hersey aynı.. sanki hic birsey olmamıs gibi.. sanki hicbirsey yasanmamıs.. masum insanlara birsey olmamıs.. evsiz barksız kalmamış kimse..kimse korku dolu anlat yasamamıs..

bitti gecti bile..

bense işe basladım yeniden.. oğluş işe yeniden bakıcının kucağında.. benimde aklım onda.. evde.. Allahtan bugün yanımda :) pek etik olmasada oğluşumu yanıma aldım bugün.. zaten iş yerindeki arkadaşlarda getir birgünde görelim deyip duruyolardı.. benim canıma minnet :))

o kadar cok özlüyorum ki onu hafta ici.. aksamları ise kalan son enerjimi tosbik'imle ilgilenerek geçiriyorum.. tosbalik bi tarafı kalmadı gerçi.. adam olma yolunda ilerliyoruz.. yinede o benim icin, benim kollarımda sanırım hep kücük tosbikim olarak kalacak.. çünkü gün geçtikçe beni ve babasını daha iyi tanıyor ve ufaktan insanları seçmeye de başlaı.. ne zaman ki uykusu geliyor, kollarımızda, başını omzumuza dayayıp tosbaa halini alıveriyor.. birlikte paylaştığımız her an gibi o an da dünyalar bir anda bizim oluveriyor.. ne kadar yorgun yorgun olursak olalım ve ne kadar sinirli; günün tüm dertleri onun bir kücük tebessümünde yerini mutluluğa bırakıyor..

oğlumdan bahsetmişken.. gene sinirlendim.. gene oğluşun o kücücük parmakları geliverdi.. benim ozene bezene ve canı yanmasın diye ugrasarak kesmeye çalıştığım kücük tırknakları, bakıcımınızın ellerinde yerini oje sürülmüş parmaklara bırakmıs ne yazık ki :( kimbilir ne kadar cok ağlamıştır.. nasıl da istemiştır beni.. bense ondan uzakta onun ozlemiyle yanıp tutusurken, o bakıcının ellerinde.. içim parçalanıyor her düsündüğümde.. ve kızıyorum kadına..

oglumu evdiğini düşünüyorum.. elbet bilerek canını acıtmamıştır.. yani umarım :/ her ne olursa olsun.. ona tınak kesmek gibi işleri vermediğim halde, ben yaparım dedigim halde yapmasına aklım ermedigi gibi, yaptıgı hatayı da soylememiş olması beni ondan daha da sogutuyo.. zaten bir anne olarak dadı olayına ısınamayan ben bu gidişle daha da alısamayacagım herhalde :(

ne diyordum.. evet.. bugun aklım, kafam, içim rahat.. paşam yanıbasımda uyuyo :)) keşke heeeppp yanıma alabilsem :/

Tuesday, August 05, 2008

koptum

İşte ben gene koptum bu sevdadan.. icimden birseyler yazmak nedense hiicc gelmedi.. blogum icin die cektigim tüm resimler kaldı bir kenarlarda :( taa mayıs ayından bu yana neler neler yasandı hayatımda..

baktımda abarttım dediğim olayı bile anlatmamısım.. simdi insan nereden baslayacağını da bilmiyor.. ama surası bir gerçek ki ben sıkıldıgım zamanlarda birseyler yazarken buluyorum kendimi :( yapacak birsey yok... demek ki bu zamanları beklemek durumundayız :))

bu zamana kadar sıkılmadım mı demek simdi bu?! aslında tam olarakta doğru sayılmaz.. çünkü can sıkıntıları yasansa bile yazacak vakit olmadı ne yazık ki.. ve ben bilgisayarı maillere bakmak dısında kullanmaz oldum.. hatta onları da unuttuğum oluyor itiraf ediyorum :))

simdi neden yazıyorum peki?!

evet gene yapacak isim yok.. oğluşum evde beni bekliyor ve ben burda aylak aylak dolanıyorum.. burası neresi mi?! iş yerim :/ yeniden ise basladım dün.. güya işler beni bekliyordu... biliyorum oyle pat diye de kocca bir deryanın içine düsülmez ama bu kadar boşlukta bana yaramıyor kardesssiimm..

daha onceden olsa bu kadar kafama takar mıydım!?! hayır..!!

yani takardım da bu kadar değil.. tosbaam'ın evde bakıcı ellerde olduğunu ve benim burda hiç bir işe yaramadan oturduğumu da düşünürsek :(( düşünmeyelim daha iyi öyle değil mi!? ://

unutmadan abarttık dediğim seyden ufacıcık bahsedeyim de aradaki kopukluk ortadan kalksın dicem ama.. ne kadar işe yarar bilemiyorum..

o hafta sonları iyi geziyorduk.. hatta abartıp o ortadaki hafta sonumuzda da dağ taş bayır ve uzun saatler demeden memleketimize gitmiştik.. Tiflis'lerden taa Giresun'a kadar.. sonunda kıyı seridimizi tümüyle gördüm :)) tabii yoldan ama olsun.. bir dahaki sefer olursa eğer gene böyle bir sansımız, sürmela manastırını da görmeyi cok istiyorum aslında..

tabii abartılan bir tek yol değil :)) biz güzel bir süpriz yapıp annemle babamı da aramıza aldık :) Trabzon'da yol yorgunu ucak bekleyisimiz ve gecenin bi yarısı koye gidisimiz herseye değer :))

müthiş bir haftasonuydu.. ilk gece köyde, ikinci gece kümbet'te -yani yaylada- üçüncü gece de şehirdeki akrabalarda :)) oğluşum daha birkaç aylıkken işte gitti anne memleketine de;) gezdi herbi yeri :))

Bu arada da kar kütüğü diye birşey dudunuz mu daha once? ben duymamıstım.. kümbetten yayla yoluna gidelim dediğimizde herkes bize yolun karlarla kapalı olduğunu soylemişti de bu kadar guzel havada kapalı olabileceğini insanın aklı almıyordu.. ama gerçekmiş.. bir anda yol bitiverdi!! tam tamına bir bir eğik düzlem oluşturacak şekilde tümüyle kapatmıştı herbir yanı.. harikulade bir manzaraydı ama :))

tabi bu taaa nisan ayındaydı.. ustue aylar geci.. biz istanbul'a gittik geldik.. hatta tatilde Alanya'daydık.. kuzenimizin düğününü yaptık.. hatta ve hatta buraya geri geldikten sonra, daha doğrusu ben işe başlamadan 2 hafta once de dadımıza alışmaya çalıştığımız hafta evimizi de değiştirdik..

bu taşınma olayı sancılı bi durumdu.. başlarda hiç ama hiç sevmedim yeni evi.. hatta geri dönmeyi bile göze almıştım ama simdi alıştım.. tabiii ev değiştirmenin bana çok şeyler öğrettiğini de söylemeden edemeyeceğim.. artık ileride kendi evim olduğunda nasıl bi yerde olması gerektiğinden tutunda, nasıl dösenmesi gerektiğine, hatta ince temizlik nasıl yapılır sorularına kadar herseyi biliyorum.. buda bana ders olsun,yani oldu diyorum başka bisi eklemiyorum :)

ve oğluştan bir iki haber :)) gerci bu başlı başına bir, hatta daha da çok post olur ama :/ ne yazık ki oğluşumun herseyini anlatacağım dediğim bir blog yapmayı basaramadım :( bundan sonra da yapabilirmiyim bilmiyorum.. işten eve döndüğümde bitmiş bir halde oluyorum ve gözüm oğluştan başka birşeyde görmüyor :))

evet Tosbik'im bugune bugun 7 aynı doldurdu.. artık ek gıdalara başladık.. evi keşfe de yavas yavas çıkmaya başlıyoruz.. yani karnımızın üstünde komandolar gibi sürünüyorum.. istediğimizde kendi basımıza yatarken otutur konuma geçebiliyoruz :) ayakta durmakta şu sıralar en cok sevdiğimiz şey.. kendi kendimize de şarkılar söylüyoruz.. yani cığlıklar atıyoruz.. ne zaman konusuruz bilemiyorum.. bu gidişlede zatan söyleyeceği ilk kelime anne olmayacak..Dadımız evde sürekli Rusça konuştuğu icin büyük ihtimallede birsey söylerse ben anlamayacağı :(( işte buna da çok üzülüyorum.. calışan anne olmak ne kadar zormus.. simdi cok daha iyi anlıyorum :(

Wednesday, May 07, 2008

yayınlamazsam olmaz ;)

Dışarda müthiş bir yağmur var.. neredeyse dünden beri aralıksız yağıyor.. bizse oğluşumla beraber evdeyiz.. ve ev o kadar sıkıcı geliyor ki anlatamam :/

her yer karanlık... spot ısıklarının altında oturmaksa insana daha da bi rahatsızlık veriyo.. camı acsam, Efe Bey hapsırmaya başlıyo.. acıyorum elbet arada ama, beyimiz yokkene :) bende ayrı bi üşüyen birey olduğumdan, bi sıcak basıyo bi soğuk geliyo.. bu şekilde hasta olmamayı umuyoruz elbette :/

ben bunları yazarken, Tosbik'im bi yandan oyuncağı ile oynarken diğer yandan da gene ellerini emmeye başladı.. bu daha ne kadar devam edecek bilemiyorum.. bundan 2 hafta önce soğura soğura morartmayı bile başarmıştı bileğini :))

işte hani demiştim ya dün birşeyler karaladım diye.. yayınlayayım ki ayıp olmasın ;)



Tuesday, May 06, 2008

abarttık :))

Ben gene herşeyi biriktirip biriktirip geldim.. anlatacak o kadar çok şey var ki demektende usandım ama ne yazık ki başta bilgisayarın başına her oturduğumda ya birşeyler çıkıyor yada ben yazmak istemiyorum.. uğraşıyorum ama kelimeleri bir araya getiremiyorum bi türlü.. sonrasındaysa nasıl herseyi toparlayıp anlatacağımı bilemiyorum :/

şimdiyse gene bilmiyorum nerden başlayacağımı.. hatta az önce birşeyler karaladım.. havanın ne kadar kötü olduğu hakkında ve gene can sıkıntısından patladığımı falan yazıyordum ki.. kendi kendime haksızlık ettiğimi ve ne zaman bunalsam yazasım geldiğini fark ettim yeniden :/

garip bi durum biliyorum ama ben hep böyleyim :)) canım sıkıldığında, aynı şeyleri söylüyor olsam bile yazmak ve icimdekileri paylaşmak istiyorum ;)

açıksası bendeki bu kısır döngü halleri yine su yüzüne çıktı işte :))


herneyse.. şimdi sıkıntıları bi kenara bırakıp Tosbik'imin de uyuyor olmasını fırsat bilerekten, son 3 hafta sonunu, hafta içlerine nazaran ne kadar dolu geçirdiğimi daha doğrusu geçirdiğimizi anlatmak istiyorum :))

aslına bakarsanız biz bu aralar biraz abarttık sanırım :)) ilk hafta sonu saat neredeyse aksam olmak üzere iken hadi kendimizi eskiden olduğu gibi yani Cadı ve Doca ikiliyse yaptığımız gibi yollara vuralım dedik ve sevgili Levo amcamızı 'Efe'nin amcası ;)' da alaraktan Borjomi'ye doğru yola çıktık.. Tosbik'im içinse böyle bi duruma, yollarda başbaşa gecirdiğimiz ilk uzun yolculuğu da denilebilir yani :) annemlerle beraber gezmelerimizi saymıyorum ;)

Aldık termosumuzda çayımızı yanımıza.. biraz bisküvi falan.. ama sonra çoookk acıkınca yaptırdık şaşlıkları paket ; ve nehir mi desem, çay mı.. akan bi su kenarına çömüverdik.. piknik şey ettirdik :))
ve bu da bikaç resim ;)

Bir sonraki hafta sonu ise biz işi daha da abarttık.. onu simdi anlatmak istemiyorum ;) yani istiyorum da o ayrı bi post konusu olur ;) öyle yarım yamalak kesemem hani :)))

veee.. bu hafta sonuda, aynen 2 önceki gibi, bu kez daha da kalabalık bi kadro halinde gene aynı yerde kahvaltı yapalım dedik :)) dedik demesine de, saat 10 buçuk gibi çıkmıştık yola düşündüğümüz gibi, ama oraya varıncaya kadar saat yarım oldu neredeyse ve benim karnım çoktan zil çalmaya başlamışdı.. üstünede bu dünyada yaşayıpta ona değer vermeyi bileyen insanlar sayesinde çoptükten farkı kalmadığını görünce aynı yerin, hadi yola devam dedik :))

nereye gittiğimizi tam bilmeden.. yarım yamalak gürcüce ve rusçamızla piknik yapılabilcek biryerler aradık.. Andy'm National Park diye biryer olduğunu biliyormus Borjomi'de.. orasını sorduk, tamda buluştukkine, diğer arabadaki arkadaşlarımız sadece piknik yapılabilcek biryer sorunca işler karıştı ve saat 2,5'lara kadar biz deli divane dolaştık yollarda :))

bi polis emmimizin sözüne kanaraktan bilinmez yollara doğru yavas yavas kara bullutların toparlanarak hafif hafif yağdığını gördüğümüzde işte bu yeşilliklere attık kendimizi.. yşillik olmasına yeşillikte, ucurum kenarı mı desem, rüzgardan ayakta durmak imkansız mı desem bilmemki.. bide acız.. işte orası ;)) öktem hanım maharetini konuşturaraktan kek yapmış sabah sabahta açlığımızı bastırdık sayesinde ;)) sağolsun.. ellerine sağlık ve bizede afiyet oldu hani ;))
hemen oradan kaçtık tabii.. bi iki resim çektikten sonra ;)


vee.. azmin zaferi şeklinde; başta ne kadar cok sinirlerimiz bozulmus olsada.. güzel bi pazar gününün nasıl rezil edilirini yasadığımıza şaşarken, herseyde bi hayır olduğu kanısına vardık sonunda.. basta duracağımız yeri beğenmememiz ve o kadar dolaşmamızın ardından National Park'ı bulduk ve herne kadar mangal yakamasakta güzel bir kahvaltı yaptık.. geç bi kahvaltı ama olsun ;))

sonunda tüm yorgunluğumuza ve açlığımıza değdi Allahtan ;) Tosbikim de temiz hava aldı.. çiğseleyen yağmurun altında dolaştı ilk defa ve yine ilk defa, başını babasının boynuna gömerekten uyuyakaldı :))



Not : yukarıda resimde görmüş olduğunuz tahta kulübe gerçekte bir cafe olup geçici olarak kapalı olması bizim kısmetimizmiş ;)) kahvaltı için, hele yağmurda yağıyorsa şırıl şırıl, bundan iyisi can sağlığı :))

Thursday, April 17, 2008

gecikmeli haberler ;)

koskoca 1 ay nasıl geçti hiç anlamadım.. annemle babam yanımıza -Tiflis'e- gelip gittiler bile ve ben simdi evde yine yalnızım.. sanki hiç gelmemişler gibi..

oysa nasılda canlanıvermişti evimiz.. her yerden sesler, gülücükler, geliyordu.. oldum olası sabah kahvaltılarını seven biri olarakta ayaklarım yerden kesilmişti.. her sabah catal bırak sesleri birbirine karışıyordu..

pek dolaştıramadık onları ..havanın guzel oldugu zamanlarda tv'deki öğlen dizileri de dikkate alınaraktan hesaplanan saatler doğrultusunda caddeye cıkıp kısa yürüyüşler yaptık.. ilk hafta sonu havanın muhalefeti sebebiyle yine işe gitmek zorunda kalan Andy'm, ikinci hafta sonu kısa bir süre icerinde tüm kadroyu bir araya getirirekten bir piknik organizasyonu yapıp herkesleri ödüllendirdi adeta :)) gerci buna ağzımıza bal çalmakta denir ya hani neyse ;)

Bir hafta sonunda da Andy'm, annemle babamın burda olmasını da fırsat bilerekten İstanbul'un daşı toprağı altın diyerekten düştü yollara :)) yok abisini görecekmiş, yok yeğenini çok özlemiş.. kuzen toplantıları varmıs falan feşmekan.. düşünebiliyor musunuz adam ellerin memleketinde bizleri bi basımıza bırakıp gitti..dermişim :) tabiiki abartıyorum.. umarım sınav sonuclarıda guzel olurda hazıranda okulunu bitirir benimkisi :)) kendisini aldım alalı öğrenci :) hehehe ;)




ve bu resimlerde gezilerimizden bir demet :)
kusuruma bakmayın cektiğimiz tüm resimleri koymak isterdim ama imkansız.. Efe bey'imizin resimleriyle beraber 1 ayda cektiğimiz resmin sayısı yalansız bin'i buldu :))

öyleyken böyle işte.. :)) gerek havaların muhalefeti , gerekse cocuklu bir aile olmamızdan kaynaklanan sebeplerle ev kuşu olduk işin aslı bir parça.. peki bundan memnunmuyduk!? evet :)) çünkü bizimkiler torun sevmeye gelmişlerdi.. onların dışarısıyla işleri yoktu.. tek eğlencemiz Efe bey'in yaptıklarıydı..

ve tabikine, anneannemizle dedemiz geldiler geleli de Efe Beyi'miz bayaa bir değişti.. hem 1 ay daha büyüdü, hemde cevresinde onunla ilgilenenleri gördükçe açıldı yavrum :) yavas yavas hareketlenmeye, dillenmeye ve hatta belirgin kahkahalar atmaya da basladı.. tabii canımız isterse ;)

evet ne diyorduk.. tosbikim'le kaldık mı yine baskasa :)) o bana bakıp duruyor bende O'na ;)

-hemen hepberaber koccaman bi MAASALLAH diyoruuzz :) -

Efendiimm ?!

- Efe bey'den yeni haberler mi!?

eh o da artık başka bi zamana.. zatan bu kadar ara verdikten sonra bu yazıyı bile yazmış olmama sükrediyorum ben ;)

Wednesday, April 02, 2008

kifayetsiz kelimeler..

Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz
Göz yaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.

Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum

belki bu bir aşk siiri.. bende Aşığım zaten.. herseye..

Aşkım Eşim'e.. oğluma.. kardeşime.. aileme..
hayata.. yaşama.. yaşamaya.. arkadaşlığa.. iyiliğe, güzelliğe, mutluluğa.. huzura...
herşeye işte..

İnsan Aşık olunca bi başka oluyo işte.. herşey farklı görünüyor..daha bi hassas oluyo.. yaşlar bi başka akıyor gözlerinden..

nerden mi geldim buraya..

hiiiçç öylesine.. sadece kifayetsiz kelimeler demek geldi içimden okuyunca bunu ;)

Teşekkür ederim bir kez daha.. arkadaşıma.. herkese.. herşeye..
bu söylenenleri hak ediyorsam eğer ki, ne mutlu bana :))

Thursday, March 20, 2008

bir yastıkta..

18 Mart 2006..
Bugün..Bir yastıkta 1 yıl değil.. 2 yıl, 2 gün :)) dedik..

bundan önceleri birbirini seven bir çifttik.. aynı evi, aynı hayatı, aynı yastığı paylaşmayı kabul etmiştik.. Ata'nın cocukları olan bizler..canakkaleli kocamla unutulmamasını ümit ederek çanakkale zaferiyle aynı günü seçmiştik :))

şimdiyse,

oğluşumuz Efe'mizle beraber birbiriyle akraba olmuş birer anne ve babayız..

veee...bu yılların giderek artması en büyük temennim.. birer nine ve dede oluncaya kadar..

yine aynı yastıkta :)) birbirinin gözlerini içine sevgiyle bakan, birbirine saygı duyan ve birbirini her daim özleyen.. seven..


Seni Seviyorum hayatım..
hep söylediğim gibi sen benim HAYATIM'sın!!


Monday, March 17, 2008

yastayım..

artık anne'yim.. evet.. gerçek bi anne..

oysaki ben 2 sene önce askım'ın doğum günümde bana hediye getirdiği Te-Ador'um la beraber de anneligi tatmıştım..

2 aylıktı..daha kücücük bir bebekti.. yürümekte zorluk çektiği zamanlarda tıpkı bir fok balığı gibi sürüklerdi arka bacaklarını ardında.. kucağımda uyur, sevgiyi sefkatı bizde bulurdu.. adını ilk öğrendipte, çağırdığım anda yanıma gelişini hala dün gibi hatırlıyorum.. tuvalete gitmek için dısarı cıkmak istediğinde kapınn önünde o en masum haliyle bekleyişini ,evin içerisinde arka bacaklarınını kıstırıp bir odadan diğerine mutluluktan çıldırmışcasına koşuşturuşunu birde..

ben oğretmiştim ona..yemeğini verdiğim sırada oturarak beklemesini.. merhaba dediğimde patisini avucumun icine yerleştirmesini..

ona kızdığımız zaman yatağına yatar, oyle uzaktan suratıma bakardı.. gel dememi beklermiş gibi.. hata yaptıgında da bir koseye siner, hatasını kabullendiğini görmemizi sağlardı adeta..

oğlum benim.. ilk göz ağrım.. daha öncede başka canlılara baktım.. başka köpeklerim oldu.. kuşum oldu..ama.. Te-ador.. adını da ben bulmuştum.. dogum gunu hediyemdi ve o benimdi.. herseyiyle.. ona ben bakmıstım, ben büyütmüstüm.. bir basıma.. 6 aylık olduğunda işe başladığım icin onu anneme götürmüştüm.. annemin yoldası, babamın çatıda iş yaparken tek arkadaşı olmuştu...

muştu.. mişti.. di.. dı..

onunla ilgili anlatacak o kadar cok sey varki.. herbir hareketi.. herbir davranısı.. yaptığı herşey gözlerimin onunde..


offf off....


geçmiş zamanı kullanmak ne kadar da zor simdi.. Artık Te Ador'um yok demek ne kadar zor :(

gecen perşeme günü geldi annemle babam yanımıza, Gürcistan'a.. arabada eve giderken söylediler bana.. bir önceki gün kaybetmişiz oğluşumu..

kücüklüğünde de yediklerini kusardı.. burda veterinere götürdüğümüzde gastrit demişti.. ilaçlarını vermiştim.. sonra bu kusmaların normal oldugunu soylemişlerdi.. fazla ve hızlı yediği icin.. gectiğimz yaz'da istanbulda universite hastanesine goturmustuk onu.. bogazında bir torbacık oldugunu ve yediklerini migdesine gidemediğini,ameliyat olması gerektiğini ogrenmiştik.. ameliyat.. cok geciktirdik... artı sıra yasadıgımız uzuntuler..hastalıklar.. kayıplar..doğumlar...hep arka planda kaldı onunkisi.. ertelenip durdu.. annemler buraya gelmeden halledelim dedik, o da olmadı.. geri döndüklerinde tüm ilgi ona verilir de hersey yoluna girer diyorduk ama.. ama olmadı işte..

yorgunmuş.. catıda kösesine cekilmiş.. çağırmalara rağmen gelmemiş.. gene yediklerini cıkartmıs.. halsizmiş.. annemle kardesim onu doktora goturmusler.. serum takılmıs.. biraz kendine gelmiş basta.. eve dönerken.. arabada... gitmiş coookk uzaklara...

ağlamamak icin tutuyorum kendimi ama olmuyo..

Allahtan uzaktayım diyorum yine.. gormedim o son halini.. annemin kardesimin yerinde olmak istemezdim.. kucagımda son verisini gormek hayata.. evlat acısı gibi.. Tanrım beterinden korusun diyorum sadece Efe'm aklıma geldikçe.. ama genede çok zor..

resmi buzdolabının üstünde hala bana bakıyor.. o en masum haliyle..

daha onunla ilgili bir sürü hayalim vardı.. Tosbik'im'le Te Ador'um beraber büyüyeceklerdi.. kulaklarını cekecekti oğlum belki, üstüne binecekti.. beraber sarılıp yatacaklardı..

olmadı.. olamayacak..


artık sevdiklerimi kaybetmek istemiyorum.. kokusu hala burnumda.. sıcaklığı tenimde..
bir insanı kaybetmekten farkı yok.. hemde hiç..
ve hayat hicte kolay değil...

Sunday, March 09, 2008

ben anne'yim :))

simdi simdi oğluşun hayatımdaki yerini, varlığının gerçekliğini algılıyorum.. hala çoğu zaman bu benim oğlum mu? simdi bu bizim cocuğumuz mu diye soruyorum Andy'me.. algılayabilmiş değilim olan biteni.. sanki 9 ay boyunca karnımda taşımamışım gibi.. sanki havadan gelmiş gibi.. sanki bir anda hayatımıza girmiş gibi.. sanki.. sanki.. sankisi yok aslında bu işin.. artık 3 kişilik bir aileyiz işte bizde.. hayal gibi :)

hani demiştim ya ilk doğduğunda, onu kucagıma aldığımda ağlayamadım bile die..dün gece beni ağlatmayı basardı tosbik'im :) hala da düşündükçe içim bir garip oluyo.. her an tekrar ağlayabilirmişim gibi..

ağlamak.. gülmekle karısık :)) ne olduğu belirsiz duygu karmaşası aslında yasadığımız.. daha doğrusu yaşadığım..

oğluşuz hayatımıza gireli ortalama 2,5 ay oldu.. şaka gibi :)) zaman ne kadar cabuk akıyo demiştim ya demeye devam ediyorum.. büyüyor tosbikim..hemde duraksız :)
o büyüdükçe de ben anne olduğumu yeni yeni algılıyorum..

yalnız kaldık kalalı, zor zamanlar geçirdik beraber.. alışma evresi pek kolay olmadı benim açımdan.. uykusuz geceler bi yanda -ki ben uykuyu cok severim- ağrılı sancılı bir beslenme evresi..cıkartamadığımız garlar sonrası annesinden kuvvet alırken, fark etmeden yakılan can..

ahh ahh.. can değil canan durumlarının ne oldugunu.. annelerin neden hakklının odenemediğini, cennetin neden annelerin ayakları altında olduğunu simdi cok daha iyi anlıyorum anne olunca anlarsın demelerin ne denli gerçek oldugunu :)) -bu arada canım annecim benim :))-

işte tüm bunların sonrasında.. bu nasıl iş diyordum.. ne zaman tam olarak anlayacağım ben anne olduğumu :)) veee.. işte sonunda..

Aşkımın dediği gibiymiş gerçektende.. ne zaman ki oğlumuz bizlere tepki verecek, bizler o zaman algılayacağız birer ebeveyn olduğumuzu :))

inanılacak gibi değil ama hersey.. tıkır tıkır, saat gibi cocuklar... zamanı geldiginde, hersey yerli yerine oturuyormus gerçektende..

uzattıkca uzattım.. bi türlü anlatamadım derdimi..

mutluyum yaawww varmı otesi :))

Efe beyimiz uzun bir zamandır, sıkıstırdıgımız zaman ellerini kollarını, ağzı açık ve hatta benim gibi yana doğru kaydırıp Aşkımın dediği gibi viking bir halde tebessum edip, gülüyordu :Q
dün gece de, ilk defa dısarda yemek yemeğe gitmişiz oğluşla.. bizimkisi bizi hiiçç rahatsız etmemiş bizi.. arkadaşımızın doğum gününü kullamışız.. mutluyum anlayacağınız Anym'i bile mutlu mutlu maca göndermişim..evde yalnızım.. tabii oğluşla.. işte pijamalarımızı giymişiz.. popişimiz temiz.. karnınımızı da doyuruyo annemiizz.. uyuruz belki.. de bellki işte.. o da ne.. bu mutlulukta nerden geldi.. bu keyif :)) kolumda yatarkene, suratıma dikkatlı dikkati bakıp aynı gülüsünü yerleştirmez mi gene suratına.. yalnız bir farkla :)) sıkı durun :))

oğlum dün gece ilk defa SESLİ güldü :))

ne olduğunu, ne olduğumu şaşırdım resmen.. bu sesler de nerde cıktı dedim.. birseyi mi var.. gene yutamadı mı tükürüğünü!? ama olamaz.. gülüyo.. bu sesler de bende değil ondan geliyo :))
hatta ben onun bu haline güldükçe o da benimle aynı sesleri cıkartaraktan nefesini çekiyo :))
ben güldükçe, o daha da gülüyo :))

peki bu yaşlarda nerden geldi şimdi.. ben gülüyordum oysaki, neden etraf buğulu ki.. gözlerimde de makyaj var :/ ufff gözlerim yanıyoo diyorum kendi kendime.. yanımda bunu ispatlayacağım kimse neden yok.. neden daha cok ağlayasım geliyo kine :/

yalnız harikulade bir his... insan gülerkende ağlar'ın yada ağlarkende güler'in birebir kanıtı :)) keske o an Andy'm de yanımda olaydı :( göreydi bizimkinin zevkten dört köşe halini..

sonunda..

sonunda hislerim bana Anne olduğum gerçeğini ispatladı :) ne beni tanıması, ne kucagıma geldiğinde susması, sesimi duyduğunda kulak kabartması, ne de gözleriyle beni takip etmesi bana böyle bir duygu selini yaşatmamıştı.. yani bu zamana kadar :)

aslında ilk kustuğunda, annem yanımda olmasına rağmen gece boyunca uykusuz kalıp, sonrada biz ana kız sarılısıp ağlaşmamız var.. annelik ic güdüleriyle bir anda tanışmam ve herseyi düşünebilen ya ona birsey olursa diye etrafı kolacan etmelere başlayan bi başka yanımın ortaya çıkışı falan ama.. onun bana tepki vermesi kadar gerçek değilmiş benim içimdeki değişim :))

bana anne olmayı gösterecek olan meğer onun tavırlarındaki değişimmiş :))

böyle bir anın geleceğini, günün birinde onun bana sesli sesli güleceğini biliyordum.. tıpkı günün birinde anne diyeceğini ve kollarını boynuma dolayıp sarılıp, sığınacağını bildiğim gibi :))

o zamanki duygu selini yasamak icin sabırsızlanıyorum.. ama olacakları bilsem bile, ne olacağını ve neler hissedeceğimi hayal dahi edemiyorum :))

Friday, February 29, 2008

büyüyorum :))

uzun zamandır kafamı toplayıp biseyler yazamıyorum.. ne zaman yeni birseyler yazmak icin otursam, bos bos bloguma bakıp, kapatıyorum.. oglusun resimleriyle oyalanıyorum.. kim bilir kaç kez aynı resimlere bakmısımdır.. su ana kadar bin resimden fazla oldu sanırsam.. bi ara tüm resimleri cd'ye almam gerek diyorum kendi kendime ve bikaç güzel resmi de bastırtsam fena olmaz.. hee birde istanbul'dakiler için resimleri internete yüklemeliyim.. yoksam tek tek gönder nereye kadar dimi.. iste bakalım o bi ara hangi bi ara :/


Öyle işte.. zamanımın çoğunu, hatta hepisini oğluşla geçiriyorum.. uyuyor, uyanıyor.. yediriyorum, içiriyorum.. altını değiştiriyorum. bir iki gülüşüp oynuyoruz.. sarılışıyoruz.. gaz çıkartıyoruz.. sonra uyutuyorum.. derken gene uyanıyor ve ben onun karnını doyurup, altını değiştirip, gazını da alıdıktan sonra gene uyutuyorum.. :)


Çok komik oyle değil mi? hep aynı tas aynı hamam sanki ama her biri birbirinden farklı gerçekte.. gün geçtikçe daha da farklılaşıyor hatta.. çünkü zaman hiç ama hiç yerinde durmuyor ve Efe'm gün geçtikçe daha da büyüyo :)

küçücüktü onu kucağıma aldığımda... tutmaktan korkuyordum.. üstünü başını değiştirmekten.. totişini yıkamaktan altını pislettiğinde.. o kadar küçüktü ki, tek elimle ne kadar rahat kavrayabilsemde, hafifçecik olsada, ya biryerine birşey olursa diye düşünürken, çaylak anneliğim su yüzüne çıkıyor ve beceremiyordum bir türlü..

Şimdiyse, ben kendimi geliştirdim.. daha rahatım ama genede totişi yıkamayı beceemiyorum.. beceriyorum da beceremiyorum.. artık kolum ağrıyor.. zamanla daha da ağrıyacak biliyorum.. belki o zamana kadar biraz daha kas yaparım da kolaylaşır diyorum ama oğluş kilo almaya devam ettikçe neler olacak bilemiyorum :))

ee.. beyefendinin bu kadar cuk cuk meraklısı olmasından kaynaklanıyor olsa gerek tüm bu değişim.. başlarda yarım saat daha doğrusu totalde bir saat boyunca süren karın doyurma operasyonumuz, şimdilerde 20 dk.. tabii dalga gecmelerimiz.. arada gülücük atmalarımız da işin icine karışınca gene yarım saati geciriyoruz :)) tabii giderek büyümesi neticesinde, kucağımdan taşmaya başladı ayacıkları.. ellerimiz yavas yavas kavrama peşinde.. tabii "çıkar anne şu eldivenleri elimden artık" die de yaygaraya başlarız yakın zamanlarda herhalde :)


büyüyoruz..hemde durmaksızın..

hangi arada 2 ay gecti ve benim oğluşum büyüdü hiç bi fikrim yok :) hani "daha karpuz keseceduk" dermişim gibi, "hani daha oğluşun yaptıklarını anlatacaduuuumm" :))

olmadı, olmadı işte..

zaman belki çok cabuk geciyor, hatta bazen evde yalnızlıktan hiç geçmesede, geçiyor işte bir şekilde..

şimdi uyuyor benimkisi.. bu sabah 7 de uyanıp karnımızı doyurmus olmamıza rağmen, 1 saatlik bir kuş uykusunun ardından 8'de gene kalktık işte.. konuşurmuş gibi ağlayaraktan.. artık gaz sancımız mı vardı ne.. sonra babasıyla ortamıza yatırdık Efe bey'i.. keyfi bi anda yerine geldi :)

galiba babasını işe yolcu etmek için uyandı tosbikimiz ;) babamızın hazırlandığı süre zarfında oyle yattık.. arada ellerimizi yiyerekten.. ama babamız gider gitmez, "yeterrrr, artık sırt üstü yatmak istemiyoruuumm" dedi ve kalkıp karnımızı doyurduk.. hem o hemde ben :))

ve birkacç saat sonra da doktora gideceğiz.. ee.. dedik ya 2 aylık olduk diye, burda da bi doktorumuz olmalı dimi ama?! hem daha aşılarımız var yapılacak :) hem.. hem boyumuz, kilomuz ne kadar oldu meraktayız yanee :)) arada da bi öksürmelerimiz oluyor ya, onu da sorarız bakalım.. gerçi hafiften bi baloncuk yapmaa başladığımız tükürüğümüzü yutamıyormuşuz da gıcık yapıyormuş gibi oluyo ama uyku arasında olanlar hakkında bi fikrim yok ne yazıkki..

bide unutmadan.. bu kısım anneme ;) meraktadır şimdi O da :) çünkü yaklaşık 2 haftadır, bu cocuk kakasını kendi yapamıyor, sıkıntı basıyor, 2 gün yapmayınca fitil mi atsak deyipte bunu birkaç defa da gerçektiştirdikten sonra, prospektüste alışkanlık yapar ibaresiyle ürken ben, annemi de telaşlandırdım :) hatta acaba benim yediklerim mi dokunuyor diye düşünüp, hiç birsey yiyemez duruma gelme aşamasındaydım tam da :/ zaten yaban ellerde yurdumun güzelim sebze ve meyvelerinden uzakta, beyaz etine bile hasret bi haldeyken, yemek gerçekten büyük sorun burda.. lahabası, karnıbaharı, hatta süt ve süt ürünleri bile gaz yapar yazıyor internette.. hatta cikolata bile :( ki ben 2 haftada 2 kavanoz nut.ella'yı götürmüş durumdayım.. yanında da diğer çikolata bar'lar cabası.. hatta çikolatalı bisküviler.. amanın baksederken bile ağzımın suları akıyor.. hamileyken bu kadar aşermemiştim ben :))

herneyse.. nerden nereye.. sonra.. benim gibi paniklemiş olanlara da duyurulur ki, istanbuldan doktorumuzla konusup bunun kronik ve bu dönemlerde normal olduğunu ve fitil kullanmak için en az 5 gün beklemek gerektiğini sizlere de bildirir, sabrın sonunun da selamet olduğunu söylemekten emnun bi halde diyorum ki, 4. dün sonunda asayiş berkemal :))

evett.. ne diyordum ben :)) başladım bende baksanıza halime.. kendi kendime güler durumdayım :)) kendimizi oğluşumuzun kakasına endekslemişiz gibi :)) yaptı mı, yapmadımı? en son ne zaman yaptı.. nasıl yaptı.. rengi nasıldı? herhangi extra bi durum varmı yok mu? hadi oğluşum, rahatla annecim mesajları ve hatta masajları karnımıza yapılan :) yapta nereye nasıl olursa yap sözleri.. kirletilen onca çamasır ve benim kendimden hiç beklemediğim bi halde sarfettiğim, sen rahatlada nasıl olursa lsun en yıkarım, temizlerim sözlerim :) ve babanın parasının icine m.çma durumları :)) hahaha.. ne poktan mevzulardan bahsediyordum :)) anlayın nasıl dert etmişim kendime :))


sonraa...büyüyoruz demiştim dimi?! :)


ufaktan gülücükler atmaya başladık biz biliyormusunuz :) henüz sesli kahkalara geçmedik ama bizim oğluşumuz sıkıştırılmaktan büyük zevk alıyor.. ne zamanki ellerini kollarını sıkıstırsak, bacaklarını karnında bastırsak, gülücükler atmaya başlıyor..şu son 1 haftadır da yeni yeni ellerimizi keşfediyoruz :) o kadar komik bi hali varki anlatamam.. ellerini kollarını sallayıp dururken, burnuna cok yakın olan elini fark ettiğinde, gözler şaşı bi halde kitlenip odaklanıveriyor.. bide meraklıyız.. herbi yana bakmak istiyoruz.. ozellikle de karnımızı doyururken.. dışarıdan gelen seslere de kesinlikle kayıtsız kalamıyoruz..artık o an her ne yapıyorsak, ara verip, hemen kulak kabartılıveriyor.. birde tam uyurken götürüp yatağına yatırıyorum, o an uyuanıyor çakal.. anlıyor herhalde kucaktan bırakıldığını.. ve yok burda yatmak istemiyorum hele uyumayı hiç istemiyorum, bak nasıl zindeyim der gibi kafasını bi sağa bi sola bi sağa bi sola durmaksızı çevirip duruyo :)) cok komik oluyo gerçekten :))

hatta son 2 haftadır, hafta sonları babamızla beraber dısarı cıkıyoruz.. henüz ben tek basıma dısarı cıkartmaya cesaret edemedim.. gerci cesaret değil.. ben daha alışadım kendi uykusuzluğum ve miskin halim yüzünden evden cıkmak zor geliyo.. dısarsıda soguk olunca oyle tur falan atılacak durum olmuyo anlayacağınız.. fakat babamız yanımızda olunca, hem arabayla bizi istediğimiz yere götürüyo, hem dısarıya cıkarken bize destek oluyo, hem alışverişimizi yapıyoruz, hemde gene babamızın sansına geçen hafta sonu hava biraz olsun güneşliydi burda da rahat ettik :) yoksam rüzgar alıp götürüveriyor herseyi :/

2 hafta once işte, Turtle lake'e gittik.. söyle bi tur attık.. sehirde kar yoktu ama bi bakarmısınız yine sehrin icinde, sadece rakım olarak daha yüksek olması sebebiyle oranın haline :))


ortada görmüş olduğunuz küçük bir göl.. yazın bura bazı akıllılar kirli olmasına rağmen girip yüzüyorlar.. ve simdiyse tümüyle donmuş.. hatta üstünde ayak izleri bile var :))





Geçen hafta sonu da Çavçavatse'de söyle bi yürüyüs yaptık.. ii geldi bana da :)) darısı bu hafta sonunun basına :) yani yarııınn :)) yuppii :))

herneyse.. şimdilik bana müsaade.. gidip hazırlanmalıyım.. oğluşta uyanır.. ben onu beslerim.. giydiririm.. sonrada doktoraaa :))

Tuesday, January 29, 2008

Efe'den ve annesinden inciler ;)



Ne yazık ki, uykusuz gecelere ve yorgun sabahlara henüz alışmış değilim.. Evin içerisinde dumur vaziyette dolaşıp duruyordum.. yani daha dün’e kadar öyleydi.. üzerimde, üstümden bir türlü çıkarmayı başaramadığım pijamalarım, bir eşofman yada hamilelikten kalma pantolonlarımla.. Fakattt... şimdi mutluluğuma diyecek yok.. sonunda, doğumdan sonra giyerim diye getirdiğim ve hamile kalmamla aynı zamanlara denk gelerek aldığım ve doyasıya giyemediğim kot pantolonuma sonunda girebildim J

Ve bu da bana yetti diyorum ben.. biraz daha vücudumu forma sokarsam, hiiçç ama hiiiçç kilo vermeye niyetimde yok J hayatımda ilk defa 60 kiloyum ve inanırmısınız mutluyum J

Ne kadar garip insanlar kilo aldıkça üzülürken ben aldım diye seviniyorum.. ne olur kimse bana gücenmesin ama ben sonunda normal hale geldim.. evlenirken, çop adam gibi olduğum için, sonunda KADIN formuna girdiğim ve artık cocukluktan bir parçada olsa kurtulduğum icin mutluyumm :)

Gerçi, bu durum ne kadar böyle devam eder orası da meçhul :)

Çünkü, kendini kaybetmiş bir ben var artık karşınızda.. düşünebiliyor musunuz, daha hadi doğsun, babası gelmeden gelmesin dediğim oğluşum aramızda ve taamm 1 aylık oldu..

Günler nasılda geciyor.. inanın su gibi..
Ona her bakışımda “nasıl yani” diyorum.. “suracıkta yatan, kucağımda tuttugum minik adam benim oğlum mu?”

Biliyorum.. herkesler merakta.. nasıl bir cocuk, neler yapıyor.. ben neler hissediyorum..


Hem sizlere anlatıp hemde ileride kendime mutlulukla okuyacağım hatıralar bıraktığım su satırları bile yazamıyorum son zamanlarda..

Bizim kücük kuzumuz, annesini öyle coookk mesgul ediyor ki :) daha simdiden kelimenin tam anlamıyla “sömürdü” beni desem yeridir. Aslında henüz neler olup bittiğinin farkında değilim ben.. bu bile bana fazla geliyor belki ama, 1 hafta sonra babamızın yanına gittiğimizde, ve oğluşumla 3 başımıza kaldığımızda çıkacak işin kokusu biliyorum :)

Şimdilik rahatız.. anneannemiz, dedemiz, dayımız, büyük dedemiz hep yanımızda.. kucaktan insekte, inmeye fırsat bulamıyoruz aslında ;) hele birde büyük halamız, teyzelerimiz geldi mi keyfimize diyecek yok anlayacağınız..

Annem.. babamız gitiğinden beri bizimle yatıyor.. geceleri de rahatız anlayacağınız :) yani rahatım :) Annem sağ olsun.. ben besliyorum, geri kalan işler anneme ait..

Zaten büyük bir mutlulukla, ilk torun sebebiyetiyle, ayakları henüz yere inmedi.. bana bile vermiyor oğlumu desem yeridir :) şimdi böyle soylediğim için alınır gene benim canuuumm annem :) son zamanlarda iyiden iyiye tartışır olduk bunları.. her ikimizinde alıganlığı üstünde sanırım.. ee.. kolay değil tabii.. evde hiç kimse kücük bey’den ayrılmak istemiyor :)

Yok sen benden daha cok aldın, yok sen bana hic vermiyorsun.. bana hic bisi demeden aldın gittin falan diyorum ben.. sonra ben bir tek beslemeye yarıyorum diyorum.. kızdırıyorum annemi.. ben diyorum ne biçim anneyim.. besliyorum baska bisi yapmıyorum.. ben iyi anne değilim falan :) tabii bunları soylediğim zaman darıltıyorum annemi.. ahh ahh.. ben bi basıma kaldığımda neler olacak.. şimdi rahatım tabii.. besleyip verdim mi anneannesine, devirip popomu yatabiliyorum.. ohh ne rahat.. uykum varsa uyuyorum, karnım açsa oturup yemeğimi yiyorum.. nasıl olsa anneannemiz var.. ver anneannesine baksın :) ohh.. paşa.. yani ben :)
Bu rahatlık sonra batacak bana biliyorum da ondan boyle yapıyorum aslında :)

Annemde buna karsılık, biz gideceğiz, uzak kalacak torunundan diye içine sokup duruyor oğluşu:) haksızda değil hani.. kolay değil hiiiiçç... üstüne birde ayrılık girecek araya.. o konuya hiiçç bulaşmıyorum şimdilik..

Dun de anlaşma yapıyorduk annemle..
Yok yarısı senin yarısı benim. Gel paylaşalım.. %60 ı senin %40 ı benim :) ben kabul etmedim.. %70 benim.. bu seferde annem olmaaazzz... paylaşamadık.. ben basta %50 ‘ye bile kanaat getiremezken, onu ben doğurdum, 9 ay çektim die anlatırkene, annemde ben seni tasıdım o kadar, üsünede bu yasa getirdim deyince, o zaman ne yazık ki söyleyecek sözüm kalmadı.. baktım benim oğluş, tümüyle anneannesinin J Tüh. Keske yanasaydım %50 ‘ye ;)

Ahh ah neler anlatacaktım da nerden nereye geldim.. aklımda yazarım diye tutuğum her birsey birbirine girdi :)

Böyleyken böyle işte..

Bizim kuzudan bahsedelim birazda.. tüm merak edenlere ;)

Yaaww edicem de.. bi MAASALLAH deyin bakiym :)

Korkuyorum valla anlatmaya.. öyle cok nazar değiyorki son zamanlarda.. ne zaman güzel birseyleri anlatsak birilerine, bir bakıyoruz değişivermiş.. o güzel dediklerimiz gitmiş, bizimkisi bizlere azaplar çektirtiyor :/

Allahımıza şükürler olsun, hersey yolunda.. yavas yavas oğluşumla birbirimize de alısıyoruz :) ama beyefendi, annesini bayaa zorlayacağa benziyor.. demiştim ya kilo aldım vermem insallah diye, bizimkisi bana bu kiloları verdirtir :) kıpır kıpırız maasallah :) altını bilem değiştirmekte zorlanıyorum.. bacaklarımızı ne yazık ki düz tutmuyoruz.. düz turarsakta, kırmıyoruz.. yani işin açıkçası biraz inatız.. eehh.. bu inatlık nerden geliyooo!? Hiiiçç oralara girmeyelim J birincisi bildiğiniz üzre, babamız oğlak, dayımız oğlak, biz oğlakız.. annemizden de biraz karadeniz inadı.. heh.. oldumu sana tam bi oğlak.. yani oğlak ne? Tam bir keçi :)

Bu arada yatmayı hiiçç sevmiyoruz.. illa ayakta gibi duracağız.. yani dik :) kucakta olsak bile bu böyle :)

Yüzükoyun yatmayı da cok seviyoruz.. kafamızı kaldırıp duruyoruz.. ayaklarımızı da hareket ettirip duruyoruz.. biz yakında emekleriz :)
Aman aman.. öyle cokta cabuk emeklemesin.. yanmışım, mahvolmusum ben demek istemiyorum öyle erkenden ;)

ee.. Tam sıpa işte..ne zaman ki, sinirleri alt üst olmuş, kızdırmışız bey efendiyi, isterse yapamayacağı sey yok bizimkisinin..

Hee.. sıpa dedim de.. yok yok tam tosbik bizimkisi... o yuzden de şu bizim bi aralar fellik fellik arandığımız lakap konusuna bizimkisi doğar doğmaz noktayı koydu.. anasının babasının zuzusu, minik kuzumuz, tosbaa teyzesini dinleyip tosbik olmaya karar verdi..

Kucağımızdaki durusu ile beraber, her kim ki Efe’mizi görse, tosbik bu yaw diyo..
Teşekkurler tosbaa teyzemize.. :)

Böyleyken böyle işte.. tosbik’imiz yaşından daha doğrusu 1 aylık kücük tosbik olaraktan kendisinden beklenmeyecek bir hareketlilik icinde.. ben ilerisini dusunmek bile istemiyorum.. dusunsenize ayaklanıpta yürüdügünü.. ben artık pesinde kosturup dururum :) Dayısı kılıklı.. oturamıyor k.çının üstüne..

Şimdilik benden bu kadar ;) tosbikim beni bekler.. babamızın yanına gidince, evde bi basımıza kaldığımızda, kimselere anlatamayacağımız icin Efe’mizin yaptıklarını, bulmayınca ev halkını yanı başımızda, benim de çenem düşer, anlatırım herseyi daha da fazla.. anneannemiz merak eder, okur burdan nasıl olsa ;)


Tuesday, January 22, 2008

YAZIIIIIKKKK.. hemde cook yazıkk!!

Kelimeleri nasıl toparlayacağımı bilmiyorum..

Daha birkaç saat önce sevgili Koyubeyaz'ımın sayfasında Archisugar'ın basına neler geldiğini öğrenmiştim.. tam da fırsat bu fırsat oğlusumda uyumuskene güzel bir uyku çekme planı yaparken, içimden gelen sesle yermden kalkıp bilgisayarın başına geçtim..

başladıımmm arama yapmaya.. acaba benim yazılarımı da kendi yazısı gibi kullanan -kusuruma bakmayın ama -sapık- kisilikler varmı diye..

sapık diyorum.. cunku böyle birseyi yapmak bana o kisinin hayatla ilgili sorunları olduğunu, olabileceğini düşündürüyor sadece.. bir kisi, bir baskasının yazılarını, hatta hayatını ancak boyle bir durumda benimseyebilir bence.. tabii buna benimsemek denilirse?!

nasıl olurda insanlar baskalarının kelimelerini kullanmaktan zevk alırlar anlamıyorum?! hangi zihniyet buna izin verir..

ee.. tabii burası internet ortamı? kim bilebilir ki gercekten kimin o yazıları yazdığını?!

düsünsenize.. yüreğinizden, benliğinizden gelerek döktüğünüz kelimeler, bir başkası tarafından sahiplenilmiş :( ne kadar üzücü.. ne kadar gönül kırıcı..

her iki taraf açısından da !!

bir yanda birşeyler paylamak uğruna şevki, yazma isteği kaybolmuş bir insan, diğer yanda başka birisinin becerisiyle biryerlere çalışan bir .... birr.. -kusuruma bakmayın kelime bulamıyorum.. -

hırsız belkide.. küçülmeye mahkum.. gurur duygusu olmayan.. duyguları olmayan..

bilmiyorum.. hic birsey bilmiyorum ve gerçekten sinirlerim bozuluyor..


veee.. ben..

benim yazılarımı alıpta kullanan birileri var mı yok mu tam olarak bilemiyorum.. karşılaşırmıyım bir gün onu da bilmiyorum.. aramalı mıyım onu da bilmiyorum.. aramamak için kendimi ne kadar dizginleyebilirim onu da bilmiyorum..

ama, herkesin bilmesini istiyorum ki,

bloğumun başında yazan başlık daha öncede anlattığım gibi Güjdat Gezen'in kitabının adı gibi dursada,

Ağlama Palyanco Makyajın Bozulur kısmını ben bulmuştum ve böyle büyük bir ustayla da aynı seyleri hissedebildiğim icin kendimi sanslı hissederek, hiç çekinmeden yazmıstım koccaman harflerle.. hatta daha kitabı okuma fırsatım bile olmadı..

FAKAT,

sonrasında gelen dizeler, kimi internet forumlarında Müjdat Gezen dizeleri gibi kimilerinde de yazanların kendi sözleriymiş gibi gösterilsede, bir blogger'ın bloguna post olmuş olsada..ki bundan mutluluk duyardım nereden alıntı olduğu yazılmış olsaydı..

Tüm gerçekliği ile Ben PALYANCOO'ya aittir..

Bir kez daha tekrarlıyorum.. Tüm gerçekliği ile Ben PalyaNco'ya.. içerisinde N harfii olan.. uzunnn upuzuuunn bir NNN..

Tıpkı, PALYANNNNNCOOO der gibi.. tüm imla kurallarını hiçe sayaraktan.. bir usta'nın kitabında olması ihtimali sıfır'a yakın bir yazım hatasıyla.. ki o dizeler alıntı olmuş olsaydı, kitabı okuyan birisi o dizelerin kitapta geçmediğini çokta iyi bilirdi!!!

Friday, January 11, 2008

Mutlu yıllar babaların en tatlısı :))


Biricik baba'M :))

bu senin ben doğduktan sonraki ilk doğum günün..
senin için bir yaş daha büyümüş olmak neyi ifade ediyor bilemiyorum ama, benim için senin varlığın dünyadaki herşey'e bedel...

Daha benim nasıl bir çocuk, nasıl bir bebek olacağımı düşürken siz anne'mle, senin sevgini ve şefkat'ini herdaim üzerimde hissedeceğim bir dünyaya merhaba dedim ben, tam 17 gün önce..

biliyorum ki, sen herzaman benim yanımda olacaksın.. uzakta olsan da, varlığın her zaman benimle olacak.. belki ben sana bu zamana kadar yaşamadığın en büyük korkuları yasatacağım..özür dilerim şimdiden bu korkular icin.. ama bilki korkudan cok, en .. en büyük mutlulukları hissettireceğim sana...

Simdi, sana 'Baba' diyebileceğim anları bekliyorum ben.. göğsünde uyuyacağım.. orda huzuru bulacağım anları.. hafif hafif yürümeye başladığımda, kollarımı yukarıya doğru uzatıp, al beni kucağına diyeceğim zamanları..

sen daha ben doğmadan sevdin beni.. bende seni..

ve ben.. ne yazık ki şuan senin yanında değilim.. ama biliyorum ki sen herseyinle benim yanımdasın.. her zaman olduğu gibi..

Bu arada Anne'mde seni sevdiğini söylüyor.. öptüğünü.. ben şimdilik öpemiyorum ama kokladım tenininin o eşsiz kokusunu.. beynime kazıdım baba kokusunu.. gitmeden önce kulağıma söylediğin şarkılar, ninniler hala aklımda..

sen hiç merak etme babacım.. en kısa zamanda bizde anne'mle beraber yanında olacağız.. seni hiiiççç bırakmayacağız..

Biz gelene kadar oralarda kendine cok cok iyi bak tamam mı?! biz geldikten sonra da bak :)) çünkü bizim sana hep ihtiyacımız olacak.. aldın başına bizim gibi tatlı belaları :))

Doğum günün kutlu olsun babacım.. daha nice yıllara bizimle beraber..

Nar tanen, nur tanen.. biricik oğluşun Görkem'in Efe'n :))

Tuesday, January 08, 2008

Duygusalım duygusal...

Duygusalım.. hemde alabildiğine duygusal..

Biliyor musunuz?! yalanmış insanın hamileyken duygusal olduğu.. kim bilir belkide benim için öyleydi ama genede yalanmış işte..

şimdi kelimenin tam anlamıyla tavan yaptı bendeki duygusalık halleri.. en ufak şeyde dökülüveriyor yaşlar gözümden.. boğazımda bi yumruyla dolaşıyorum adeta..

kızmıştım kendime.. neden hiç ağladım.. neden hiç ağlayamadım onu kucağıma aldığımda.. neden hiiiçç korkmadım o odaya girerken.. neden içimde en ufak bir telaş olmadı.. neden merak etmedim herseyiyle sağlıklı mı diye.. neden hiç aklımdan geçirmedim, geçiremedim bakabilir miyim diye.. ellerindeki, ayaklarındaki o küçücük parmakları saymadım kucağıma verdiklerinde.. neden yanımdan götürmelerine izin verdim.. aklanıp paklanıp gelmesini neden bekledim.. neden 'durun!! ilk ben kucağıma almak istiyorum' diyemedim..


sustum.. kelimeler dökülmedi.. dökülemedi.. sanki o an orada anne olan ben değildim.. anne olmak nasıl bi duygu bilemedim.. bişeyler olmuştu.. karnımda bana paso tekmeler atan, her harektini hissettiğim o ufacık şey.. neler olduğunu ben daha anlayamadan akıp gidivermişti içimden.. o anı hissetmek.. içinin bir anda boşalıvermesi.. o gergin göbişin, bi anda bomboş kalışı.. sanırım ben o an karnıma dokunup durduğumdan, algılayamamıştım olan biteni..


Sesini duymak istiyordum.. o ilk ağlamasını.. ve sonra da sadece yüzünü görebilmek.. uzaktanda olsa bi kerecik yüzünü görmek.. ve eşimin yüzünü.. hala ayaktamı.. neler hissediyor anlayabilmek bulunduğum noktadan.. kendi içimdekileri bi tarafa bırakıp, onun neler düşündüğünü, aklından geçenleri okuyabilmek.. gözlerindeki nemi görmek..


ya ben.. sadece gülüyordum işte.. aptal aptal belkide.. neden ağlayamıyorum ki diye geçirerek içimden.. neden içimde en ufak bir duygusallık yok diyerekten..


hani insanlar o an ağlardı.. hani gözyaşlarına sahip olamazlardı.. vardı bi gariplik bende.. zaten evden çıktığım andan itibaren, gülüyordum ben.. oyun gibiydi sanki herşey.. o gün olan 8 sezeryan doğumdan sonra, benim normal doğumum tüm hastane personelinin de ilgisini çekmiş olacaktı ki, o kücücük odanın kapısı bile içeriye sığışmayan kalabalık ve havasızlık sebebiyle açıktı.. Andy'm başımın ucunda.. annem odanın acık kapısının hemen dışında.. elimi tutamadı sevgilim.. aramızda koccaman bir serum şişesi, elimin üstünde iğne.. ama oksadı başımı uzanaraktan.. güç verdi bana en zor zamanlarda..


herkes bi sohbet halinde.. sanki orda doğum falan yok.. hissettiğim ama hissedemediğim ağrılar.. benim hatırlatmam sonrasında gerçekleştirilen, unutulmuş bir epidural anestezi.. gülen bir ben.. bu kadar güle oyaya doğuma gidilirse, kim anlayabilirdi ki yapılan herseyi hissettiğimi :)) yoksam söylemesemiydim!? epidurale ne gerek vardı ki :))

ya simdi.. simdi ne kadar korunmasız ve sevgiye, sefkate, ilgiye muhtaç olduğunu görmek o küçücük bedenin..

Sunday, December 09, 2007

Ne çok şey varmış anlatacak ;))

Yine araya bir sürü zaman girdi. Bense içimdekileri, yüreğimde yaşattıklarımı, bundan da öte yaşadıklarımı anlatmaya bir türlü fırsat bulamadım..

Ardı arkasıya yaşanan üzüntüler, küçük mutluluklarımı anlatmaya ve Palyanço benin palyançoluğunu ortaya çıkartmasına engel oldu ne yazık ki :(

Ama buradayım işte.. Hatta yoğu istek üzerine ;)

NOT : bu notu buraya yazım bittikten sonra yazıyorum.. okuyabilirmisiniz bilmiyorum ama umarım sabredebilirsiniz.. gevezeliğim tuttu sanırım, fazla uzun oldu :))


Olup bitenleri anlatmadan önce, Allah'ıma şükürler olsun demek istiyorum. Anneannem şükredildiği zaman, şükredilen şeyin daha da arttığını söylemişti.. Ve şükürler olsun diyorum ki; babamın sağlığı şimdi çok daha iyi.. Hatta tam "dede" kıvamına geldi diyebilirim :))

Ne komik değil mi? Dede kıvamı :)) Sankik kek, çörek yapıyorum :)) Yaa.. gülmeyin ama gerçekten öyle ;)

Yatmaktan iyice bunaldığı için, bir kolay sinirlenip söylenmeler baş gösterdi babamda.. herşeye bir kulp takıp, 'amaaann' demeler.. ve tuz biber misali üstünede karadeniz inadımızda katılınca ayrı bir tatlı oluyor yanii :)) ama tüm bu hallerimiz Annem'e ;) her ne kadar arada şakanın dozunu kaçırsada, bi onun bu hallerine güldükce, O'da gülmeye başlıyor ve çaktırmayın, eğleniyrum babında da mutlu oluyor :)) Birde üstüne yaşlandırdınız beni, dede yaptınız sonunda demekten de kendini alamıyor :D

Eskiden olduğu gibi babişkom gene line çekicini, tornavidasını da almaya başladı ufaktan.. kimin içiiinnn.. tabiki torunu :) Öyle güç gösterilerine girmeden tek tük birşseyler yapıyor olması onu mutlu edip hayata bağlamasından daha da fazla iyi geliyor bizlere aslında..

Bildiğiniz üzre, İstanbul'da olmamın ve hatta uzun bir süre daha burda ve Andy'mden uzak kalacak olmamın bir sebebi de doğum iznimiz...

Şimdi baba-kız karşılıklı koltuklarda boylu boyunca yatışıp duruyoruz.. Ay Efe beni ne hallere soktu, yok ayağını cıkarttı, yok dirseğini bastırdı, yok hıçkırık tuttu, yok öyle yok böyle derken geçiriveriyoruz günleri.. Karnıma her baktıklarında da gülme krizlerine giriyor bizimkiler.. Bizimkiler dedimde tabiiki başta annemle-baam ama bunun ardı arkasıda kesilmiyor tabi.. ne olacak benim karın karın değil ki!! kimsecikleri 8,5 aylık hamile olduğuma inandıramıyorum.. yok diyorlar sen karnına top koymuşsun.. Acıpta gösterdiğimde de, açma.. sakla oluyo :)) Eee.. ben başka nasıl inandırıcam sizleri orda top saklamadığıma dair :))



Evet.. nasılda geçiyor zaman.. Babişko ameliyat olalı 1 ay'ı geçti ve bende dolu dolu 1 aydır burdayım..

Dediğim gibi, bu süre zarfında babamın kendini yavas yavaş daha da iyi hssetmesiyle, bizlerde oğluşumuz için alışverişlere çıktık tabiiki.. Eh.. birçok seyi de kısa zamanda yoluna koyduk sayılır.. gerçi, öyle büyük hazırlıklarımız yok.. oğluşumuza özel bir oda falan hazırlamıyoruz.. eh.. bi İstanbul'da, bir Tiflis'te olunca.. vee üstüne orada da ne kadar kalacağımız belli olmayınca, herseyi taşınabilir ve portatif tarafından halletmeye calıştık bizde.. ilk 6 aylık kıyafetleri, battaniyeleri.. tabii bu hususta annemin uğraşlarını da göz ardı edemeyeeğim.. Torunu için, hatta benim için gereken herseyi kısacık zaman içerisinde tamamladı canım annem :) hala da dikiş makinası salonun dip bir kösesinde acık vaziyette :)) Hee.. bu arada söylemeden edemeyeceğim, bende bir iki salya sümük mendili için Efe beyimizin kenar oyası neyim yaptım hani.. bayaa bi zorlandım ve biraz yamuk yumuk oldu ama oldu :))


Ne dicektim ben.. heh.. kısa zamanda o alışveriş meselesini hallederken tabii ben karnım burnumda, ağır aksak hareket etmeye başladığım için, uzun yürüyüşlerden de nasibimi aldım.. Gerçi gene yürüdüm yürümesine de, son 1 haftadır, hem karpuz hemde Efe bey'i büyütmekle meşgul olduğumu söyleyebilirim..Çünkü geçtiğimiz salı günü doktor amcamız kızdı bize :/

Sebebine gelince...o kadar yürüyüşün ardından, üstüne üstlük pazartesi aksam üzeri de bir küçük taihsizlikle, korku da atlatıverince, oğluşumuz erkenden gelmeye kalktı :/

Bir insan oturduğu yerden kalkarken, kendi eşofmanın paçasına takılıpta, ellerinin üzerinde düşebilir mi?!

Cevap veriyorum.. Evet.. düşer!! Şekil 1-a olarakta kendimi tek geçiiyorum bu hususta :(

Gerçi cok hızlı bir düşüş olmadı ama korkum hem bana hemde oğluşuma yetti de arttı bilem. Hissederken varlığını bir anda karnımın içine çekildiğini farkettim.. Sanki Efe'm beni terk edip gitmiş gibiydi.. Uzanıpta konusurken, 'hadi oğlum hareket et diye dualar ederken bulduk kendimi.. Aşırı hareketliliği ile taa göbişimin üstünde her bi tarafını görebildiğim ufaklığım, şimdi ellerimle bile hissedilemez olmuştu.. Arada böyle minik minik hareketlerini hissetsemde ne yazık ki bana yetmemişti.. ve tüm gece de yetmedi :(( içim içimi yedi :(

Ertesi günü doktorla olan randevumuz, annemin telkinleri ve eşim, canııımm Andy'min nette kameranın diğer ucundaki rahatlığı ile korkmuştur O'da, çekmiştir kendini demesi az buçuk telaşımı almıştı ama garip bir hismis annelik.. ilk defa anladım desem yeridir :)

Bütün gece, uzun zaman aradan sonra, beyinen olmasada bedenen en rahat uyuduğum geceydi. Aklım oğluşumdayken, bedenim ondan çoookk uzakta gibiydi.. Sabah'ta anı telaş vardı içimde..

vee.. be endişelerimi benden uzaklaştıran şey, annemin 'Andy bugün burda' sözü oldum. inanmadım tabiiki.. bana o kadar çok süpriz yapan Anym'den böyle birşey gene beklenirdi de, bunu bana öyleyecekleri değil.. Bu seferde tam tersini yapıyorlar zannettim.. Ama gerçekmiş :)) İş sebebi ile Biricik kocacım 1 günlüğüne İstanbul'a gelmiş.. Böyle işe can kurban :))

Aşkımla ancak ikindi de doktorumuzun muayenehanesinde biraraya geldik :)) 1 aydan sonra.. ne kadar da çok özlemişim.. oğluşumuzda.. kalp atmlaı nasılda hızlıydı.. tabii o kadar yorgunluk ve özlem ; ne yazık ki atlattığımız korkuyla da birleşiverince.. Efem az daha kilolu olsaymış doktorumuz bizi direkt hastaneye göndertebilirmiş yani!!

Bu sebepten ötürüdür ki, ben artık yatay pozisyonda duracakmısım ki, oğluşumuz erken gelmesin.. Beymize kalsa 10 gün içinde geliverecekti de dediğim gibi biraz daha büyümesi gerek.. Biraz daha kilo almalı.. Hem babamızda ertesi gece gitti.. daha onu beklememiz gerek dimi ama:)) Oğlak burcu da olmak istiyoruuzz.. O zaman ne yapıyoruuzz?!? Doktor amcamızın sözünü dinleyip, ilaçlarımızı zamanında alıp bol bol dinleniyoruz..

hatta bu dinlenmelerin faydasını da gördük.. cuma günki randevumuzda hiç bir doğum belirtisi yani kotraksiyon mudur nedir işte ondan cıkmadı testlerimizde.. 18 aralıkta bayram oncesi olacak buluşmamıza kadar da aynı sekilde devam edeceğiz ve insallah babamızda 15 Aralık'ta yanımızda olacak :))

Zati ben şimdi kime dinlenmem gerektiğini söylesem "dinlen dinlen, bebiş gelince dinlenemeyeceksin" diyor.. Oğluşum sen izin vermeyecekmisin diyorum benim dinlenmeme.. uslu cocuk olacak bizimkisi diyorum da, kendi sözüme kendim bilem inanmıyorum :)) ben bi zir zop, duruduğu yerde durmaz, babamız başka bi hareketli, hele oğlan dayıya çeker diyorlar ya, o küçüklüğünden beri tıtısının üstüne oturamaz.. Heh birde babası ve dayısı gibi oğlakta olursa zateeennn.. yoook anacııımmm.. ben şimdi bol bol uyuyayım.. sonra bu iş nanay :))

Yaaa.. böyleyken böyle işte.. beni susturabilene ask olsun dedim.. dedim cunku buraya kadar tüm bu yazıları da okuduysanız size de 'helal olsun' :))


Şimdi merak edenlere küççü mennacık bikaçç bilgi daha :)) hala sabrınız varsa ;))

Bugün itibari ile 38 haftalık oldu Efe Beyimiz ve 2.300 kg dı geçen hafta ve 45 cm. tabii yanılma payları ile beraber ;)) Eğer 40 haftamız dolsun da günümüzde gelelim derse ki, insallah der :)) 01.01.2008 'de aramızda olacak oğluşumuz :) dediğim gibi süprüz yapmazsa :))

Bu arada benim icin bir ilginc deneyim daha yaşanıyor :))

İstanbul'da, kendimi bildim bileli yaşadığım ve gelin olupta baba evinden ayrıldım diyebileceğim yerdeyim.. Ama demiyorum :))

Bir zamanlar kardesimle ikimizin odasıydı burası.. Hatta öncesinde, hayal meyal hatırlııyorum ki, küçücük sobasıyla, kardeşim doğduğunda annem bu odada kalıyordu.. Pazara gitmek için, bizi evde ilk defa kardeşimle yalnız bıraktıklarında, kardeşim o eski hatta simdi yeniden moda olan parmaklıklı karyolasında yeni yeni ayakta durabilirken, onunla heçen işte şu camın ardından annemlerin gelişini izliyorduk beraber.. Sonra benim odam oldu sadece.. okula giderken, deliler gibi ders calıştığım ve hatta işte bu masada aldım bursumu dediğim babamın elleriyle özene bezene yaptığı masam sadece 2 gün önce dışarı çıktı odamdan.. Ardından ben gürcistan'a gidince, kardeşimin, yer yer anneannemin odası oldu, oyle anıldı.. Ne zaman ki ben tatil için bile olsa geri gelsem, ismi karışır oldu..

Vee.. şimdi.. Genç kızlığımın bu küçük odası, içine yerleştirebilmeyi başardığımız çift kişilik bir yatak, yıllarca kütüphane olarak kullandığım ve simdi beyimizin kıyafetlerini saklayacak bir tahta dolap ve oğluşumuzun minik karyolası ile beraber, artık bizim odamız oldu :))


Zaman bu kadar hızlı akıp giderken, çok yakında burası Efe Bey'in odası olarak varlığını idame ettirecekmişe benziyor :))

Monday, November 26, 2007

korktum.. korkuyorum.. korkmak istemiyoruuumm..

Çok korkmuştum.. ve hala da korkuyorum... ama biraz ;)

Zamanın bizlere gösterdiği onca gariplikten sonra, şimdi hayata biraz daha umut dolu bakabiliyorum.. eskisi gibi..

Herşeyin çook daha güzel olacağına inandırmaya çalışıyorum kendimi.. Başaramadığım söylenemez, ama tam olarak başarılı olduğumda :(

Ağlamakla gülmek arasında bir yerlerde geziniyorum.. ve.. Ne içimden ağlamak geliyor artık ne de doyasıya gülmek..

Korkularım var derinliklerimde sakladığım..
Korkmakla korkmamak arasında bir yerlerdeyim adeta..

Ve..
duygularımı anlatmaya çabalıyorum.. Anlatmayı istemekle istememek arasında..

Çok korktum evet..

O koca adama birsey olacak die çok korktum.. Sevdiğimin yanından ayrılırken, ayrılmamayı istemekten korktum.. Ailemin yanına geldiğimde, gerçeklerle güzleşmekten korktum... O kargaşanın arasında bebeğime birşey olur die korktum.. Ardımda bıraktığım kocama, birşey olur die korktum.. Babam torununu göremez die korktum, eşim doğuma yetişemez die korktum.. korkuyorum...

korktum.
Evet şimdi hepsi daha doğrusu bir kısmı geride kaldı bu korkuların.. babam, koca adam cok daha iyi ve hatta zamanla cok daha iyi olacak.. Artık o eski korkularımızda kalmadı, içki, sigara falan.. Ne zaman emekli olacağını kara kara düşünürken babam, oluverdi işte.. güzel taraflarını görürsek eğer... Belki çok daha sağlıklı ve mutlu bir yaşam var önünde, önümüzde.. Geçirilirken o kritik ameliyat, o zor zamanlar.. şimdi fayasını göreceğiz belki tüm bu yaşananların..tabii Allah'ın izni ile..-ki bunu söylemeden tek kelime etmek istemiyorum artık-

Dede- torun..

daha ne güzelliklere yelken açacaklar, ne kapılar açılacak önümüzde.. kimbilir..

vee..

korkmuyorum artık eskisi kadar ama gene de içimde özlemeden de kaynaklanan, her ne kadar korkmuyorum desemde, bir endişe var işte..

Ya Andy'm doğuma yetişemezse ?! :((

Güzel şeyler düşünüp, zamanın güzelliklere gebe kalışını izlemek istiyorum.. Öylede yapıyorum ama.. ama demekten de kendimi alamıyorum aslında..

"Hayırlısı" demek geliyor yine içimden.. "Hayırlısı" ve "Allah'ın izni ile"

Herşey zamanında ve istediğimiz gibi olacak hayırlısıyla..
Yersiz olduğunu göreceğim tüm endişelerimin Allah'ın izni ile..

Thursday, November 08, 2007

Hayat..

içim çok kötü.. olup bitenlere aklım sırrım ermiyor ne yazık ki.. kendimi çok çaresiz ve ... bilmiyorum işte.. kötü hissediyorum..


hersey üst üste geliyor... once 2 büyük dayımı ve ilk okul arkadasımı kaybettim.. hemde 2 hafta içerisinde.. ve 1'de yeğenim oldu..


daha olup bitenleri algılayamamıstım ki, yasadığımız şehir karışıverdi.. haberlerde gözümüz kulağımız..Tiflis karışıyor gibi.. bundan 2 hafta oncesi de -bir cuma günü-işe gitmemiştik.. onlem olarak.. o gun, gözümüzde büyüttüğümüz bir gün gibi gelmişti.. ama ondan sonra yolların kapanması, parlamento önünde yapılan gösteriler..vs.. vs..

yağmurlu bir hafta sonu, maç izlemek için gelmişti arkadaşlarımız.. fırtınadan dönen çanak anten sonrası sessizlik içerisindeki sohbetimizi bölen patlamalarla, gene karışmıştı aklımız.. neydi o patlamalar.. havai fişek mi, yoksa silah sesi mi?! peki ya arkasından duyulan ambulans sesleri de neyin nesiydi!? pek anlayamadık isin gerçeği.. kimisi havai fisek dedi.. kimisi kışkırtmak için insanları.. patlatılan silahların sesi..

bir an önce gitmeliydim ben Türkiyeye.. peki ya sevdiğimi, kocamı ardımda bırakıpta nasıl giderdim!? neden herseyi bu kadar büyütüyorduk ki?! tabii ya ben hamileyim ve kacıp kendimi kurtaramam kotü bir durumda.. peki ya hayat neden bu kadar doğal, herşey neden bu kadar düzgün etrafta.. bir yerde isyan, diğer yanda hayatlarına kaldıkları yerden devam eden insanlar.. doğrusu ne?! neler oluyor.. yada neler olacak?! akıllar gene karmakarışık :/

vee...

geçen Çarşamba..

hayatımda bir dönüm noktası yeniden.. mutluluğumun hüzünle buluştuğu yeniden..

Doktora gitmiştik sabahtan Andy'mle.. rutin 32. haft kontrolleri için.. elindeki eski usul bir aletle, dinledi karnımı.. bebişimizi.. herseyin normal ve yolunda olduğunu soylemişti ne güzel.. ardından da testlerimizi yaptırmıştık.. diyordum benimkisine.. daha yanında kalabilirim diye..

sonra okula gittik.. son bir kez.. gidip Diplomamı almak üzere..

Mezun oldum sonunda... yıllardır 2 yıldan fazla bir okula devam edemeyip, oradan oraya sıçrayan ve mühendis olabilmek için şu yasına kadar çırpınan benin hayalleri sonunda gerçekleşmişti işte.. bir yandan anne olma yolunda uygun adımlarla ilerliyor, diğer yandan da diplomamı almanın sevincini yaşıyordum..

yolda gelen telefon.. bizi öğleden sonra işe gitmekten alı koymuştu yine.. yine karışmıştı etraf ve gelmeyin diyordu yeni müdürümüz.. dosdoğru eve gidin diyordu.. fırsat bu fırsat, kociş bana kalmıştı işte..

mutluydum.. ama Adny'me birşeyler olmuştu gene.. Tek istediği beni İstanbul'a göndermek olmuştu.. sen git deyip deyip duruyordu.. karıstı etraf.. ben seni bu gece göndereyim diyordu..

ben gitmem.. sen beni sevmiyorsun.. beni başından atıyorsun.. sen oğluşunla bizi istemiyorsun diye veryansın ederken, o'nun dudaklarından sadece GIDIN, GIDIN kelimesi dökülüyordu..

ben bu kelimelerin.. o an benim için, ailem icin bu kadar önemli olduğunu nerden bilebilirdim ki?!

öğrendim.. mutluluğumu annemle palyaşırken öğrendim.. ben şen sakrak olan biteni anlatırken, annem Andy sana söyledimi demişti.. Neyi söyledimi!? gene neler olmuştu.. neler oluyordu!? gözleri 'hayır' derken söyleyemedim demişti diğer yandan Andy'm..

BABA'M.. babam hastaydı.. hastalanmıştı.. baygılık geçirmiş?! neden?! nesi varmış.. anlatılan bir iki ufak şey.. hamileyiz ya.. kimse bize anlatmıyor olup bitenleri.. anlatamıyorlar belkide.. hamilelik ve Gurbet Kuşu olmanın getirdikleri bu bana.. belkide benden götürdükleri..

Aklımdan geçenler.. ben hiçbirseyden haberiz, mutlulukla, gülüp eğlenirken, o anlarda ailemin yaşadıkları..

ben gülerek anlatırken bir kağıt parçasının başarısını.. hayatın acımasızlığı..

babam iyi olduğunu söylüyor sonra.. ben geçirdiği rahatsızlığı bilmiyormuş gibi yapay mutluluk nidaları atıyorum telefonun bir ucunda.. çaktırmamak var bildiğini.. oysaki biliyormus bildiğimi.. beni bekliyorlar 20 kasımdan sonra yanlarında.. hastanedeler ve acil ameliyat olacak babam.. ya o gece ya da bi gün sonra..

anlıyorum o Gidin kelimesinin ardındakileri.. o geceye bilet bulma çabalarını.. o gece bilet yok oysaki.. ve ben.. uzakta.. kalmakla gitmek arasında..

haber verecekler bana ameliyat olacagı zaman.. bekliyorum ellerim kollarım bağlı..

sabah aramıyorum erken.. evde ve yalnızım.. gene gitmemişiz bayanlar işe.. erkekler topluca gitmişler her ihtimale karşı.. bekliyorum.. 2 saatlik zaman farkınıda hesaba kataraktan..

sonra arıyorum.. sabah 9 Türkiyede.. 11 olmuş Tiflis'te.. kimse bana haber vermemiş.. babam coktaaann ameliyata girmiş bile.. 5-6 saat sürmüş ve daha uyanmamış koca adam..

o gün nasıl gecti anlatmaya gerek yok.. ve o gece, daha doğrusu ertesi sabah İstanbul'daydım...


ve İstanbul'dayım..

Babam allah'a sükürler olsun cok daha iyi.. ama o başta anlattıkları gibi kolay değil yasananlar.. Sözler yetersiz içtekileri anlatmaya.. olaylar var belki kelimelere dökülen.. hisleri anlatmaya gücüm yetmiyor ne yazık ki.. bir kez daha o anları düşünmek gelmiyor içimden..

sadece yasanan tüm zorluklara rağmen, şu an Babam'ın yanımızda olduğunu bilmek yetiyor bana.. bundan sonrasına da umutla bakmak istiyorum..biliyorum ki, olup biten hersey, Allah'ımızın takdiri.. Dualarım hep, hayırlı'sından yana.. Yine Allah'ın izniyle olacak hersey..

Ama,

Artık.. mutlulukların hüzünlerle bölünmesini yasamak istemiyorum.. Önümüzde çok daha güzel günlerin olduğunu hayal edip, geleceğe umutla bakmak istiyorum.. ..en azından bir müddet..bir müddet diyorum, çünkü biliyorum ki, hayat garip.. biz ne dersek diyelim..

Tuesday, October 23, 2007

HAYAT O KADAR GARİP Kİ...

Kelimeleri bir araya getirmekte çok zorlanıyorum.. Boğazımda bir yumru.. aklım karışık..

oysa eğlenceli bir sürü şey anlatacaktım hafta sonuna dahil.. daha verdiğim sözler vardı arkadaşlarıma.. sobelenmiştim haftalar önce..

Bu durumda ne denir bilmiyorum..

HAYAT O KADAR GARİP Kİ...

Sadece GARİP demek geliyor içimden.. ne hüznümü tam anlamıyla yasayabildim, ne de mutluluğumdan birşey anladım.. Allah'ın hikmeti belkide yasadıklarımız.. hayat dedikleri şey şu zaman..içinde bulunduğumuz mekan.. ne isyan edebiliyoruz doyasıya.. nede doyasıya sevinç cığlıkları atabiliyoruz şu zamanda..

Bir yanda Savas, diğer yanda Barış.. Hersey birbirine karışmış.. içimizi burkan bir sürü haber televizyonda.. Yaşam bir yanda, ölüm arkasında...

Dün akşam kurumadı bir türlü gözpınarlarım..

İnsanın canı acımayınca anlamıyor çevresinde olup bitenleri.. onca mehmetçik kapatırken hayata gözlerini.. bir an burkuldu içimiz o kadar.. el ele verip isyan ediyoruz olan bitenlere belki.. belki bi parça düğümleniyor boğazımız. belki birkaç damla akıveriyor gözlerimizden.. kimi zaman dayanamayıp, kapatıp televizyonu.. görmemeyi yeğliyoruz feryatları.. figanları..

ama..

ama değer verdiğin bi insansa kaybettiğin.. ilk okul sıralarında birlikte oturduğun.. birlikte okula gidip, birlikte geldiğin.. oyunlar oynadığın.. düğününde biz hic kavga etmedik demeyi düşünüp mikrofonu eline alıp, o cesareti kendinde bulamayan.. gözlerinden yaşlar akarak sana sarılan ve o kelimeleri sana fısıldayan.. bir gün o gelin olduğunda ben söyleyecektim onun söyleyemediği kelimeleri.. söyleyecektim.. eğer bir şansım olabilseydi.. eğer yaşam bir sans olsaydı.. Eğer, beyninde ortaya çıkan tümör, benim arkadaşımın hayatını bu kadar erken bir yaşta alıp gitmeseydi..

İsyan etmek istemiyorum Tanrım sana.. neden diye de sormak istemiyorum.. fakat elimde değil.. istemeden soruyorum işte...istemeden dökülüyor yaşlar gözümden.. istemeden...

ve İstemeden soruyorum yine.. Tanrım sen nasıl bir sabır verdin bizlere.. nasıl bir dayanma gücü.. nasıl bir yürek.. sen ne kadar büyüksün ki, karıştırdın duygularımı birbirine..

Bir yanda ölüm bir yanda yaşam..

daha 10 dk. olmamıştı bir hayatın bittiğini öğrenmem.. ve o on dakikada.. bir başka can geliverdi dünyaya...

Ben Teyze oldum.. Andy'mde Amca.. evet.. bizim Ege Bey'imiz beklenenden 13 gün önce açıverdi gözlerini..

sanki, üzülmemi istemedi Allah'ım çok fazla..

Koccaman bir adam olacak benim yeğenim büyüyüp.. insallah..

Şimdilik 3,850 gram ve 52 cm. Aldığımız haberlere göre ve ablamla konuşmamızın ardından öğrendik ki her ikisinin de sağlığı yerinde.. daha elimizde tek bir resim bilem yok ama sivri kafalı, pasti burunlu birşeymiş :) nasıl olursa olsun..sağlığı yerinde olsun.. hep sağlığı yerinde olsun.. yoksa gerisi boş.. sağlıklı, uzun bir ömür vardır umarım alın yazında.. Sevdiklerinle, Annenle, babanla beraber..

Her ne olursa olsun.. anladım ki,

Yüce Tanrım.. yinede en doğru olanı, hayırlı olanı veriyor biz kullarına.. daha fazla acı cekmeden arkadasım.. çektirmeden ailesine.. sevdiği kuluymuş aldı yanına... bizlere de yeni bir hayatı vererek söndürdü içimizde yanan ateşi..

Herseyin bir sebebi var... yasadığımız her duygu bizler için.. ve insan olarak.. söyleyebileceğimiz tek bir cümle kalıyor geriye..

HAYAT O KADAR GARİP Kİ...

Sunday, October 14, 2007

Hangi arada bitti bayram!?

Sevgili Zuzu'muzun ilk bayramıydı bu sene..

Öncelikle herkeslere mutlu ve huzurlu bayramlar dilemek istiyorum.. ama.. geç kaldım işte gene.. hiçç ama hiiçç keyfim yoktu bu bayram nedense :/ her defasında acıp acıp kapattığım bu sayfaya, yazacak birşeylerimde yoktu bu bayram...

hayat o kadar garip ki...

bir yanda gurbet.. bir yanda özlem.. diğer yanda, kavusulamayacağını bildiğin sonsuz bir ayrılık.. bayram sabahı aldığımız acı bir haber.. buruk olarak kutlanan bir bayram.. kutlandı denilirse..

evet bizler uzaktayız.. herşeyden uzak.. orda olsak ne değişirdi demek var.. ve sonrasında hayatın cilveleri diye bitirilen bir cümle.. hepsi bundan ibaret aslında.. hayatın bizlere cilveleri.. dünyaya gözlerini açanlar bir tarafta.. kapatanlar öbür..

Ah o eski bayramlar.. demek istemiyorum.. ama anladım ki, küçükten büyüğe herkes için eski'nin tadı heepp damaklarda kalıcak.. gelen gideni hep, ama hep aratacak ne yazık ki..

hani 'el öptük, herkeslerle bayramlaştık' falan diyemiyorum ben.. 'seker, çukulata ve tatlı yemekten helak oldum, miğdem altust oldu' falan da.. hatta yollarda perisan olduk, 'bu ne kalabalık'ta diyemiyorum..

bir tek bayram sabahı Andy'min elini öptüm o kadar.. kahvaltı sonrasıda değişik birseyler yaptık ve gene işe gittik :) ne kadar güzel değil mi?! güzel olan tek sey alınan kötü habere rağmen, büyüklerimizle yaptığımız kısa telefon konuşmaları.. seslerini duyduğumuz birkaç dakika..

yani..hersey çok kötüydü demiyorum.. sadece bayram mıydı değilmiydi ondan haberimiz olmadı o kadar.. yoksam hafta sonumuz iyidi, güzeldi işte..

arkadaşlarımızla bereber dısarda yemek yedik, cuma gecesi saat 10'da eve gelir gelmez yorgunum demesine rağmen, değişiklik yapma hevesiyle bir anda dolup taşan Andy'mle, hamile halime rağmen kolları sıvayıp, kafa kafaya vererekten evimizde köklü bir değişiklik yaptık.. koltukların yerleri değişiverdi gece yarısına kadar :))

cumartesi de her zaman olduğu gibi kahvaltı sonrası benimkisini yine işe postaladım.. gelincede her zamanki gibi bazarova -buranın pazarı- da bulduk kendimizi.. bugün de ev sahibimizin davetini kabul edip, ilk defa onların evine gittik.. değişiklik oldu en azından.. yeni insanlarla tanışmak fena olmuyor hele ki gurbetteyseniz.. bağ bahçe içinde, üzüm salkımlarının arasında olmak ve kalabalık bir aile ortamında olmakta cabası.. yanında da ramazan gibi mübarek bir aydan sonra ve bayramda şarap pek bize göre olmasa da.. nasıl yapılır öğrenme sansını yakalamakta var ;)




Her ne olursa olsun, canım yurdum Türkiye'mde, bizim aile toplantılarımıza benzemiyor burdaki hiçbirşey.. kalabalık aile toplantılarıyla birlikte kurulan upuzun sofralarda saatlerce süren sohbetlerdi en sevdiğim şey.. şimdi tadı damağımda.. gönlümdeki değeri daha da arttı burda.. hani keşke, o anların değerini bilmeyenler olsaydı benim yerimde aslında..


Şu anda da evde yalnızım.. saat 10 oldu gene.. bir yandan tv'ye bakıyorum diğer yandan da birşeyler yazmaya çalışıyorum işte.. Andy'm müdür olmanın verdiği sorumlulukları yerine getirmekle meşgul.. yemeğe davet edildi burda çalıştıkları bir firmanın yetkilileri tarafından.. bu hafta cok kızdırdılar kocamı ve simdi de affettirmek için kendilerini, birşeyler yapmaya çalışıyorlar.. benimkisine kalsa, ileride genel müdür falan olursa, böyle davetler daha da çoğalırmış.. en iyisi almayayım diyorum ben .. olmayı versin benimkisi de Genel müdür falan :)) işin şakası bir yana bende isterim kocam iyi yerlere gelsin, büyük adam olsun daa.. pazar gecesi de evde yalnız çekilmiyorki be kardeşim :(

Herkeslere..sağlıklı, mutlu en önemlisi de huzurlu BAYRAMLAR değil..

Herkeslere.. SEVDİKLERİYLE BERABER..Sağlıklı, mutlu ve en önemlisi de huzur dolu NİCE GÜNLER diliyorum ben...

Wednesday, October 10, 2007

göbekli marullar :)

coookk az bir zaman kaldı yeniden ve 2. kez teyze olmama :)

bildiğiniz üzre Andy'min abisi ile benim kuzenim (yani ablam) evliler.. sevgili cik cik ailesi yani :) onlar karı-koca birbirlerine bu şekilde sesleniyorlarda ordan geliyor bu isi.. kızdıklarında da Gak'lama durumları var buraya hiiçç bulaşmıyoruz :)) ve bizlerin tanışmasındaki en büyük pay da onların aslında.. hani onlar olmasalardi biz simdi olmazdık durumları varya bizde ki de bu hesap :)

tatili anlatırken sadece olan bitenlerden ve gezip gördüğüm yerlerden bahsetmiştim.. resimlerde sadece o zamanlara aitti ama aslında hersey bunlarla bitmiyor.. tatil resimlerinden çok, ben, ailemin, sevdiklerimin resimlerine bakıyorum aslında :D ve birde büyüyüp duran göbeklerimize :)

göbeklerimize dedim dimi?! evet.. evet göbeklerimize yanlış duymadınız..

daha once anlatmışımdır sanırım.. cik cik su an da 36 haftalık hamile.. tontişim'de (cik cik'imin ablası yani bizim resil adamın annesi) sanırsam 32.. ve ben deniz de 28.. anlayacağınız birer ay aramız var :) yani sipariş verselerdi bu kadar bi arada olmadı ama kısmet işte.. buna ne denirki başka :))

ne yazık ki tontiş'imin resmi yok elimde.. olsaydı hepimizi bir arada 3 göbeli marul'un halleri şeklinde göstertecektim sizlere de,artıkın hep beraber şansımıza küsüyoruz ne yazık ki :( oysa, en cokta benim canuumm annem bizi bu şekilde görmek istiyordu :/

geçen gece annemle konustuğumuzda 10-15 gün kaldı dedi ablanın doğumuna.. ben İstanbul'a gittiğimde de yegenim coktan doğmuş olacak belkide 2 kere teyze olucam, tontişim'in 2. bebeşiyle :)

garip bir his ama yasadıklarımız.. hele ki bu 3 ufaklığında erkek olacak olması durumu işi daha da garipleştiriyor sanırım.. herbiri bir parcada olsa ayaklandıklarında ve bir araya geldiklerinde evde olusacak curcunayı simdiden merak ediyorum aslında.. her birimiz birilerinin pesinde :))

aklıma geldi de bebişimize daha doğru düzgün birşeyler almamış olsakta anne-babası olaraktan, sağolsun ablalarım beni de düşünmüşler ve aldıklarından birtane de bana almışlar.. tatil de bizde bu durumu bozmadan, herbirine ayrı ayrı reklerde kıyafetler aldık :) artıkın beraberce giyip büyüyecekler, Allah izin verirse :)

bende kuzen bol.. bu aralar bebişi olanlar daha da bol :) Ayça hanım'ı biliyorsunuz zaten, Andy'm anlatmıştı.. Çanakkale'deki kuzenimin kızı.. ve bir pardon 2 tane yeğen de Almanyada ki kuzenimde var. birisi henuz 1 yaşında, diğeri de Ayça ile beraber sayılır... 2 aylık :)) Aydan ve Aybars ikilisi :) bebek doldu her yanımız :)) Efe bey'imiz o kadar şanslı ki, bi sürü kardeşi olacak.. hemide hepsi aynı yaşlarda :))

ve işte karşınızda Ayça Hanım :)
Aydan ve Aybars Kardeşler :)

Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket


Burada daa..
Henüz görünmeselerde Ege ve Efe bey :))

Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket


Wednesday, October 03, 2007

hastayım.. yasta değilim ;))

son 5 gündür evdeyim.. yatışıp durmaktan başka yaptığım birsey yok.. beklenmedik bi anda beni de vurdu şu nezle ve grip olayı.. zaten sırayla herkesi bi alt üst ediyor şu sıralar.. Allah'tan bugun daha iyiyim de yarın işe giderim diye umuyorum.. çünkü yat yat nereye kadar bende bilmiyorum.. insan çalışmaya alışınca demek ki böyle oluyormuş.. yani tatil değil ki! Tatil olsa insan geziyor, eğleniyor falan, hatta evde yatışmak bile cok daha zevkli geliyor insanın sağlığı yerinde olunca da, böyle değil yani.. geceleri uykusuz bi yandan, nefes alamamaktan kaynaklanan saatte bir uyanma halleri, boğaz acısı, burun silmekten yara olmuş burun kenarları, kızarmış gözler falan diğer yandan.. amanın.. düşünmek bile istemiyorum..

Allahtan hafif atlattım diyorum.. hatta tam olarak atlatamamış olsam bile simdi cok cok daha iyiyim :) göründüğü üzere 5 gündür evde olmama rağmen bilgisayarda bile birseyler yazamadım :(

hele bir sorun neden? ne zaman ki bilgisayarın karşısına geçsem, sanki çok duygusal birseyler izliyormuşum gibi dökülüveriyordu yaşlar gözlerimden.. gerçi bu rezil hallerimde bile Andy'mle kendimize gülecek birşeyler bulduk :))

bu ağlama olayları mesela.. hamilelik ne kadar da duygusal yaptı askım seni deyip duruyordu..
bide üstüne üstük bende hamilelikle ilgili yazılar okuyorum netten dediğimde cuk oturdu söyledikleri :D

bide yemek olayımız :) bildiginiz üzre insanın burnu tıkalı olunca nefes alabileceği bir ağzı kalıyor geriye. onu da yemek neyimle doldurunca :) yani agzımdan burnumdan boğa gibi solumaya calısıyordum garip garip sesler cıkartaraktan :D

bu arada arkadaşlar benden söylemesi.. internet her zaman cokta güzel bisi değil :)) yani guzel de, değil ;)

hastalanınca aklımıza gelen ilk sey tabii ki bir an once bu durumdan kurtulmaktır her zaman.. hele birde hamile olunca insanın kendisine daha da özen göstermesi gerekiyor işte.. ilaç desen alamıyorsun.. o yuzden bizde once dokturumu aradık İstanbul'daki... o da atesin olursa, öksürüğün artarsa falan bana haber ver, oradaki doktorunla irtibata geçeyim gerekirse dedi..

heh.. şimdi sizler internet ne alaka, bu anlattıkların ne alaka diyorsunuz ama.. neler olacak merak eden ben.. internette aratınca hamilelikte grip falan die!!! al basına belayı :)) insanın okudukca ici kararıyor ne yalan söyleyeyim.. okumamak daha iyi dicem de.. bilmekte güzel hani.. insanın kendi haline şükredesi geliyor.. gerçi bizdeki merakta biraz fazla sanırım.. Allahtan ateşim falan çıkmadı da o panik hallerinin icine düşmedim :// daha doğrusu düşmedik :))

bu arada birde ne zaman ki bilgisayara bakabilir duruma geldim, tv karşısında oturmaktan kurtuldum aslında.. çünkü anladım ki gündüzleri televizyonda kayda değer hiçbirşey yok.. o kadın kuşağı olarak bilinen ve tartışmalarla, patırtı gürültülerle geçen programlar dışında tabii.. ah ah ah.. vah vah vah.. görüyor musunuz neler var hayatta diye bizlere yani izleyiciler iyi bir şey yaptıklarını kanıtlamak istermişçesine davranıyorlar bu arada.. gözümden de kaçmadı yani ;)) ay pardooonn.. eğer siz onu kayda değer olarak görüyorsanız büyük pot kırmış oluyorum :/ kusuruma bakmayın :))

birde dün ve bugün nette bol bol hamilelikle ilgili bilgileri okudum.. hatta kendime hala inanamıyorum sezeryan ve normal doğum'u en ince ayrıntısına kadar gösterten videoları nasıl izledim, izleyebildim diye.. ilk anda bi gözlerimi kapattım ama sonra gözlerimi bile kırpmadan kendimi izler vaziyette buldum itiraf ediyorum.. şimdi bu kadar görüntüden sonra korkuyor muyum diye kendime soruyorum.. yine başlarda korktum fakat düşününce, demekki böyle oluyormuş diyorum.. bunun başka yolu yok.. zuzu'm şimdi bulunduğu yuvasında, 9 ay 10 günden daha fazla kalmayacak herhalde.. eninde sonunda bi şekilde aramıza gelecek :)) yani eğer merak ediyorsanız sizde izleyin derim ben.. merak edenlere de veririm internet adresini de.. önce bi kendinizi buna adapte edin de derim hani.. yani kimisinin miğdesi kaldırır, kimisinin ki kaldırmaz.. benden söylemesi ;))

ben iyiki internet kötü birşey dedim dimi?! YALAAANN :)) baksanıza herşeyimiz internet olmuş durumda zaten.. hastalıkta, sağlıkta.. amanıııınnn :)))

Monday, September 24, 2007

tatil bitti bilem :/

Ben geldiiimm :))

yani gülsem mi ağlasam mı bilemiyorum ama, tatilimiz bitti ve biz kürkçü dükkanımıza geri döndükte, bugün buradaki 2. pazartesimiz oldu bilem :/

Ne kadar garip ama.. tatile daha doğrusu İstanbul'a her gidişimde sanki hep ordaymısım gibi geliyo bana.. buraya her dönüşümüzde de sanki hiç gitmemişim gibi...oradayken günler oyle cabuk geçip gidiyor ki :( gerçi bu gidişimiz bir öncekilerden daha uzun oldu.. aslına bakarsanız tam süpper oldu..

bir sonraki gidişimde ise, artık Andy'mi buralarda istemeye istemeye bir basına bırakacağım :( doğum sebebiyeti ile 3 ay'a yakın bir zaman İstanbul'da yine eski odamda kalacağım.. anlayacağınız 2 duygu gene bi arada bende... eşimi bırakıcak olmak ve onun yanımda daha doğrusu yanımızda bir süreliğine olamayacağını bilmek beni üzüyo.. diğer yandansa doğum için yıl sonunda yanımızda olacağını biliyorum.. ve sonrasında da artık kalabalık bir şekilde Tiflis'lere yani buralara geri döneceğimizi de.. annem'le babam da torunlarına bakmak için bir süreliğine beni buralarda yalnız bırakmayacaklar.. Allah nasip ederse :) şimdilik ileriye dönük planlarımızda böyle..

haydaa... güya tatilden bahsedecedum ben :))

tatil.. yaw nasıl anlatsam kine simdi.. Zaten Andy'm bilindiği üzere herşeyi benden önce anlattı.. bana "ne yapacaksın o kadar resmi "demesine rağmen ve en muzur haliyle "bak çok resim koymadım sana da bıraktım" dese bile en can alıcıları seçip bi güzel de yazısını yazdı :)) ama ben, biliyorum işimi.. boş yere bi sürü resim çekmedim.. makina elimde capon turistler gibi boş yere dolaşmadım.. artık makinamın özelliklerini de az cok biliyorum :D bi de Andy'm ders falan çalışırken bodrum'larda ben ne yapıcaktım ki boş boş :)) elbetteki en güzel oyalanma yöntemi, alırsın makinanı eline, ne görürsen çekersin ;)) valla en çokta kendimi çekmişim.. gerci pek karnı burnunda resimlerim yok.. insan kendi kendini çekmeye çalışınca ne yazık ki kadran ya sadece göbisi yada güneş sonrası pörtleyen çillerimi çekebiliyor :)) heee.. birde Andy'mle yoculuğumuz sırasında pek fazla durmadığımız için, manzara resimlerinin bir çoğunda da yol kenarındaki otlar ve bilimum tabela ile ne iduğu belirsiz direkler falan var ;))

Ama herşeye rağmen harikulade bi tatil geçirdik.. arkadaşlarımı falan göremedim aslında.. bide tüm kuzenler birliği üyeleri ile bi araya gelme fırsatımız ne yazık ki olamadı.. 2 hafta uzun bi zaman desekte değil aslında.. Fakat,
*İstanbul'da olmaya, ailemi, sevdiklerimi, hatta evimi görmeye,
*Anne ve baba şefkatinden tutunda, kardeşimin sırt kaşınmalarına kadar
*Çanakkale'de topu topu 4 saat kalıpta kuzenimi bile göremeden, sadece bebisi ve eşini görmeye,
*balık özlemiyle yanıp tutuşan bize İzmir'de Andy'min kuzeni ile balık yemeye
*büyük teyze ve eniştemizi ziyaret etmeye, onların tatlı sohbetlerine
*4 günlükte olsa hamileliğimin 6. ayında toplamda 1500 km ye yakın yol yapıp -Andy'me sordum bu arada kaç km yaptığımızı ve bana güldü :):) - Bodrum semalarına kadar gitmeye,
*başbaşa geçirilen bi tatile'e
*dedem'in rahatsızlanıpta, sonradan yine turp gibi ayakta olmasına kadar..
*İstanbul'da Almanya'dan gelen dayımı ve yengemi onlar gitmeden görebilmeme,
*Abimlerle boğazda içilen bi sıcak elma çayına ve tabiki Nargile keyiflerine ;)
*kalabalık sofralar kurulupta hep beraber yenilen yemeklere hatta iftar sofralarına kadar
*Te Ador'la tüm oyunlarımıza, sevgi gösterilemize
*doktor'da bebişimi, zuzumu görüpte, ayak parmaklarına kadar sayma zevkine erişebilmeye kadar
*evde ailemin yanında-babam,annem,kardeşim ve esim tabikine-utanma arlanma bilmeksizin, göbeğime koyduğum kasenin Efe Bey tarafından istenmeyerek yada istenerek hoplatıp zıplatılmasının izlenmesine kadar
*zuzu'muza hiç alımızda yokken hatta donansın diye bi don bilem alamamışken ;) gidipte oyun parkı ve yatak almanın daha doğrusu O'nun için para harcamanın tadına varıncaya kadar..
.......

herşey güzeldi işte.. acısıyla, tatlısıyla.. 2 hafta geride kaldı bile..


işte bunlarda resimlerden birazı..

göbişim ve ben.. bi ara sizlerle beraber olacağız.. gerçi bebişimle ilgili konuşmak Andy'min de dediği gibi biraz garip geliyor banada.. ama su kadarını söyleyebilirim ki, Allaha şükürler olsun onun da benimde sağlığımız yerinde.. laf aramızda pek zor olmayan hatta kolay denilebilecek bir hamilelik geçiriyorum.. bebişimizde normalden 2 hafta önde gidiyo.. şimdilik tek temennim, böyle 2 hafta önde giderkene, doktor'un verdiği tarihten yani 30.12.2007 den önce olmayıp, hatta zuzum burda rahat, bırakın o orda yerinde biraz daha kalsın diyebilip bize bi yılbası hediyesi olması :))

gerçi bunların hepsi boş.. bizim eğlencelerimiz.. hersey yolunda gitsin.. sağlıklı olsun.. hayırlı olsun.. ben birsey istemiyorum :))


Not : ne yazıkkine slaytlarda tüm resimler cıkmıyor :( bende bi türlü ayarlayamadım.. ama slayta basarsanız, tüm resimleri görebilirsiniz ;)

NOT 2 : sonunda resimlerin hepsini slayt'larda görebilirsiniiiizz :))

Wednesday, August 29, 2007

Çingaaneler buraya bea :))

çok üzüldük, cok ağladık... şimdi az da olsa eğlence vakti diyorum ben :))

şimdi bir yandan okuyun bakalım yazdıklarımı bir yadandan da dinleyin sarkımızı.. tabii isteyerek okurmusunuz,okumazmısınız yoksam müzik yüzünden okuyamaz da oynamaya mı başlarsınız ben bilemem :))






eee.. ne de olsa bu gece Tiflis'teki son gecemiz bizimde.. tabii ki geçici :/ kürkcü dükkanımıza 15 gü sonra geri döneceğiz elbet ama hep beraber elleri havaya kaldıraraktan ne diyoruuuzzz.. TATİİİLLL... bekle bizi İstanbul biz geliyoruz..

şimdi bu sözlere uyacak en güzel şarkı 'bekle bizi İstanbul' olurdu aslında :) yada İstanbul'da değilde cumartesi gününden itibaren yollara düşerek, Çanakkale, İzmir ve nihayetinde Bodrum'da son bulacak olan ve 1 haftayı deniz, güneş ve kum üçlüsüyle geçireceğimiz için 'Bodrum Bodrum' mu demeliyim?!? :):) -Tabii bana 11:00-16:00 arası güneş yasak :( olsun bende deniz'den cıkmam olur biter ;)) - böylelikle Efe'm sıcaktan bunalmaz ve spor şey etmiş oluruz :)) nihaha :))

bu kadar şarkı isimlerinden neden bahsettiğimi merak ediyorsunuzdur.. aslında ben şu tatil olayından bahsetmeyecedum :)) dün geceden beri evde acıp acıp dinleyip göbek atıp durduğum -tabii bu arada bizim zuzu'yu haaya atıp duruyorum :) - şarkıyı sizlerlede paylaşmak istiyordum..

Kardeş Türkü'leri bilir misiniz?

ben bundan -dur bi hesaplayayım ; 1,5 sene tiflis,2,5 universite 1 de ustune koooyy.. ana 5 sene olmus benim ilk iş yerimden ayrılalı :( evet 5 sene oncesine kadar bilmezdim.. aslında hala da bi çok şarkısını falan bilmem.. ama güzel müzik yapıyorlar ne diyeyim..

işte.. eski iş yerinde arkadaşlarım dinlerdi.. bana da başlarda çok garip gelmişti.. bircok dilde ve yine bir cok kültürün şarkılarını ayırt etmeksizin 20-25 kisilik bir grup esliğinde farklı farklı enstümanlarla söylüyorlar..Kurt'ce, Ermeni'ce, adını bilmediğim bircok dilde ve helçede hatta..

ve bu dinlemiş olduğunuz da bir Çingene Türküsü :)
kanımızda biraz çingenelik var sanırım.. ben yerimde duramıyorum da :))

not: beğenmezseniz o zaman yandaki parçayı açın ve piyanonun büyüsüne kendnizi gaptırıverin olsun bitsin ;))

Monday, August 27, 2007

Edi ile Büdü :)

vee.. sonunda...

Edi ile Büdü -ay pardon Andy ile Palyanco- kaldık bir basımıza Tiflis'lerde..

geçici bir görevlede olsa ne kadar süreceği belli olmayan bi Batum yolu göründü Kurt'a.. ee.. Kurt gider de, yollarda yalnız cekilmez kardesim.. işler vardır Batumda IT ile ilgili ve Levo'da yalnız bırakmaz ortağını..

Güçlü şirin zaten uzun bir zamandır geldimi gittimi belli olmadan iki arada bi derede.. ve Commercial'da öyle.. gelecekler belkim ama ne zaman belli değil..gelselerde gitmeleri bir olur zaten kanımca..

tabii gidenler, bununlada bitmedi ne yazık ki :(

Cuma akşamı Diktatör Müdürümüz'ü de, önce İstanbul'a ardından da Tunus'a gitmek üzere uğurladık tıpkı Cadı ve Doca ikilisi gibi :(

anlayacağınız Andy'mle iki başımızayız artık..Levo'da gelince geri, bi kac gün sonra falan, 3 başımıza olucaz..

ne olursa olsun garip geliyor insana.. son 2 seneye yakın bir zamandır hep kalabalık sofralar kurardık Cadı'mla beraber.. hatta bizim eski evde de bi araya gelmez, Cadı'larda yanii su an bizim yaşadığımız evde toplanırdık.. benim sofram ve kücük mutfağım yetmezdi onca kişiye.. onca kisi.. max 7-8 olsak bile.. coktuk işte..
şimdi gerek kalmadı o büyük sofralara sankim :(( bilmiyorum..

gitti.. sonunda Diktatör müdürümüz, sevgili abimiz de gitti..
aslında seviniyorum onun adına her ne kadar son dakikalarda karsılıklı gözyaşlarımızı tutamasakta.. düşünsenize dağ gibi adam desek bile, diktatör desek bile, en iyi biz biliyoruz onun icindeki sevgi dolu yüreği..

bu zamana kadar bizleri hiç yalnız bırakmadı.. gerek eşiyle, gerek cocuklarıyla hep örnek oldu bizlere.. olmaya da devam edecek bunu biliyorum..

Andy'm için bu durum benden daha zor aslında.. ben her ne kadar 2 senedir de tanıyor olsam O'nu, Andy'mle taaa İstanbul'lardan biliyorlar birbirlerini.. ki ilk geldiklerinde de 6 ay beraberdiler bi fiil iş yerinde ve ortak oldular birbirlerinin zor zamanlarına..

seviniyorum hatta seviniyoruz Andy'mle onun adına.. 2 seneden beridir uzaktı çekirdek ailesine.. ve simdi bambaska bir serüvene yelken açsada, dizinin dibinde olacak kanı,canı.. bizler uzakta kalsakta, biliyorum ki hep yakınımızda olacaklar.. daima..

kim bilir falan da demiyorum.. biliyorum.. günün birinde bizler gene bir araya geleceğiz..

o yüzden ona da soyledim sarılıp ağladığımızda.. hersey daha güzel olacak sen hic uzme kendini diye..

sonrada, babam'ı gördüm sanki onda.. her zaman olduğu gibi.. sevecen, cok duygusal ve sanat müziğini seven.. eh.. şimdilerde sanat müziği dinlediğinde gözleri sulu sulu olup kızarmıyor ama yaşlandığında ve yılların tozunu daha da yuttuğunda eminim onunkilerde aynen böyle olacak :)

Fazla duygusal oldum sanırım...

-ama güzel eğlendik dimi seni uğurlarken..nasıl da dans ettiler sahnede Gürcü Danscılar.. sen söylemiştin videoya bile alabilirsin diye.. bak aldım bile ;))

-hele biraz geç kalınmış bi Türk Sanat Miziği konseri olsada kendi aramızda verdiğimiz, ilk başlangıcı yaptık bence.. devamını artık baska bi ulkede, belkide kendi yuvamızda yaparız :))




bu arada..

-sesinde hani güzel geliyor kameranın arkasından BRAVOO diye :))

-Herşey gönlünce olsun abicim :))



Wednesday, August 22, 2007

Fikrimin İnce Gülü

Türkçe dersleri benim için her zaman çok sevdiğim bi ders hatta ondan da öte sevda olmustu bana.. taa ilk okul yıllarında.. hiç bir özel ilgi alanın yok derdi annem o zamanlar.. gerçi babamın bana aldığı küçük org'umla kendi kendime birşeyler yapmaya çalışırdım ama, kursta öğrendiklerimi uygulamaktan pekte ileri gitmezdi aslında.. severek yapmama rağmen, kursla beraber çalışmak olmuştu belkide o zamanlar benim için :) bilmiyorum.. şimdi olsam o yıllarda müziği bırakmazdım asla.. bırakmadım da :) ama o özel ilgi alanı, kendi kendime yaptığım birşeyler yoktu işte pek.. hani resim yapmak, kitap okumak, şiirlerle ilgilenmek falan gibi..


sonra zamanla manilere, şiir kitaplarına verdim kendimi.. en güzel el yazılarımla ordan burdan topladığım şarkıları, siirleri yazdım içine özene bezene arayıp bulduğum defterlere.. sonra gün geldi, bir kaç birşey de ben karaladım içine.. yüreğimden dökülen birkaç ufak kelimeyi.. nerede şairane bi anlatım bulsam, kendimi bulmuşçasına sevinirdim hatta.. gerçi hala da öyleyim :)


nerdeenn nereyee..
ve simdi, ne zaman elime bir kitap geçse, ilk başlığı çekmeli dikkatimi.. sonra arka kapağında hayatı, askı, ızdırabı..herseyi ama herşeyi özenilerek seçilmiş, kafiyeli sanat kokan kelimelerle bezenmiş birkaç ufak söz..

vee.. bir gün..

Bir kitap gördüm raflarda..

Adalet Ağaoğlu..
çok duymaya başlamıştım bu ismi..


Fikrimin İnce Gülü başlığı...





Kim bilir neler vardı o fikirlerde..
nasıl bir incelik.. nasıl bir hassasiyet..
yada saflık, güzellik..

Fikirlermiydi acaba sadece o gülü anlatan.. güzel ve dikenli.. yoksa bir kalp mi vardı ortada, içerisinden kıpkırmızı kanlar akan..




Başladım okumaya.. bi yerlerden biliyordum ben bu hikayeyi.. izlemiştim diyordum hatta kendi kendime.. ama başka bi zevk okumak.. kaybolmak satır aralarındaki düşlerde..

ve bir dize sarkı sözü okuyorum o sayfalar arasında.. dinliyor Almanyalı işçi Bayram, Bayram Bey olma çabasıyla, biriciği, gözbebeği balrengi Mercedes'iyle, Kapıkule'den başlayıp köyünde hazin bir şekilde sona eren bir günlük yolculuğu boyunca..


Diyor ki o mısralarda ;

Fikrimin ince gülü,
Kalbimin şen bülbülü
O gün ki gördüm seni,
Yaktın ah yaktın beni...


"Sarı Mersedes" adı ile yayınlanan bir İlyas Salman Filminden bahsediyorum aslında.. küçüktüm, anlamamışım içinde anlatılanları filmde.. dinlememişim kahramanının yol boyunca başa alıp alıp dinlediği kasetteki çalan parçayı.. sevdiği ama zamanında çıkarları yüzünden terkettiği kızı hatırladığı..

Bir Türk Sanat Müziği parçasının adı işte Fikrimin Ince Gülü.. Şimdilerde de bir dizi başlıyor aynı isimle..aynı hikaye mi bilmiyorum ama... ne fark eder ki :)


Not 1 : Hep sorucam ama araya birşeyler girip duruyor? benim İncegülüm 'de bu ismi bulurken, nerden esinlendi merak ediyorum.. çünkü bu ismi ben çok beğeniyorum :))

Not 2 : yayınlamaktan vazgecipte zamanını beklettiğim yazı işte bu :) Yağmur Damla'm sağ olsun çok geç olmadan olaylara el koyabildik ;) yoksam böyle bi yazıyı heba edecektim.. hemideeee...

FİKRİMİN İNCE GÜLÜ ' mün doğumgününü kutlamadan..

Nice mutlu yıllara İncegülü'm... Sevdiklerinle, sağlıklı mutlu en önemliside huzurlu nice yıllara :))


Tuesday, August 21, 2007

Büyüyen karnım ve zuzu'm ;)

veee... işte merak edenlere :))
bizim zuzu'muz büyüyor ve annesinin karnını iştem böyle şiirdi :))

gerçi iş yerinde kendi kendime oynarken yani gene muthiş maymunluklarım tuttuğu sırada çektim bu resimleri ama güzel oldu bea :))



bol bol resim çekip bu halimi ölümsüzleştirmek istiyorum karnım daha da büyüdükce ;))


Sunday, August 19, 2007

supruuuzzz :))

Geçici süreliğine yayınımıza ara veriyoruz :))

pardon pardon:) yayınladığımız yazımızı geri alıyoruz.. uygun bir zamanda sizlerle yeniden buluşturmak için ;))


sizlerde bu arada yandaki yeni şarkımızla şöyleeemm bi eski günlere gidin ;)


ve birde TOSBAA' mın sayfasına..


bizi ve beraber geçirdiğimiz tatili o kadar güzel anlatmış ki ;)


bu zaman aralığında bakın bunu da dinleyin derim ben :))
pek komik olmasada komik işte :))




standby ="Loading Microsoft Windows Media Player components..."
TYPE="application/x-oleobject" width="200" height="63">





Thursday, August 09, 2007

sadece hoşuma gitti ;)


Sevgilerimle :))

Tuesday, August 07, 2007

tosbaam gelicek derken gitti bilem :/

simcik tosbaa'mı nasıl anlatırım bilemiyorum ama, ikinci üniversitemde hazırlık sınıfına keske gitmeseydim demememin yagane nedenidir aslında kendisi.. en yakın arkadaşım, hatta kardeşim olmuştur benim kısa bir zaman içerisinde.. hazırlıktayken, yaş itibari ile herkesten büyük olmam, ilk başlarda arkadaş bulma konusunda gözümü korkutmuş olsada, onu tanıdığım için kendimi sanslı hissediyorum coğu zaman :))


-şimdi ben bunları söylerken diğer arkadaşlarım sakın alınmasın ;) zaten beni herkesler bilir, bir zamanlarda bütün arkadaşlarımı anlattıım bir yazım bilem varyane ;) sizde gelin yanıma sizinle de yaptıklarımı anlatayım burda :P -

Gelgelelim tosbama.. geldi derken coktaaann gitmiş olmasına ;))

o benim ilk misafirim oldu aslında.. hemde yatılı ;) annemi saymıyorum, o annem ;)

istanbul'da olupta birbirimize gidip gelme planları yaparken bizler universite sıralarında, simdi benim yavas yavas büyüyen ve karnı burnunda pozisyonlarına doğru yol aldığım anlarda, İstanbul niree, Tiflis nire demeden geldi taosbaam yanımıza ;) Andy'mle didişe didişe geçirdikleri bu 4 ünlük zaman zarfında onu burdan mutlu ve güzel hatıralarla gnderebilmişizdir umarım :S gerçi bu dört günün 2 gününü yanımızda iş yerinde geçirmek durumunda kaldı tosbaam ama aksamları ve hafta sonu bi güzel kaynattık 2 bayan olaraktan :) tahmin edersiniz bi kere çenemiz düştü mü apatabilene aşk olsun durumları yaniii :D sanırım birçok eski dostun da kulaklarını çınlatmışızdır.. hatta hocalamızın bile ;)

benim için içinde gülmenin ve kahkahanın, eski zamanları yaad ederek ve geleceğe umutla baktığımız sohbetlerle gecirilen süüpper otesi bi hafta sonu oldu diyebilirim tosbaa'mın gelişinin ;)


hee.. bu arada onu buralara kadar bizlere güvenerek gönderdikleri için Tosbaa'mın ailesine de tesekkürlerimi sunmadan edemeyeceğim :) gerçi ben telefonda da teşekkür ettim ama olsun ;)) bu onların kızlarına duydukları güvenin ötesinde, onun benim icinde ne kadar değerli olduklarını ve onlara güven verebildiğimi gösterdiği icin cok ama cok mutluyum ben :)) ve bide bana ev hediye göndermişler.. o kadar çok sevdim ki, tam benlik :) eh.. nede olsa Tosbaa'mın annesiyle hemseriyiz Giresunlu olaraktan ;) zevklerimiz tutuyo sanırım ;))


yaa.. böyleyeken böyle işte.. çookk cabuk geçti zaman..

iş yerinde beraber calıştığımız ve dolanıp durduğumuz zamanların ardından aksamları değişik yerlere yemeklere götürmeye çalıştık tosbaamı.. eh burası pekte büyük olmadığı için 2 gece "Old Tbilisi" ye gitmek durumunda kaldık ;) sansına İtalyan pizzacımız kapanmıştı ama.. bi dahakine kısmet deyip, başka mekanlara güzel hatıralamızı kazıdık..

hee.. hatıralarımız derken, söylemeden edemeyeceğim :) son birkaç gündür de evde Andy'mle ne zaman tosbaamı misafir ettiğimiz ve daha önceleri küçük oda yada arka oda diye hitap ettiğimiz yerin adının Tosba'nın odası olarak kalması durumu da var.. :D

Şimdi düşündümde ; Zuzu'muza Tosbaa teyzesi Tosbik adını taktıp, Tosbik oraya Tosbik buraya diye çağırıp dururkene ve orası da Tosbik'in odası olacağına göre.. sanırım bizim küçük odamız, "Tosbaa odası" olarak kalıcak bundan böyle :))


şimdilik yediğimiz içitiğimiz bizim olsun, gezdiğimiz yerleri anlatayım dicem ama, ben değil de Tosbaa anlatsa daha güzel olacak kanımca ;) misafir olan o ama öyle değil mi? daha anlatmamıştır ama en kısa zamanda çektiğimiz resimlerle bizlere güzel bir şölen hazırlayacağından eminim ;))


ama ben dayanamayıp, bizimde ilk defa gittiğimiz ve Tiflis kalesinin hemen arkasında yer alan Botanik bahçesinde yer alan küçük şelalenin orda çekilmiş bir resmimizi ucundan koklataraktan sizlere göstertiyorum.. işte böylede çıkarıp ayakkabıları neyim, gireriz buz gibi sularada ;) korkulur bizdeeeeennn :))) çılgınlıka sınır yok :))


Tüm bunların ardından da, el sallayaraktan

Palyançoo & Tosbaa Hoşçakalın der :))

Thursday, August 02, 2007

Oylama :) Junior Andy mi, Palyanco mu?!

Biz İstanbul'dayken Andy'mle çok konuştuk bu konu üzerine..

Acaba bizim Efe hangimize benzicek?! yada hangimize benzesin :)
Hangimiz küçükken daha güzelmişiz?
yok senin gözlerin, benim saçlarım, benim ayacıklarım, senin ellerin..
Bizde Andy'mle bi karar aldık..
Küçüklüğümüze dair en muzip, görünce en çok güldüğümüz resimlerimizi huzurlarınıza getiriyoruz :)
bu kadarı bizden.. eh artık seçimi de siz yapıverin ;))



NOT:

Andy'min buradaki kıvırcık saçlarına bitiyorum :) o bakış hep aynı bakış ;)
Benimde ne kırmızı yanaklarım varmıs :)) suratım hala hep böyle sırıtmaktan vazgeçememiş :))

Wednesday, August 01, 2007

değişiklik iyidir ;)

uzun zamandır aynı sayfayı görmekten sıkılmamışmıydınız?!

işin gerçeği ben sıkıldım.. ve sonunda da artık değişik birşeyler yapmanın vakti geldi diye düşündüm.. bakalım sayfayı bu haliyle beğenecek misiniz?

tabiii ilerleyen zamanlarda yandaki bebek resmi yerini daha da başka resimlere hatta gerçeğine bilem bırakabilir ;)

ama her duruma karşın yanlış anlaşılma olmasın diye kız değil erkek bebek resmi koydum ki, sizler zaten Zuzu'mun gerçek bir EFE olduğunu biliyorsunuz ;)

yoksam halen bilmeyenleriniz mi vaarrr ?! :)))

Sunday, July 29, 2007

Hep beraber, nice mutlu yıllara ;))

Ben gene birçok şeye geç kaldım işte.. küçüklüğümden beri bu böyle.. yazmayı ve içimdekileri anlatmayı ne kadar çok sevsemde hep aynı oluyor işte.. ne zaman yazmam lazım desem olmuyor..kelimeler bir türlü dökülmüyor dudaklarımdan :( ve her zaman olduğu gibi ben gene geveleyerekten o ardı sıraya dizilmek bilmeyen harfleri, konusuyorum kendi kendime...

Oysa ki, dün ne güzel ;

"BUGÜN BENİM DOĞUM GÜNÜM" diyecektim.. kısmet bu geceyeymiş ;)

eh gün boyu da Andy'min elinden almak pek kolay olmadı bilgisayarı.. O'nun da anlatacakları toplanmıstı tabii ve.. en süpriz gelişmeleri de verdi, ben kaçırmayın derim ;)) -seyahatimizve tabiki de zuzu'muzla ilgili ;)

evet.. dün benim doğum günümdü.. bayanların yaşı sorulmaz ama burda altın yıl ve yaş dediler duyduklarında yaşımı.. Temmuz'un 28 itibari ile 28 yaşımı doldurdum işte bende :))

annemle-babama söylediğim gibi iyi ki doğurmuşlar beni.. iyi ki burdayım ve onların evladıyım :) .. iyi ki sevgi dolu bir eşim var.. iyi ki böyle bir aileye sahibim.. iyi ki.. sevdiklerim yanımda.. uzakta olanlar bile yamacımda :)) (Allah nazarlardan saklasın demeden de edemicem.. MAASALLAH)

Bir gün öncesi yan cuma günü, aybalam yani eski ev sahibimiz telefonla aradı.. anlaşamamıza rağmen, sabah onun öpücükleriule başladım güne.. ve süpriz bir doğum gübü partisi ile devam etti çalışanlarımın.. kızlar ertesi günün tatil olması sebebiyle bir gün önceden toplanmış, işe gelmişler..nasıl mutlu oldum anlatamam :))

Doğum günümün sanahında ise, tüm gün çalan telefon beni yine sevdiklerime bağladı cok şükür.. Andy'le başbaşa bir kahvaltının ardından, dişimde cıkan ucak bir ağrı sebebiyle bir de doktor yolları tuttuk gerci ama, orda da sağolsun Tam Tam 'diktatör müdürümüzün sekreteri' beni unutmamış yardımları yetmezmiş gibi eli de boş gelmemişti :)) -insanın doğum gününün olması da ayrı bi güzel dimi :)) -

evde yalnız geçen saatlerim biraz canım sıkılsada, yan yatmakta fena değildi hani :))

Bu güzellik içerisinde beni Ağlatmayı başaran Cadı'ma da gene söyleyecek tek bir söz bulamıyorum ben.. ıslak gözlerimi kurulamak ise gene Andy'me düştü..

ama en güzeli ise Andy'min elinde çiçeklerle eve gelişiydi :))


Evde birşeyler atıştırmış olmamıza rağmen, hamilelerin günde en az 1 saat yürümesinin gerekliliğiyle karışık günün önemine bağlı olaraktan gecemizi Old Tbilisi olarak bilinen bölgedeki Maidan'da geçirdik..
hemde çakan şimşeklere ve gürleyen gökgürültüsüne hiiç ama hiiçç aldırmadan :)) bir tentenin altında, hafiften ıslanaraktan yerelere vuran damlaların çıkarttığı sesleri dinleyerek..

Sanırım her geçen gün biraz daha büyüyorum.. içimdeki coçukta aynı oranda büyüyor.. Çocuk ben'in çocukluğu bir çocuğum olacak olmasına rağmen daha da çocuklaşıyor :))

Sunday, July 15, 2007

Sende kimsin ve balkonumda ne işin var?

Dün sabah Andy'mle beraber cumartesi sabahı kahvaltımızı yaptıktan sonra, Aşkım'ı işe gönderdim.. bende evde öyle keyif yapıyordum.. işte tv acık, kucağımda bilgisayar.. uzanmışım koltuğa.. bir yandan da bebeklerle ilgili yazıları okuyorum.. neler oluyo.. simdi ne kadar büyüdü.. neresi ve hangi organları gelişti.. içimde neler yapıyor falan filan.. birde doğum videoları falan bulmuşum netten onları izliyorum.. ne kadar da güzel slaylar hazılamış insanlar diyorum.. bir yandan da içimden bende böyle birşeyler hazılamalıyım diye içimden geçirirken gördüklerimi hafızama kazıyorum.. -kopya çekiyorum da denilebilir ;) -

işte tam o sırada bilgisayarla fazla haşır neir olduğumu ve kısa bir molaya ihtiyacım olduğunu hissettim ve dışarıdan gelen sesler de ilgimi çekinçe şeyle bir balkona cıkayım dedim :)) pervaza hiiiçç bakmıyorum.. ellerimi tam balkonun kenasına koymuşken, şeyle bir ilerlere ve aşağıya doğru bakayım dediğim o anda..

AMAN ALLAHIM :)) bu da neeee???

yerinden sıçrayan bir ben.. birde hafifçe ürken ve sonra bu ürkeklikle eline geçirdiği küçük bir tel parçası ile işte tam balkonun kenarında duran faremsi ama kanatları olan yaratığa dokunup, canlı mı değil mi diye araştıran başka bir ben :/

evet.. neysekine canlı değil ama yazıııkkkk.. ölmüşş.. peki bunun burda ne işi var.. gerçekten bu bir... evet bu bir YARASA mııı?? direk elme fotograf makinasını aldım ve işteee karşınızda...

iğğgg..

bundan sonra yaptığım şey Andy'mi aramak.. hem onunola bu olayı paylaşmak hemde gelince onu ordan kaldırması gerektiğini belirtmek.. ben dokunamaaammm :))







uzun bir müddet o bana ordan baktı bende arada hala orda mı diye kontrol etmekten kendimi alamadım :/ en iyi kaçış yoluysa yaptığım gibi -Andym gelene kadar-arka odalarda kendine başka bir uğraş bulmaktı :))

Thursday, July 12, 2007

HELP me!!

Andy'min de yazısından sonra bu günü deyim ve atasözleri günü ilan ederekten,

"Bir elin nesi var, İki elin sesi var"
diyorum ve kararımı açıklıyorum...

Tek başıma düşünüpte yavruma lakap bulunması asamasında kendi kendimi yiyeceğime,
Herkesin farklı farklı hitap'ları sonucunda ortaya karışık bir salata yapılmasındansa,
El ele verelim, yavruma "lakap" bulalım diyorum.. Bi tane.. Herkesin seveceği, beğeneceği...

Düşünün, taşının, hatta isterseniz kaşının :))
haydi kolay gelsin.. kolaysa başınıza gelsin efendim ;))

KADIN

Bu sabah bi arkadasımdan mailime gelen bu yazıyı sizlerle paylaşmak istedim.. bakalım sizde benim gibi beğenecek misiniz?! :))

Tanrı 6.günün geç saatlerine kadar kadını yaratmakla meşguldü
Bir melek yanına yaklaştı ve: “Neden bu seferkine bu kadar zaman harcıyorsun?”dedi

Tanrı yanıtladı:“Onu nasıl yarattığımı öğrenmek
ister misin?"

“O,yıkanabilir, ama plastikten değil, 200’den fazla oynar ekleme sahip ve her çeşit yemeği yapabilir, kalbinde birden çok çocuğa yer verebilir, incinmiş dizden kırık kalbe kadar her şeyi sevgiyle iyileştirebilir
ve en önemlisi bunu sadece iki elle yapabilir”.

Melek çok etkilenmişti
“Sadece iki el....bu imkansız!”.
Bu standart bir model mi?!
“Bir güne bu kadar emek.... Yarına kadar dinlenin efendim,onu sonra tamamlarsınız”.

“Olmaz”, dedi Tanrı. “Eserimi tamamlamaya az kaldı, onun kalbimde apayrı bir yeri olacak”.
“O,hasta olduğunda kendi kendisini iyileştirebilir ve günde 18 saat çalışabilir”.
Melek, kadına yaklaştı ve ona dokundu.

“Ama siz onu çok yumuşak yaratmışsınız,efendim” “Evet,öyle", dedi Tanrı, “Ama ayrıca güçlü de yarattım. Onun nelere dayanıp nelerin üstesinden gelebileceğini tahmin bile edemezsin.“
“Peki düşünebiliyor mu?" diye sordu melek.
Tanrı yanıtladı:
“Düşünmekle kalmıyor, nedenini sorguluyor ve tartışıyor da."
Melek kadının yanağına dokundu....
“Tanrım, bu yaratık su sızdırıyor galiba! Ona çok şey yüklemiş olmalısın.”
“Su sızdırmıyor....O gözyaşı” diye düzeltti Tanrı
“Ne için?" diye sordu melek.

Tanrı yanıtladı:
“Göz yaşları onun üzüntüsünün,tasalarının,sevgisinin,yalnızlığının,çektiği acıların,gururunun göstergesi”
Bu yanıt meleği çok etkiledi; “Efendim, siz bir dahisiniz.
Her şeyi düşünmüşsünüz. Kadın gerçekten muhteşem!"

Evet öyle!
Kadınların erkekleri şaşırtan güçleri var.
Sıkıntıyla başa çıkabilir ve çok ağır yükleri taşıyabilir.
Mutluluğu,sevgiyi ve zekayı elinde tutar.
Çığlık atacak hale geldiğinde gülümser.
Ağlayacak gibi olduğunda şarkı söyler, mutlu olduğunda ağlar ve korktuğunda kahkaha atar.

İnandığı şey uğruna savaşır.
Adaletsizliğin karşısındadır.
Yeni çözüm önerilerine her zaman açıktır. Ailesi için canını feda etmeye hazırdır.
En kötü anında dostunun yanındadır.
Sevgisi koşula bağlı değildir.

Çocuklarının başarılarıyla sevinç gözyaşı döker.
Arkadaşlarının başarısıyla gururlanır.
Doğum ve evlilik haberleri onu dünyanın en mutlu insanı yapar.

Bir akrabası veya arkadaşı öldüğünde yüreği kan ağlar.
Fakat,kendisinde hayatla mücadele edecek gücü bulur.
Bir öpücüğün bir kucak açışın kırık kalpleri iyileştireceğini bilir.

Onun bir tek yanlışı vardır:

Kendisinin paha biçilemez bir varlık olduğunu unutur...
Sevgilerimle..

Wednesday, July 11, 2007

zuzu'cuk büyüyoooo :))

veee.. benim miniğimi, zuzumu da görebilirsiniz işte.. şimdi eminim daha da büyümüştür.. insallah :) herşey bizim için o kadar yeni ki.. tüm hislerimiz..

içimde görmüs olduğunuz gibi bir canlının olabileceğine işin açıkcası ben hala inanamıyorum.. sanırım birseyleri hissetmem gerekiyor.. ve ben henüz hiçbirşey hissetmiyorum.. zaten internetten okuduklarım bana daha hissetmem icin erken olduğunu da söylüyor.. simdi 15 haftalık olduk ve bu gördüğünüz resim 12 haftalık hali :)



şu sıralar ben haftaya olacakları merak ediyorum asıl.. bakalım ne kadar büyümüsüz.. simdilik tüm testlerimiz normal gidiyo, sorun yok ve Allah'ın izniyle de hiç sorun yaşamayız bu süreç içerisinde her ikimizde :)

hee.. bu arada herkes bizim kuzucuğumuza isim taktı biliyor musunuz :) tosbik mi desem, pıtırcık mı, mercimek mi, bebiş mi bilemiyorum :) yok en guzeli zuzu'cuğum benim :D

yakında cinsiyetini öğrenince artıkın ismiyle hitap etmeye başlarız :))

yaaa ne güzel yazıyodum.. su evdeki internet meselesini halletmek icin bilgisayarımı alıcaklar :(
artık evde net olursa ordan devam ederiz :D

sevgiler.. saygılar efeeemmm :-)))




ev hakkında ortaya karışık birşeyler ;)

Ne yazıkkine evde gene internetimiz çalışmıyor.. neredeyse yeni evimize geldik geleli internetimiz yok.. bizde tam “ohh ne güzel, interneti olmayan bir eve gitmiyoruz, yeniden internet bağlatmak zorunda değiliz diyorduk, nitekim olaylar umduğumuz gibi gelişmedi.. başka bir eve geçseydik bu zamana kadar bağlanmıştı dicem dee.. problem, evde değil. Bizim akıllı şirketimiz her zaman olduğu gibi gene ödemeyi geciktirmiş sanırsam ve bu kadar büyük bir firmanın internetini de daha ilk günde kesebilecek kadar garip bir ülkenin insanlarıyla beraber yasıyoruuzz.. veee... evet, ne yazık ki evde internet olmaması beni çook ama coook rahatsız ediyor.. ne garip bir çağda yaşıyoruz ki, internet elimi kolumuz gibi olmuş.. “eskiden internet mi varmış” diye düşünerekten kendimi mutlu etmeye çalışıyorum ;)

Bloğumu da yazıcam yazıcam, ya beni uyku basıyor, şöyle uzanayım da dinleneyim dediğim 2 dakikalık zaman dilimi içerisinde sızıp kalıyorum koltukta.. biliyorum ben bu sıralar Andy’mi de çok ama çok yalnız bıraktım.. güya akşamları beraber film izleyelim bu gece diyoruz da benim sözüm sadece lafta kalıveriyor.. artıkın kuzusunun hatrına benimkisi affeder beni ;)

Eee.. ne anlatıcaktım ben?!

İstanbul tatilinden bahsedicem bahsetmesine de üstünden de çok zaman geçti be anacııımm :)) daha önceden olaydı 3 haftalık zaman dilimi içerisinde ben İstanbul hatıralarından ve havasından daha kurtulmamış olurdum da işte haftaya yeniden gideceğimiz için ne yalan söyleyeyim geçmişe değilde geleceğe bakıyorum şu an :)

Hani bizim zuzu 10 cm oldu diyordum ya, şimdi deli gibi kalp atışlarını duymayı istiyorum.. ve bu sefer kesin kararlıyım, doktor ne derse desin ben hiçbirseyi göremeden sırt üstü yatıyor olacağım için, ultrason görüntülerini kameraya aldıracağım.. hiç olmazsa sonradan doyasıya izlerim.. hem belli olmaz 16. haftamızı dolduracağımız için cinsiyetini de öğreniriz kuzucuğumuzun ;) gerçi bunların hiç önemi yok.. önemli olan sağlıklı olması ama yinede merak ediyor insan yaw :/

Hııımm. Gelgelelim evimizee :))

yorgunluğumuzla karışık içimizdeki merakla dönüşümüzü beklediğimiz yeni evimize ,işte istanbul seyahatimizden önceki gece taşındık.. Anlattım mı hatırlamıyorum ama, Cadı ve Doca ikilisinin de esya toplama zamanlarına denk geldiği için ağlamaklı hallerimiz bayaa bi uzun sürdü diyebilirim.. son günlerde bunu daha da iyi anlar olmuştuk aslında.. üstüne hamileliğim ve asırı duygusal hallerimde eklenince, arkadaşımdan ayrıldığım yetmiyormuş gibi üstünede eski –artık eski oldu- ev sahibimizden ayrılmakta kolay olmadı yani :(

ne kadar garip öyle değil mi?
ailemden ayrılıpta buraya geldiğim ilk günden bu yana, ev sahibimiz -namı değer Aybalam-’ın anne şefkatini hep üstümde hissettim.. ne zaman ki biraz olsun hasta olur gibi olduk, elinde çaylarla, vitaminlerle kapımızı çaldı.. bize çocuklarıymışız gibi baktı.. Bir çok kez yeni bir eve taşınmayı aklımızdan geçirdiysekte, avlusuyla, bulunduğu konumuyla da her zaman bize cazip geldi evimiz.. üstünede hep aybalam gibisini nasıl buluruz diye düşündüğümüzden oturduk oturduğumuz yerde..

takiii.. kuzucuğumuzun olacağını öğrendiğimiz ana kadar..

çünkü, tüm bu artılarına rağmen kücüktü evimiz.. bu evi göz önüne getirebilmenin en güzel yani avlu icerisindeki, 3 ayrı daire haline getirebilmek için sonradan yapılan eklemeleri olan eski, konak tarzı bir yapıyı düşünmek.. dolayısıylada, küçük bir mutfağı olan, odaları ve salonu birbirine karışmış, yatak odası üst katta olan dublex bir dairedi işte.. kuzucuğumuzun huzur içinde uuyabileceği bi odası bilem yoktu anlayacağınız..

Bizde kendimize bir ev bulduk nitekim,bulduk bulmasına da bunu Aybalam’a söyleyebileceğimizden emin değildik.. ki biz söylemedik.. zaten Aybalam’la konusmalarımızı görseniz gülersiniz.. o Rusça,Gürcüce konuşurken, biz İngilizce Türkçe paralıyoruz.. birbirimizi anlıyoruz ama böyle bir meseleyi konusmak haddimize değil.. bu yüzdende şirketten bi arkadaşa söylettirdi Andy’m. Aksilik bu ki, o gün okuldan dönüşte ben işe geri dönmek yerine eve gittim. Ah gitmez olaydım tek başıma.. Aybalam beni görür görmez sormaz mı bana neden gidiyorsunuz? Ben size iyi bakmadım mı demeye.. opüşüp koklaşırken sulu göz olan ben Aybalam’ın da kırmızı gözlerini görünce ağlamadan durabilir mi.. ben cıktım yukarı salya sümük..

Sonra aksam Andy’m gelirkene, iş yerinde bize her türlü konuda yardımcı olan, gerek tercümanlık, gereksede ev aramamıza yardımcı olan bi arkadaşımızla gelmez mi! Konusalım da halledelim ev konusunu diye.. eh işte.. ben palyanco’ya gene çıktı ağlayacak bi yer..onlar konusurlarken, yemin ederim bakmamak icin Aybalam’ın gözlerine, tüm tavanda ve en olmadık köselerinde odanın ne var ne yok baktım.. tabii hiç birşey hatırlamıyorum..ama işe yaramadı ne yazık ki :( odadan sulu gözleriyle cıkan Aybalam’ın arkasından bende açtım çeşmelerimi..sarılıştık.. ağlaştık.. meğersem, bizim hatun bebişe oda bile düsünmüş, yatak falan neyim de alacakmıs.. uff uff...Andy’m sen bu gidişle burdan temelli de gidemezsin diyo :/ yok canım o kadar da değil yani.. Hem giderim hem ağlarım gibi oldu benimkisi de :))

Ağladık falan ama şimdi rahatım burda.. bu evde güzelmiş yaw.. sıcak olmuyor geceleri..hala yorganla yatabiliyoruz..rahat rahat uyuyoruz.. eskiden olsa klimaya talim olacaktık ve zuzuma hiç iyi gelmeyecekti.. sükür diyelim ne’olsun :)

Bi sürü değişiklik yaptık evde..

Öncelikle istanbul’dan getirdiğimiz taharet cıbıklarını taktırttık :) –DİKKAT : çubuk değil çıbık-
Kırılmış olan klozet kapaanı değiştirdik.. -DIKKAT : kapağını değil kapaanı - :)
Yırtılmış olan düş perdesini yeniledik hatta birde yedek aldık ;) –benim kararsızlığım sağolsun-
Banyoya yeni banyo kilim’i aldık :)
Evin eksik ve patlamış olan lambalarını yeniledik..
Yarın halıları yıkatmaya veriyoruz ;)
Andy’m üstün tamirat yetenekleri ile yerlerinden çıkmış olan mutrak dolaplarının çerçevelerini yapıştırdı :)
Apartman girişine ampul yerleştirilirken, daire girişine de sensörlü lampa –lamba değil- takıldı :) hahaha

Sanırım şimdilik bu kadar yeter ;) Evet.. o kadar sakladım sakladım bu ev hakkındaki en önemli haberi sona bıraktım ;)

Yakında Cadı ve Doca ikilisi bizi heran burdan kovabilir ve çıkın evimizden, biz geri geliyoruz diyebilirler :)

Monday, July 02, 2007

yalnızım dostlarım yalnızım yalnız :((

ahh ahh.. neler oldu neler.. ben gene her bişileri böyle çoookk geç anlatıyorum.. herşeyler oldu bitti ama sanırım ben olan bitenleri yeni yeni algılıyorum..

herkes aslında benim nelerden bahsetmek istediğimi cookk iyi biliyor.. artık benim kader arkaşım, kankam hatta onun bize taktığı kısatlmalarla SZEİK yanımda yok.. bu yaban ellerde ben arkaşımı başka bi yaban ele gönderdim..

işin gerçeği şu ki, bi yanım uzgun bi yanım mutlu benimde.. hatta farkettim ki Andy'm de aynı şeyleri söylemiş.. insanın sırtını dayayabileceği arkadaslarının olması heleki de yurdışında iseniz çok önemli diye ve ayrıldığımız için üzgün olan ben, onlar için herşeyin daha iyi olacağını düşündükçe de seviniyorum işte.. öyle gerçektende..

şimdi tatillerini de yaptı bizimkiler.. hatta İstanbul'a da beraber gittik.. bi önceki sene de yaz tatiline bi ara beraber cıkmıstık :) uçakta beraber olmak güzeldi benim için.. herkesler terminal de cıkış kapısına kadar geçirirken onları, o kalabalığın arasında olmadığım ve sonrasında çalışmak zorunda kalmadığım için de şanslı buluyorum kendimi... ayrılık böyle olsaydı içim kaldırmazdı sanırım :/ Allahın sevdiği kuluymuşum.. kuluymuşuz hatta..yada Zuzum'um sansı bu :D teyzesi ve amcası giderkene üzülmedi arkalarından bakakalaraktan :)

ama o güne kadar da yeterince göz yaşlarımızı tüketmiştik sanırım Cadı'mla ;) hatırlıyor musun Cadı'm.. unutacağını zannetmiyorum gerçi de, ağlarken gülünür mü, yada gülerken ağlanır mı diye sorarsa birisi, bundan sonra kesinlikle cevabım EVET!

O an yanımızda olan arkadaşlarımız bile bize ne haller olduğunu algılayamamışlardı.. bi taraftan gözlerimizi görmeye calışıyorlardi.. biz bi yardan ellerimizle gözlerimizi kapatmış,bi yandan peçeteleri ıslatırken gözyaşlarımızla, arkadan gelen kahkaha sesleri herseyi çorba yapmaya yetiyordu işte :)

hepimiz aylar öncesinden bir gün ayrılacağımız biliyorduk.. ve öyle hos bir tur oldu bizler için son Batum yolculuğumuz..uzun zamandır yine birlikte yapmayı planladığımız bir geziydi ve olmuştu işte herşey yie istediğimiz gibi.. ve yine herbrimiz biliyoruz ki, bizler yine günün birinde İstanbul'da bir araya geleceğiz :)) o yüzden gülüyorum ve mutluyum..

ve son haftamız.. biz uzun bir zamandır kendimize yeni bir ev arayışı içindeydik.. yaklaşık 10-15 tane ev gezmiş olmamıza rağemn gönlümüze yatar bir yerleri bulamamıştık.. en nihayetinde de, İstanbul seyahatimize gitmeden önceki son gecemizde, bir yandan Cadı ile Doca ikilisi eşyalarını toplarken, bizde kendimizi aynı karmaşanın içerisinde buluverdik.. birimiz temelli tasınmaya calışırken, diğerimiz de ev taşıma olayına girmiştik :)) -ev ile ilgili detayları sonradan vereceğim-
gelgelelim o havalimanındaki el sallamaların arasında olmadığımız gibi, bizim bir sansımız daha vardı.. persembe akşam üzeri bindiğimiz uçaktan ayrılırken bu kez de İstanbul Havalimanında, yine gözlerimizin içi gülüyordu, çünkü ertesi sabah yine sabahın saat 9 buçuğunda buluşup önce bizim eve, -ki bilindiği gibi Cadı ile Doca'nın tüm eşyaları bizim evde- ardından da Cadının nüfus kağıdı işlemleri için muhtarlığa, ardından alışverişe..hatta ve hatta bizim kuzuyu ultrasonda görmeye bile beraber gideceğimizi bildiğimiz için..yüreklerimiz rahattı.. kocca bir günü daha beraber geçirecektik, hemide yurdumuzda, kendi evimizde :))

en nihayetinde de müthiş bir gün geçirdik hepberaber.. hem gezdik, hem yemeklerimizi yedik.. hem işlerimizi hallettik.. hemide emmisi ile teyzoşu, Zusu'sunun tüm şaklabanlıklarını naklen gördü.. hatta öyle bir zamanda gitmişiz ki doktorumuz bile tam eğlenceye geldiniz dedi.. ben görmek için çabalarken ve yamuk yumuk dururken, üstüne birde sen çok kıpırdama demez mi doktor amcam bana..valla tüm eğlenceyi bizimkiler gördü.. bizimkisi bizim gibi kıpır kıpır maasallah..durmadı bi türlü ki, testleri tam olarak yapılabilsin :)) şimdi tüm detayları bence siz Cadı teyzesinden öğrenin ;)) zaten birileri bana yazsın artık birşeyler demiş bende aynen geri iletiyorum.. o kendinin biliyo dimi!? kime diyom ben Cadı kişisi ;)

eee.. bu günlük bu kadar yeter.. herşey bi anda da anlatılmaz yani..daha İstanbul maceralarının resimleri vaarr.. yeni ev hakkında konusacaklarımız vaaarr... var iştem birşeyler ;) ben yazadurayım siz o arada bu yazdıklarımınan idare edin :D

güzelim yurdum TÜRKİYE'M!!! :)

veee.. güzelim yurdum..
o Türkiye yazısını gördüğümüzde içimizdeki mutluluğu tahmin edemezsiniz :) mutluluk diye buna derler :D
veee.. ispatlıyorum iste Artvin'e gidisimizi :D
yoluna, taşına toprağına kurban olduğum yudum :) şu yeşilliğin rengi ve büyüleyici hali bile değişiveriyor sankim :))

yolda annemi aradım..hatta kiraladığımız arabaya benzin aldığımız sıradaydı. benzin istasyonunda oyle elimde telefon, yerimde duramaz halde, o her heyecanlandığımda bir türü ses seviyemi ayarlayamayıpta tüm cevre halkının beni dinlediğini de düşündüğümde hala gülüyorum :) herkeste bana gülüyordu :D
hatta bana bakıpta gülerlerken bir yandan da bizimkilere siz bu arabayı nerden aldınız, nerden geliyorsunuz gibi sorularda sorulduğunu öğrendim konuşmamın ardından..
ben yine naklen yayın yapmışım anlaşılan :D
ve işte Artvin.. dağların arasında küçük bir şehir :D

vee.. Artvin kalesi..
Batum'a geri dönerken gördüğümüz küçük bir cami :D yine yeşilliğin arasına saklanmış..

veee.. ayaklarımın geri geri gittiği sınırdan geçtiğimiz an.. tel örgülerin arasından son birkez daha tam sınırda yer alan kırmızı kiremitleriyle bir Türk evi :D

tam sınırda.. o an aklıma gelense, Kemal Sunal'sın son filmi..Propaganda :))

ve bilin simdi ben ne diyorum..

Bülbülü Altın kafese koymuslar, ille de VATAN'ım demiş..

yurdum yurdum yurdum..

Saturday, June 16, 2007

sona kalan dona kalır işte :))

Ben az sonra.. az sonra derken... bakın bana bloguma koyacak tek bir kare resim bilem bırakmamıs canım kocacım Andy ve biricik arkidişsim Cadı ikilisi :(
e ben ne anlatıcaaammm simdiiiii :..((
bakalım bize ne bırakmışlar ;) ona gore davranıp, onların anlatmadıklarını da ben kenarından kösesinden tamamlamaya calışayım azıcıcık :))
şöylekine :

İlk basta cadı'cım ile arabanın arka koltuğuna, yanımızda yastıklarımız ile öyle bir yerleşip kıvrıldık kine sonunda ayacıklarımız boyle bizden yukarlara cıktı ;)

batumdan ayrıldığımız sıralarda birdenbire etkisini kaybeden güneş yerini sağnak bir yağmura bırakıverdi işte ;)

yamurun ardından bizi karşılayacak güneş ise uzaklardan böyle gülümsüyordu işte :)

ilk başlarda bak bak tren geciyor el sallayalım diyen bizler, sonunda çektiğimiz resim karelerinin içindeki upuzun treni bile fark edemez hale gelmiştik :)

yol boyunca tren raylarının üstünden geçeceğimiz zamanı beklerken bir müddet sonra artık bir sağa bir sola üztünden geçtiğimiz onca raydan bize gına gelmişti..



ve en çok beğendiğim resimlerden bir tanesi :) hareket halinde iken çekilmiş olmasına karşın hareket etmeyen ve odaklanan tek şey bu yol kenarındaki güzel at ;)
ve BATUM' dayız.... WELCOME TO BATUM :))
eh sahil kenarında taş sektirmemek, söyle denize karsı oturulupta deriinn deriiin köpüğüne dalmamak olmaz dimi ;)


burası da kaldığımız otel :) içerisi Türk kaynıyor ama, şimdiden söyleyeyim..yada insanların coğu Türkçe biliyor.. bu yüzden konustuklarınıza dikkat edin..

ve bir güzel yanı daha Gürcistan da Taharet musluğu bulabileceğiniz yegane yerlerden birisi :))

ben diyorum ki, batum maceralari-1 olarak değerlendirelim bu yazımı ve pazar günki Türkiye yolculuğumuzu da başka bir post'a saklayayım ;) eehh. cumartesi iş yerinde bu saate kadar kalmak yeter ;) ammmaa velakiiiinn ;

son ve başka güzel pozlarla son veriyorum yazıma..

İstanbul ve Deniz aşığı ben için sahil kenarında olmakta başka bi güzel işte..


hele ki SEVDİĞİN yanındaysa :))



NOT : resim bulumama konusunda çingenelik yaptım daha en baştan kabul ediyorum ;))

Wednesday, June 13, 2007

dert yandım gene ama, olur o kadar ;)

heh.. kayıp insan ben, gene burdayım :))

kaybolup kaybolup duruyorum biliyorum.. hatta bu aralar akşamları bilgisayarı eve götürmeye gerek bile duymuyorum.. çünkü bırakın bilgisayarda birşeyler yapmayı, getirdiğim gibi çantasından bile çıkartmadan geri götürüyorum.. anlayacağınız taşıdığımla kalıyorum.. eh bide malumunuz cantasnın içine sıkıştırdığım bir sürü kağıt parçasıynan da beraber bayaa bi ağır oluyor kendileri.. sonrada Andy'm taşımak durumunda kalıyor ki bende kalayı yiyorum.. zaten açıp bakmıyorsun, neden bana taşıtıyorsun oluyor sonunda :)) hatta bununlada kalmayıp artıkın o cok sevdiğim dizi filmlerimi bile izleyemiyorum.. her defasında yine Andy'cim bana anlatmak durumunda kalıyor ve bu haftalardır böyle.. basını izliyoruuumm... sonu ne yazık ki yok.. bilin bakalım neden dememe gerek yok herhalde.. yaw uyuyup duruyorum.. olmaz ki canım bu kadar da :)) bi insan 11 saat uyurda, gene ertesi günü iş yerinde esner mi??? esniyorum valla.. ne olacak benim bu halim, daha ne kadar böye tavuk gibi erkenden yatacağım ben bilmiyorum.. görüyor musunuz şu 17 mm lik ufaklık bana neler yapıyor ;))

böyleyken böyle işte millet.. simdi de iş yerinde uyumamak için, allahtan da işlerimi yoluna koymuşkene... sizlerleyimm :))

yoksam birkaç haftadır iş yerinde de bayaa bi yoğundum.. departman olarak aldığımız yeni sorumluluklarımızı bir yandan gerçekleştirmeye çalışıp bir yandan da benim kızlara bir bir anlatmakla uğraşırken, bunlarda yetmezmşgibi gene okul yolları taştan deyip haftada 2-3 defa okula gittiğim günlerde oldu yanii :/ yani oh ne kadar da rahatsın.. hatada 3 günde ne ki diyenleriniz vardır eminim ama, inanın bana hiç öyle de değil.. her gittiğimde 2 dk. bile durmadan ve hiç bir işimi halledemeden genekös kös işe dönmek o kadar sinir bozucuki!!

ben alışmışım bi kere gittim mi o gün için planladığım hiçbir şeyi yolna koyamazsam rahat edemiyorum.. hersey uzadıkça uzuyor..ve bilinmez bir yolda yürüyormuşum gibi hissediyorum.. hiç birey belli değil.. hatta şu okuldan mezun olurmuyum orası bile meçhull gibi hissetmeye başlıyor insan.. bu insanların sağı solu da belli olmaz demeden de edemiyorum.. sonra sen bu dere gelmemişsin , yok şu ödevi vermedin, sen mezun falan olmazsın bu sene derler yani.. güvenim yok anlayacağınız...

hatta bu kadar okulla ilgili dert yanmışken anlatmadan edemeyeceğim yaşadığım kücük bir hadiseyi. gerçi bunun gibisini her gün her dakika yasıyorum bi yandan da ama..

hani diyorum ya bana yardımcı olan bir arkadas var okulda diye.. yani her ne olursa olsun Allah razı olsun kızdan.. benim her işime koşuyor ama.. ama işte... olmazki canım bu kadar da.. 3 hafta nce mi ne sordum buna... salı günleri informatik diye bi dersimiz var ve ben hiç gitmemişim.. anlattın mı benim durumumu hocaya diorum.. yo.. ne sormamı istiyorsun ki diyor.. bende daha onceden anlatmış olmama rağmen, bir kez daha özellikle de bu ders ve bu hoca için diyorum ki, bak.. böyleyken böyle.. ben calışıyorum.. sen durumumu biliyorsun, yabancı öğrenciyim.. ders notları varsa ingilizce ben onları alayım, yada sen hocanın telfonunu falan al ben hocayla bizzat konusayım falan.. tamam diyor.. haftaya söylerim..

bir sonraki hafta bundan ses seda yok.. soruyorum konustun mu? yok diyor hoca gelmedi.. ama sen benden ne sormamı istiyorsun.. ben gene anlatıyorum işte.. aynı seyleri bir kez daha söylüyorum..

bi sonrakki hafta dersten bir gün önce başka birsey için kız gene beni arıyor, konusuyuoruz falan.. herneyse.. ben gene hatırlatmak babında hocayla yarın konusmayı unutma diyorum..
DDDAANNN!!! gene aynı soru.. sen benden hocaya ne sormamı istiyorsun..

ölürmüsün öldürürmüsün.. bir kez daha anlattım telefonda.. bendeki sabırda kimsede yoktur sanırım ama uçan kafa atıcam az kaldı.. herneyse, çaktırmıyorum.. kız nede olsa bana yardımcı oluyor.. ve bugün.. gene okula gidecektim de gidememiştim.. herneyse, bizimki neden gelmedin diye aradı.. bende ne yaptın konustun mu deme gafletinde bulundum.. bulunmaz olaydım.. UNUTMUS!!!!

ben daha ne diyeyim.. ya kusuruma bakmayın ama bu insanlarda balık hafızası falan mı var?!?!

telefonunn öteki ucundaki beni artık siz hayal edin.. birde haftaya sınav varmış.. benim ne olacağım gene mechul?! artık cuma günü gittiğimde eğer anladıysa, anladıklarını bana anlatmayı planlıyor.. o balık aklında ne kadar bilgi var bana ne kadarını anlatabilecek bilemiyorum ama elimden birşey gelmiyor hakkımda Tanrım'dan hayırlısını istemekten başka !? :/

biliyorum.. şu sıralar hem kendi sağlığım, hemde 17 mm nin hatrına sakin olmalı ve sinirlenmemeliyim :)) o yüzden işte böyle :)üyorum olup bitenlere :D

oo.. ben neler anlatacaktım güzel güzel haftasonu gezimizden bahsedecedim de gene içim döküverirken buldum kendimi :D

herneyseeee.. :) ama az kaldı.. siz bu yazıları okuya durun, bende o sırada resimleri bi sıraya koyayım ;))

geliyor işte güzel yurdumun, güzel ve nadine köşelerinin resimleri :))

AZ SONRA :))

Sunday, May 27, 2007

8 mm'den 17 mm' ye..

Ve işte uzuuunn bir aradan sonra gene ben.. değişen bir ben hatta.. ufaktan ufaktan kilo almış, eskiden giydigi dusuk belli ve belini sıkan pantolanları artık giyemez olmus bir ben var karsınızdaa :) uzun yıllar hep etek, elbise giymek istemiş olan benin dilekleri ufaktan ufağa gerçekleşiyor işte sonunda :))


ne ilginç bir dilek değil mi benimkisi.. aslında dilekten öte, içinde bulunduğum hali anlatmak istemiştim sizlere.. gerçi artık herkes benim neden bu halde olduğumu cok iyi biliyor..
bilmeyenler varsa eğer hala.. sıkı durun söylüyorum.. uzun zamandır kendimize sakladığımız bir sırrı hepinizle paylaşmak içinde sabırsızlanıyorum..



evet.. bundan yaklaşık 5 hafta önce, 1 mayıs'ta içimiz kıpr kıpır, ufak bir işimiz var diye işten izin alıp gittiğimiz, gürcistan'da gördüğüm en düzgün girişli ve temiz bir hastanenin karanlık bir odasında karnıma üstüne jel sürüp baktıkları garip bir alet, içimde 8 mm lik küçücük bir canlının olduğu haberini verdi ;)) ve şimdi o 17 mm den biraz daha fazla ;))

Andy'm olan biteni aslında benden cok daha güzel anlatmıs :) iyisimi siz bi onu okuyun, birde benim, daha doktora gitmeden once istanbul'da bizimkilere söylememek için haftalardır draftlarda sakladığım şu yazıya bir bakın.. ilk aklımdan gecenlere.. ve sonrasında belki benim neden bu zamana kadar suskun kaldığımı anlar, bana hak verirsiniz :))




İçimde yaşattıklarımı anlatmama imkan yok.. dalgasını gecerken, ne zaman olur, nasıl olur, olursa neler olur derken, simdi içimde bir can tasıyorum sevdiğimle bana ait.. gercekten o orda mı bilmiyorum.. hiç birsey hissetmiyorum... ne zaman hissedicem onu da bilmiyorum.. henuz daha doktora gitmedik ve sadece 3 gundur biliyoruz ve ya yanlıs dusunuyorsak, ya bos yere mutlu oluyor, bos yere heyecan yapıyorsak demekten de kendimi alamıyorum..

aslında askım'da bende aynı duyguları paylaşıyoruz.. belki de dediğim gibi ne zaman doktora gider ve ondan "hamilesiniz" kelimelerini duyarız, o zaman hersey daha da netleşir.. ne zaman ki kalp atıslarını duyarız, o zaman nasıl bir yola girdiğimizi daha iyi anlarız..

daha hiç kimse bilmiyor olup bitenleri.. Cadı ve Doca ikilisi hariç.. cunku kafasında bir suru sey olan arkadasımın, dusuncelerini baska bir yone cekersem mutlu edebileceğimi dusundugum bir sırada paylasştım bu haberi onunla.. eh birilerine de soylemem gerekiyordu.. boyle bir olayı insanın kendisine saklaması o denli zor ki!! kimselerle kastımsa ailem :) duyduklarında yuzlerinin alacagğı ifadeyi oyle cok merak ediyorum ki!! verecekleri tepkileri..

belki bana :

"- sende mi Brütüs " diyecekler bilmiyorum.... hani Andy'm amca oluyordu ya, cik ciik hamile diye.. 3 aylık oldu zeytin şimdi.. ve simdi cik cik 'in ablası yani benim tontis'im de hamile.. teyzesinin bidenesi rezil adamımın bir de kardeşi oluyor.. ve işte bu furyaya bende katılmıs bulunuyorum.. hemde cok kısa aralıklarla..

dalga geciyorlardı ucumuzde hamile kalırmısız aynı anda diye, ama simdi saka gibi... guluyorum. bir araya geldiğimizde buyuk ihtimalle birbirimize sarılamayacagız bilem belki bir muddet sonra..

en cokta aileme uzuluyorum.. ben burda uzaklardayım.. beni goremeyecekler bilem.. yanlarında olmak istiyorum herseyden cok bu zamanlarda ama kader işte.. nasıl olsa gidicem 20 gun sonra deyip avutuyorum kendimi.. sonra..birde annemle babam sonunda dede ve anneanne oluyorlar diyorum.. kardesim uzun zamandır hayalını kurdugu gibi dayı olacak işte :)

yuzlerini gormek istiyorum ilk ogrendiklerinde.. gozlerinden dokulecek olan yasları.. ama daha 20 gun daha sabretmek zorundayım.. nasıl sabrederim bilmiyorum.. bu o kadar zor ki!! soylesem diyorum.. ama yanlarında olamayacagım :( bana sarılmalarını istiyorum duyduklarında.. gozlerindeki ifadeyi gormek.. bu kadar bekledim diye bana kızmazlar oyle değilmi?!

bakalım bizi bundan sonra neler bekliyor.. olup bitenleri goreceğiz.. belkide ailemden once buda herkes ogrenecek.. onlar bilemeyecekler.. yoksam kimselere soylemesek mi diyorum ama mumkun değil.. pazartesi buranın en unlu doktoruna gidiyoruz.. bir profesor.. ve genel mudur yardımcımız goturecek.. eh o oğrenince, burdaki arkadaslarımızın ogrenmemesi gibi bir durumda soz konusu olmaz kanımca.. oyy oyy.. off demiyorum.. ama icim kıpır kıpır.. ne yapmam gerektiğini.. nasıl davramnam gerektiğini kestiremiyorum.. askım hep yanımda.. eminim Tanrımda..

NOT :

ilk söylediğim anda Cadı'nın gözlerinde dolan ve yemekte yanımıza tam da o an gelen arkadaşlarımıza ve konuklarımıza belli etmemek için içine akıttığı gözyaşlarına..

İstanbul'dan gelirken artık size size hiçbirsey yok diye ufaklığa getirdiği ilk hediyemiz kırmızı patiklerimiz için Doca'ya,

her zaman yanımızda olduğunu belli eden diktator müdürümüz sevgili abime ve eşine..

iş yerinde simdi dayı mı, amca mı olacaksın diye sorduğum ve küçük çaplı şoklar yasattığımız Kurt, Güçlü Şirin, Commercial ve Yüksel dayılarımıza..

İş yerinde ilgisini benden esirgemeyip taze taze portalal suları ile besleyen arkadaşıma,

ve yüzyüze olamasakta, kalpten kalbe seslenip tüm duygularımızı paylaştığımız siz sevgili blog arkadaşlarıma..

tüm dualarınız.. yardımlarınız icin..


ailem icin birsey söylemeye gerek duymuyorum.. o dakikalarda yasananları , şimdi geçmişte kalan ve benim tek kelime bile yazamadığım zaman zarfında yasanan acı tatlı bir sürü olayı da askım Andy'm en güzel şekilde anlattı zaten.. belkim gün gelir o an yasananları değilde içimde yasattıklarımı da ben döküveririm kelimelere..

simdiyse..

herkesin benim yanımda olduğunu bilmek çok güzel..

hersey icin TEŞEKKÜRLER..

Monday, May 07, 2007

SUSMAK VE ÖĞRENMEK

Bildiğiniz gibi bilgisayarım olmadığı için şu sıralar, iş yerinde de oturup kafamı toparlayıp ne yazıkki güzel birşeyler yazamıyorum..ama bu yazıyı beğendim ve paylaşmak istiyorum.. Biraz kolayına kaçamak belki yaptığım ama yazan güzel yazmiş ;)

Bir gün susmayı öğrendim. Öyle bir sustum ki belki sonsuza kadar susacaktım. Çünkü susmak benim küçücük dünyamda babamla kurduğum iletişim tarzıydı. Babam akşamları eve yorgun dönerdi. Ben bütün gün evde sıkılır onun gelişini iple çekerdim.

Daha o kapıdan girer girmez boynuna atılır onunla oynamak isterdim. Babam sarılır, öper sonra da, hadi odana git, derdi. Yemek hazırlanınca annem çağırır bu defa masada bir araya gelirdik babamla.Onlar annemle konuşurken ben araya girer, sesimi duyuramayınca da bağırırdım. Babam sinirlenir, 'Bütün gün insanlara kafa patlatmaktan bunaldım, birde sen kafamı ütüleme!' derdi. Annem de 'Bütün gün zaten seninle uğraştım, bir çift laf da mı konuşturtmayacaksın babanla?' diye çıkışır, beni odama gönderirdi.

Çaresiz bir şekilde boynumu büker odama yani hapishaneme doğru yol alırdım. Babam arkamdan, 'Bizim bir odamız bile yoktu, her şeye sahip, hâlâ ne istiyor anlamadım.' diye bağırmaya devam ederdi. 'Keşke benim de bir odam olmasaydı, keşke bizim de evimiz bir odalı olsaydı da hep birlikte otursaydık' derdim içimden; ama yüksek sesle söylemeye cesaret edemezdim.

Yemekten sonra babam kanepeye uzanır, eline kumandayı alır, televizyon seyrederdi. Beni yanına çağırır biraz severdi. Onun izleyeceği önemli birşey varsa beni adeta yerimden bile kıpırdatmazdı. Azıcık hareket edip koşup oynamaya çalışsam oda hapsim yeniden başlardı. Bir gün anladım ki susunca babamla daha iyi anlaşıyoruz. Bu defa susarak yapabileceğim oyunlar geliştirmeye başladım. Önce resim yaparak başladım işe. Babam çizdiğim resimleri çok beğeniyor; 'Bak, böyle uslu uslu oyna işte.' diyordu. Babam bazen göz ucuyla bakıyor, resimle ilgili bir şey sorsam afallıyordu. Ama bana kızarak beni artık odama göndermiyordu.

'Son günlerde ne de akıllandı benim oğlum.' diye komşulara anlatıyordu annem halimi. Resimlerim arttıkça ortalık dağılmaya başladı. Annem 'Odanı topla!'diye odama kapattığında işe nereden başlayacağımı bilemiyordum. Ben bunlarla uğraşırken zaman geçiyor; ama odamı toparlamayı beceremiyordum. Annem odama gelip 'Bak sana resim yapmayı yasaklayacağım.' dedi bir gün. Susuyor olmamı usluluk olarak değerlendiren ailem resim yapmayı da elimden alırsa ben ne yapacaktım?

Bu düşüncelerle bir aile tablosu yaptım. Babam eve gelince uygun zamanı kolladım. Her zamanki gibi yemekler yendi, odaya geçildi. Babam oturur oturmaz çizdiğim resmi getirdim. Babam baktı. Hım, dedi 'Çok güzel olmuş.Bu adam benim herhalde.' dedi.

Ben 'Hayır o adam değil, bu çocuk sensin.'dedim.

O 'Hayır, bu adam benim, bu çocuk sensin, bu küçük kız da arkadaşın.'dedi.

Ben yine 'Hayır, o büyük adam benim, bu küçük adam sensin, bu küçük kız da annem.' dedim.

Babam benimle uğraşmaktan vazgeçip: 'Peki neden bizi küçük çizdin?' dedi. Heyecanla başladım anlatmaya.Ben büyüyüp adam olacağım. Iş bulup çalışacağım. Siz yaşlanıp küçüleceksiniz. Beliniz bükülecek, komşumuz Ahmet amca ile Ayşe teyze gibi küçücük kalacaksınız. Ben işten geldiğimde yorgun olacağım. Siz benimle konuşmaya çalıştığınızda işyerinde kafam şişmiş olacağından sizi duymayacağım bile. Siz benimle bir şeyler paylaşmak istediğinizde 'Hadi odanıza çekilin de kafa dinleyeyim.' diyeceğim. Ve bir de bağıracağım 'Her şeylerini alıyorum. Sıcacık odaları da var, daha ne istiyorlar' diye.

Annemle babamın gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Duyduklarına inanamıyorlardı. Bana sarılıp beni öyle içten bir okşayışları vardı ki sonsuza kadar konuşsam hiç bıkmadan dinleyecekler gibiydi

Farkında' Olmalı Insan...

Kendisinin, Hayatın, Olayların, Gidişatın Farkında Olmalı

Ömür Dediğin Üç Gündür,

Dün Geldi Geçti

Yarın Meçhuldür,

O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür, O Da Bugündür...

Bu arada küçük bir not ;) benim babamla yada annemle hiç böyle bir problemim olmadı.. Aksine her zaman uzun uzun sohbetler eder, kimi zaman kıvrılıp koyunlarında yatardık hem kardeşim hemde ben..

umarım bizde cocuklarımıza böyle şeyler yapmayız.. ailemin olduğu gibi bizde onlarla arkadaş olmayı becerebiliriz :))

Sevgilerimle...

Sunday, April 22, 2007

sobeeee...

Sanırım bundan böyle bloğumu eskiden olduğu gibi kalemim elimde, teknolojiden uzak, içimden geldiği gibi kağıt parçalarına yazacak ve sonradan da sizlerle paylaşacağım. Çünkü boynum çok kötü fena ağrıyor ve ekrana bakmak dahi istemiyorum :/

Gelgelelim bugün ne anlatacağımıza..

şu 3*3 sobesini artıkın bir şekilde yapmaya başlasam fena olmayacak sanırım. Zaten iyiden iyiye geciktirdim. Yakında " hükümsüzdür" diyebilirler galüba, sanırsam ;) hadi bakalım, başlıyoruuuzzz :)

1.1. Bu güne kadar yaşadığınız 3 şehir?

Tabiki ilk olarak, doğup büyüdüğüm ve herseyine aşık olduğum sehir, evim İSTANBUL :) bir ucundan diğer bir ucuna ulaşmanın bile zor olduğu ama herseye rağmen derya gibi bir şehir. Geçmişten bu güne kadar birçok tarihi bağrında taşıyani her kösesinde binbir hatıranın olduğu, boğazıyla, deniziyle.. herseyiyle ayrı bir dünya.. Fazlaca anlatmaya gerek yok kanımca ;))

ikinci ve son olanı Tiflis işte.. eşimin peşine takılıp pevlenir evlenmez geldiğim bir yer. sadece o kadar..

3. sü ise; malesef yok.. Aslen, baba tarafından Giresun 'lu olsamda, işte 5 senede bir 10 günlüğüne gitmekle yaşadım denilemeyecek bir yer memleketim ama, 'haçen ben giresunluyum da' demek, İstanbul'luyum diye geçinen ve gerçekte öyle olmayan bir çok insandan daha cazip gelmiştir bana.. yine de denizi ve doğal güzellikleri ile içime işlemiş.. yurdum en nihayetinde ;)

1.2. Tatil için gittiğiniz ve önerebileceğinizi 3 şehir?

yurdumun her karış toprağını gezip görmek isteyen ben ve gezip görülmesi gereken çookk yerler olduğuna inanan ben için önerme yapmak zor.. ama gidip gördüğüm yerler söz konusu oluncaaa..iş değişiyo ;)

Öncelikle,arabayla dolaşmayı çok sevdiğimiz için biz ailecek, bundan 10-15 sene evveli ilk defa gittiğimiz ve artık muptelası olduğumuz Alanya, tatil yapmak isteyenler, denizin ve güneşin tadını cıkartmak isteyenler için tavsiye edilir. ülkemize her sene gelen Turistlerde birşeyleri biliyorlar demek ki ;)

vee..Marmaris.. Andy'min anlattığı gibi, Marmaris Mares, eski adı ile Altın Yunus otelinin benim için ayrı bir yeri var ilk yine ailemle bir sene gitmiştik oraya ve sahilini İçmelerden Marmaris'in içine kadar gezerken, arkada kardeşim ve ben, öndede annemle babam böyle yıllara nisbet edermişcesine yeni asşıklar gibi el ele yürürlerkene, bir gün sevdiğim adamla bende bu yoldan geçmek istiyorum demiştimde, hayalim geçen yaz gerçek oldu :) varmı ötesi ;))

son olarakta, Bodrum :) herşeyiyle güzel işte.. Andy'mle nisanlıyken gitmiştikte, bizde gene ayrı bir yeri olmuştu Bodrum'um.. birde, bodrum'a 20 km. uzaklıkta pazı mıydı mazı mıydı bir köy var. küçük pansiyonların olduğu kendi halinde küçücük bir yer. Sessiz, sakin.. tam kafa dinlemelik her yönüyle. kumsall neyim yok ama çakıl taşlarını tek tek sayabilirsiniz suyun içinde.. yatın uzanın, kitap okuyun.. tatil dinlenmek demekse sizin için dinlendirim derim ben hem bedeninizi hemde ruhunuzu :))

1.3. yaşamak istediğiniz ve görmek istediğiniz 3 şehir?

Dedim ya ben, fırsatım olsa her bi yeri gezerim.. durmam durduğum yerde.. 80 günde bir devri alem de ben mi ne yapsam :)) söyle gitsem, bi beyaz geceleri görsem yakınkende simcik oralara.. sonra gitsem bir Viyenaya, Paris'e, İtalyaya.. bide gitsem gorsem Yunanistan'ı :)yunanistan merakı da bende Ahmet Altan'ın bir kitabını okuduktan sonra olmuştur.. hangisiydi hatırlamıyorum ama, yunanistan'ın İstanbul'a çok benzediğini söylüyor yazısında.. birtek fark varmış, o da portakal kokuları duyuluyormus her bir yandan :)) gidip görmek lazım işte..

ama yasamak söz konusu olduğunda ise ben İstanbul'umu tek geçiyorum.. dicem olmayacak.. Çünkü Andy'm nerde ben orda :) Hani askım İzmir, Muğla Fethiye demiş ya,neden olmasın ama bir ayağımız İstanbul olsun :) ve birde, böyle ağaçların arasında, tahta bir evimiz olsun isterim ben karadenizde.. arada finduk toplamaya giderik, soğuk sularına sokarız ayacıklarımızı.. olmaz mı?! :)

2.1. Şuandaki mesleğiniz?

Aslında ben Teknik Lise mezunu ve 2 yıllık meslek yüksek okulu sonrası Elektronik Haberleşme Teknikeri'yim. 3 ay sonrada Elektronik Müh. olacağım kısmetse :) amma velakin havacılıkla uğraşıyorum sun sıralar eşimle beraber ;)

2.2. Yeniden dünyaya gelseniz hangi mesleği şeçersiniz?

Ben kesinlikle sanatla yada sporla falan uğraşmak isterdim. İlk okulda piyano çalıyordum, gerçi çocukken kazanılan meziyetler unutulmuyor ama, hala hayırlanırım denen konservatuara gitmedim, gidemedim diye. ve voleybol oyanmıştım bi sıralar. Filenin sultanlarından biri olmak vardı ya kaçırdık fırsatı.. yada 'Sultans of the Dance'te :(
sahnede olmak isterdim yani her halukarda :))

2.3. Kesinlikle yapmam dediğim meslek?

Parayla uğraşmak istemezdim :) hala da istemem. Parasız olmuyor ama ben hesaplamayayım :/ verin harcarım :) yada saklarım ;) o kadar :))

3.1. Yaşam felsefenizi oluşturan sözlerden biri?

Aslında bilmiyorum?! Sevgi, saygı, tebessüm, mutluluk falan.. Hayatımda eksilmemesini istediğim şeyler ve hep saygıyla hatırlanan, ismim söylendiğinde, herkesin benden mutlulukla bahsedebileceği biri olabilmek :)
ve birşey daha :) bu hayatta herkesin.. "bildiğinin yanıldığına yetmediği!"
herzaman daha ileri görüşlü olmak lazım bu dünyada ve hep daha iyi :))

3.2 Çok sevdiğiniz bir kitaptan alınan paragraf veya bölüm?

yani yaklaşık bi 5 dk. kadır düşünüyorum ama aklıma hiç birşey gelmiyoo :/ zaten oldum olası aklımda tutamam öyle can alıcı yerleri.. hep yazarım bi kenarlara Öğren sunu palyancom diye amaa.. nerdee.. ben en iyisimi size söyle diyeyim.. bi aralar tam bir Ahmet Altan hayranı olmuştum.. kitaplarında her bir noktada kendinizden ve hayattan birşeyler bulabilirsiniz.. ben buldum :))

3.3 Sevdiğiniz şiirden bir parça?

bende şiir müptelalığıda vardır bu arada.. bir zamanlar deli gibi şiir toplardım.. ama benimkisi işte gene bloğumun kenarında :))

ve son bölüm.. yemek konusu :/

öyle ağzımı burnumu büküyorum çünkü ben pek öyle ilginç yemekler bilmem.. annemden gördüğüm gibi klasik yemekler falan yaparım.. hatta karadenizlilik damarım tutarda karalahanasıydı falan çok severşm velakin yapmayı bilmiyorum.. ne yapalım annemizle bir kere olsun mutfağa beraber giripte yapamadık ki :( öğrenciyim diye canım annem bana hiç bişi yaptırmazdı hele ilgi alaka olmayınca bende bakmadığımdan yapamıyorum işte.. ama kolay trakya işi kolay bir iki tarif verelim bakalım..

ilki sütlü karıştırma :)
ikindide yemelik :)) simcik bi tencereye 2 su bardağı sütü koyuyorsunuz.. ustunede bir bir buçuk çorba kaşığı un.. birazda tuz.. iyice karıştırıp sahlep gibi yapıyorsunuz.. kaynayınca biraz daha karıstırıp, servis tabagına alıyorsunuz.. ustunede kırmızı biberli bir tereyağ kızdırıp renk ve tad veriyorsunuz.. süpper oluyo :))

ikincisi, gene kolay :) biz buna ekşimik çorbası diyoruz.. gene ikindilik ;)
gene kırmızı biberli bir yağ yakıp üstüne soğuk su ilave edin.. hani bir kisi için bir yemek tabagını dolduracak kadar su koyun o kadar ;) kaynayınca eksimik ilave edin üstüne.. farklı peynirlerde kullanabilirsiniz.. ama cçok fazla erimeyecek peynirler seçin yoksam bisi anlamazsınız ;) soğuk peyniri ilave ettiğiniz için biraz daha kaynatın ve tabağa koyup ekmeğinizi bandıra bandıra yiyin :) off.. nasıl canım çekti şimdi :))

vee.. son olarak..
gene kolay.. gerci herkeşler biliyordur ama mozaik pasta.. üniversitedeyken kız arkadaşlarla bizim favorimizdi çünkü kolay ve kesinlikle şekerli, yağlı falan olmadığından bu tarif istediğimiz gibi doyasıya yerdik.. ozelliklede diyettekiler ;))

şimciiikk.. petit-beurre -böyle mi yazılıyordu hatırlamıyorum ama- bisküvileri alıp büyükce bir kabın icine 4 'e kırıp parçalıyorsunuz.. sonra üstüne bol miktarda sade kakao serpiyorsunuz.. ben paketin yarısını boşaltırdım :) sonra soyle bir çay bardağı soğuk sütü üzerinde gezdirip, bisküvileri cok kırmadan ve ezmeden karıstırın.. strech film yada temiz bir poşeti düz bir halde acın ve bu karışımı icine döküp, ellerinizle dısarıdan poseti ufaktan ufaktan sıkıstıraraktan dört kose pastalar gibi şekil verin..buz dolabında hatta buzlukta yarım saat beklettikten sonra dilimleyerek servis yapın :))

afiyet bal şeker olsuuunnn :))


ohh beee.. sonunda bitirebildim.. peki kimleri kimleri sobelesek.. herkesler sobelenmemiştir umarım ;)

once nonim'i, nilüferin sekerlerini ve D-chic'i, sonra; anne ve bebişini, merail'i ve epsilon'u, salıncakta iki kisiyi, parkeolog'umu ve zümrütüankayı sobeledim gittiii :))

Thursday, April 19, 2007

SEVGİNİN BATAKLIĞI

Çaresizliğin en amansız olduğu yerdeyim şimdi, ilk defa sevmenin tarif edilemez korkuları içindeyim.
Uykusuz gecelerin yorgun sabahlarında;
seni düşünüyor ve korkularla yine sana doğru koşuyorum.
Hep aynı soru düşüncemde ya seversem? ....
o zaman neler olabileceğini düşünmek korkutuyor beni.
İlk defa yenileceğimi anlıyorum;
karşımda kendinden emin gözlerin,ellerin ve dudakların bunu söylüyor bana.
Seni tanımadan geçen bütün yıllara lanet ediyorum.
Önceleri hiç bilmediğim adını şimdi binlerce kez tekrarlıyor dudaklarım.
Gözlerin gözlerime takılınca, güçsüzlüğüm geliyor aklıma;
beni sevmediğin, sevemeyeceğin ozamanlar öylesine yıkılıyorum ki bilemezsin.
İnsan nasıl gök yüzüne baktığında bu sonsuz evrende küçük ve çaresiz bir yaratık olduğunu anlarsa, senin yanında da aynı şeyleri düşünüyorum.
Gün oluyor mavilerde, gün oluyor kırmızılarda, gün oluyor karalarda yaşıyorum seninle.
Dudaklarımdan çıkan her kelime suya bir taş atılmışçasına büyüyor içimde.
Nereye gitsem kulaklarımda o yarı, yarı çocuksu sesin, sonra kendine has kokun...
ve o gözlerin; bir akşam üstünün serin hüznünü getiren gözlerin.
Görebildiğim, duyabildiğim her şey bana seni sevmemi söylüyor.....
Uzaklaştıkça yaklaşıyorum sana;
işin en kötüsü yaklaştıkça da uzaklaşmaktan korkuyorum.
Belkide hiçbir zaman sana sevdiğimi söyleyemeyeceğim, ne sana ne de senden başkasına..............
Düşün ki çoğu zaman kendime bile söyleyemiyorum.
Sanki söylediğim anda her şey bitecek ve bu emsalsiz büyü bozulu verecekmiş gibi geliyor.
Bir insanın kendini aldatması güçtür bilirsin.
Bu sevmek korkusunun aslında çok sevmek olduğunu biliyor fakat anlatamıyorum.
Galiba asıl korkumuz sevmek değil.....
Onun arkasıne gizlediğimiz sevilmemek korkusu! ........
Küçük küçük aldanmalarla kendimizi avutmaya çalışıyor, düştüğümüz çıkmazda bir teselli arıyoruz.
Kimbilir belki de karşılıklı bir oyun oynuyoruz seninle.
Belki de aynı korkular içerisindeyiz ama birbirimizden haberimiz yok........
Ve sevmek seni, alabildiğine sevmek, hiç bir şeyi umursamadan, bütün karanlıkları hiçe sayarak sevmek.......
Tutmak ellerinden, o derinlere inmek, gitmek oralara, o yerlere.......
Orada hep sen olmak, seni yaşamak........
Ve olduğun yerde bile seninle sensiz olmamak! ........
Sonrada sensiz yapamadığımı söylemek sana.......
Susmak....Susmak.............
Korkudan ölünceye kadar susmak.........

Şimdi sevginin bataklığındayım ve korktukça biraz daha saplanıyorum.
Bakışların biraz daha derine çekiyor beni....

Ümit Yaşar Oğuzcan


- Bir zamanlar kendisine tek bir hobi bile bulamamış benin, şiirlerle ve güzel yazılarla buluşmasına vesile olup, bir defter alaraktan, en ön sayfasına da en güzel harfleriyle yazdığı yazıdır bu.. sadece paylaşmak istedim.. Sevgilerimle... -

Tuesday, April 17, 2007

Anlatmazsam çatlardım :))

Biliyorum.. aslında anlatmam gereken daha biiirr sürü şey var ama, orta yerimden ikiye çatlamak istemiyorum ;) olay sonrası Andy'me defalarca, bu sabah direkt olarak Cadı ve Doca ikilisine, ardından da iş yerinde arkadaşlara anlattım gerçi amaa velakiiinn.. şimdide herkeşlere :)))

Velhasıl kelam olay şeyle tazahür etti :)

Dün, kociş'le beraber evimize gereken birkaç tesisat malzemesi almak için, buranın pazarına, yani bir nevi İstanbul'un eski Mahmutpaşa'sını andıran mekanına gitmek üzere arabamıza atlayıp yola koyulduk.. aslında yakın bir yer cok uzak değil.. neredeyse gelmiştik kine, son ışıklara vardığımız o vakit oyle güzel sohbete dalmışız ki, birdenbire kendimizi yolun ortasında bulduk.. Andy'm "sanırım kırmızı ışıkta geçtik" deyiverdi.. bende bir baktım, köşede polis amcam bekliyor.. baktık yüzüne, "kanımızca bizi görmedi" diyoruz, umarız görmemiştir falan :))

Bundan bir sene evveli gene güneşli bir havada buradaki ilk traflik cezasını yine dort kafadar birlikte yediğimizde, bir daha böyle bir durumla yüzyüze gelmemek için dua eder olmuştuk.. sorun ceza yemekte, yada parasında değil..buradaki amcalarımızın en az yarım saati alan o ceza kağıtlarını doldurmakla geçirdikleri süreden kaynaklanıyor yalnızca ;) yaz yaz bitiremiyorlar.. ah birde yazdıkları bir şey olsa, iki satır yazıyı bir araya getiremiyorlar ne yazık ki :/

herneyse.. ne diyordum ben :) o an "insallah görmemiştir" falan derken biz, ellerini kollarını ili yanına almış sallaya sallaya, gevşek gevsek hareketlerle ilerleyen polis amcam, birdenbire boyle elini havaya kaldırıp 'hey sen, gel bakıym buraya'der gibi yapmasın mı :)) Ammann dedik yandık :) şimdi iki saatimizi burda geçiririz, bitti gün dedik :))

çektik paşa paşa arabamızı kenara, açtık camımızı.. hava neyim de güzel.. neden gözlüklerimizi de almamıssak yanımıza.. gözlerimizi neyim saklardık ;))

amcam basladı Gürcüce konusmaya.. biz -yani Andy'm- dedi "ben sizi anlamıyorum.. ingilizce biliyor musunuz? Ben Türküm" falan diyo.. adam soruyo : "Rusça? Almanca?! "
"yok" diyoruz.. yani diyor askım, bildiği bir iki kelimeyle anlatmaya calışıyor kendisini.. ben susuyorum.. eh.. beyim konusurken benim konusmama gerek yok diyerek susuyorum ben :) adam gidiyor konusuyorum Andy'mle.. bitanem diyor ki :" ben görmedim ışığı, biliyorum..kırmıza geçtim" falan.. amcam cıkartıyor bir kağıt başlıyor soruları sormaya..

-"İsim, soyad -iki saat soyadımızı algılayamıyor- adres, telefon numarası" falan fisman..

Buraya kadar herşey normal.. normal olmasına normal de, o arada soruları tam olarak zamanında algılayamadıgımız icin, kafasını camın önünde hafifçe eğip bana doğru bakıveriyor..

(o da ne?! neler oluyor.. ben bunları yazarkene, bu coraplar da nerden geldi buraya? ana, birde fanila?! ANDYYYMMM.. yazıyorum ilgiyi buraya verdik ya benimkisi dikkat cekmeye çalışıyor.. bide cocuk muş ne gerek var canım var bende bi tane ;)))

heh :) baktı polis amcam bana.. basladı gürcüce konusmaya gene!!

-"sen bilmiyormusun?"
-" yok bilmiyorum!! "Kartuli ARA" yani.. "bak yüzügüme, evliyiz biz.. eşiyim.. Türküm!! "

amcam devam ediyor gürcüce suratıma bakıp konusmaya..
-"yok" diyorum.. "anlamıyorum". "ingilizce biliyor musunuz?!" Ken yu sipik ingilish!?'

bir zerre ilerleme kaydedemiyorum.. gidiyor.. bir iki kelime birsey yazıyor.. gene geliyor.. gene bana doğru konuşmaya başlıyor..

-"amcam yok" diyorum "anlamıyorum.. ne diyorsun.. ben bilmiyorum Gürcüce.."

amcam abartıyor.. hareket aynen şöyle :

işaret parmağını ileri doğru uzatmıs,
-"Seni gidi seniii.. biliyorsun.. sen bu yanıdaki adamla evli olabilirsin ama Gürcüsün!.. "

ölür müsün öldürür müsün?!

-"ne alaka canım" diyorum Türkçe..ama tepemin tası atmak üzere..

geliyo gidiyo.. geliyo gidiyo...
-"ııı.. seni gidi seniii.. hadi Gürcü'de olmayabilirsin ama sen kesin Gürcüce biliyorsun da konuşmuyorsun" diyoo..

hoppala!!! y.h deve.. daha da neler!!! (kusuruma bakmayın :) )

şükür bir iki isaretlerinden anlıyoruz da, anlamaz olaydık.. anlamaz olaydım..

surdan bi kafa koysam ne olur?! atlasam yolsam sacını başını!!

bundan sonra alnıma Al Bayrağımın resmini cizip dolaşmak istiyorum :) yada şöyle Ay Yıldız'lı bir kolye falan mı taksam ne yapsam.. yok arkadaş bu gürcüce bilmediğimi de ispatlamaz ki! noter tastikli bir belge falan mı yaptırsam acaba ;)

GÜRCÜCE BİLMEZ!! :)) hahaa

yani orda neredeyse adama kafa atıyordum ben..de şimcikin gülüyorum :))) ne alem insanlar bunlar.. inandıramadık kendimizi de.. yapmıs sanırım bizden önce burada yaşayan ve gürcüce bilen Türkler böyle şeyler.. ahh ahh yurdum insanı.. senin de içinde cıkıyor böyle tipler?! var mı gürcülerle bi yakınlık?! dermişim Gürcü olanlar beni vururlarmıs ;)

yada ceza yazmasın diye gürcüce mi öğrensek falan diye düşünüyordum ki, vazcaydım.. ne kardeşim.. milletimden de olamam yani.. Gürcü yaptılar beni..TÜRKUM ben TURK!!!

-arkadaşlar kusuruma bakmayın da insanın içinde yasadığı sosyal durumlar yapıyor bunları biliyorum :/ dunyanın heryerde var boyle insanlar.. ayrımcılık falan yapmıyorum yani ;) -

zaten sacımı da kestirdim Türkiye'de.. o günden beri Andy'm beni kızdırmak için :

-"sen de kimsin!? Bu gözlüklerlede tam Gürcü oldun... Nino.. eşim nerde benim.. ben eşimi istiyorum! "

deyip deyip duruyooo... offf offf...


hadi gene affettim polis amcayı..çünkü, bize ceza yazmadı :)) cok komik adamdı ama laf aramızda :)) benim uçan tekme atmak istemem dısında ;)

-seni gidi seniii...

Sunday, April 15, 2007

kaçak ben :))

uzun zamandır ortalarda yoktum ama sonunda ben deniz kaçak geldi..

şimdi kendime bir yandan kaçak falan diyorum ama işin gerçeği ellerim kollarım ne yazık ki bu geceye kadar bağlıydı.. nasıl mı?! ;)

bildiğiniz üzre son yazımın ardından İstanbul özlemi ile yanıp tutuşan bizler, perşembe sabahı istanbuldaydık :) Cadı ve Doca ikilisiyle beraber geçen uçak yolculuğumuzun ardından -ki ne vahim bir yolculuktu benim için anlatamam -anlatıcam :)- sevdiklerimize, ailelerimize kavustuk hepberaber.. yani tatil nasıldı gibi bir soruyu da yersiz bularaktan yinede süpperdi diyorum tek kelimeyle.. hergece bir başka aile yemeğinde, her günü dolu dolu yaşayaraktan, hatta yapmak istediğiklerimizin ve içimizde olan bir cok seyi de su kısıtlı zamana sığıştıramadan ne yazık ki, Tilkinin dönüp dolaşıp geri geldiği kürkçü dükkanı gibi geldik gecen hafta pazartesi sabahı.. birkaç saat sonrası burdaki bir haftamızı da doldurmuş olacağız işte :(

zaman durmuyorki anacığım.. geldik geleli de, evde oturmuyoruz biz.. bir kosusturmacadır gidiyor İstanbul'a gittik geleli.. hatta şimdi aklıma geldi de ben Halam'dayken de birşeyler yazmıştım da yayınlamaya fırsatım olmamıstı.. hemen bakayım bi ona da ;)

ne diyordum şu koşuşturmacalaaarr.. evet efendiiimm.. diktatör müdürümüzün eşi ve cocukları da buraya geldikler biz gelmeden bi kaç gün once.. ve şimdi hepberaber kalabalık aile toplantıları yapıyoruz.. cocukları sıkıştırıyoruz.. bebek seviyoruz.. iş yerinde bile bazen (özellikle bugün)işi gücü bir tarafa bırakıp, Esmer bomba ile oyunlar oynuyoruz.. hatta biraz önce de bizdeydiler de beşiktaş maçını izledik hepberaber..daha doğrusu Bey'lerimiz izledi ben Esmer Bombayı opucuk yamuruna tutaraktan gene kudurttum sanırım :)) en son o'da bizleri öpüp öpüp duruyordu :) gün boyu da iş yerinde elimi tuttu dolastığımızda, ardıma saklandı herkim sevmek isterse,yanımda oturmak istedi.. kısacası.. eteğime yapışık yürüdü :) yerim ben onu yerim yerim yerim :)) arkaşı biliyor beni.. düşünüyorum da, onun güvenini kazanmış olmak bile ne kadar da güzel birsey.. senin ardına saklanması falan.. hele birde kendi cocuğu olsa insanın nasıl bir duygu yogunluğu olur tahmin edemiyorum :))

haydaa.. nerden nereye geldik.. evet.. bu gece butün gece cocuklardan, cocukluğumuzdan ve bu tarz bilimum seylerden konusunca, insan ister istemez kaptırıyor sanırım kendini :))

herneyse.. bu arada bu kosusturmacalarım arasında ben bilgisayarımı tamire verdim :) - konu da işte böyle değiştirilir.. bakın, görün öğrenin :)) - İstanbul'da birseyler yazmak namümkünken, ne yazık ki bu karabahtlılık yakamı burdada bırakmayıncaaa.. yazamadım işte.. iş yerinde blogger benim bilgisayarımda yasaklı.. ayarlarının yapılması gerekiyor.. evde de bilgisayar yok.. Andy'min kini de dün aksam almıştık ama, yemek sonrası Doca'lar bizi eve bırakırkene arabanın bagajında neyim unuttuk :(( velhasıl kelam, bu gece iştem böylecene bir MERHABA diyeyim bari dediydim :) ben iyiyim.. sıhhatım yerinde.. herhangi bir kötü durum yok bilgisayarımın olmaması dısında :)) falan fişman :))

bu arada bi güzel de sobelenmişizzz.. ben daha masal anlatıcadımmm, ben daha istanbul'u anlatıcadım.. ben daha Te Adorum'dan bahsedicedim.. artıkın ben bir müddet bilgisayarla beraber yatıp kalkarım dicem... de.. benim cok kötü fena uykum geldi beaa :))

en kısa zamanda herbişileri konusmak üzere.. hoşçakalın anacıııımmm :)))

Thursday, April 05, 2007

yayınlayamadıklarımdan ;)

Herkese merhabalaarrr :))

evet o kadar okuldu, insanlardı falan derken, sonunda tüm beklemelerimin -ve sabrımın da diyeceğim- karşılığını aldım..

ISTANBUL'da yuvamdayım :))

gerçi bu yazılarışu an Canım Halam'dan yazıyorum.. yani onun yeni bilgisayarından ;) kendisi yeni yeni bilgisayar kullanmayı öğreniyor ve birde kursa başlamış.. bizim bloglarında bir numaralı takipçisi olmuş.. bundan sonra halam'ında bir blogu var.. biraz önce açtık barabar ;) şimdilik içi boş, ama zamanla göreceğiz bakalım bizlere neler anlatacak ;) el becerileri konusunda üstüne yok diyebilirim.. ve hatta ve hatta yemek konusunda da.. uzun uzun uğraşır, değişik değişik yemekler neyim yapar.. ohh.. üstünüze afiyet bügünde döktürmüştü gene :))

reklam gibi oldu ama http://tatlihulyalar.blogspot.com da halam çok yakında aramızda ;))

bu arada ne diyordum..İstanbul'um.. canım yurdum.. artıkın gelince anlatacağım herşeyi uzun uzadıya ama, nasıl geçti anlamadım bir hafta.. sadece birkac güncüğümüz kaldı burda..
daha oo.. 10 gun burdayız derkene, şimdi hiçbirseyi su sınırlı zamana sığdıramadığımızı farkediyor ve burdan gitmek istemiyorum ne yalan söyleyeyim.. geldik geleli evde bile durmadık desem yeridir.. hergece birisine davetliyiz ve geçenlerde de babişkodan yedik zılgıtı :) otel gibi kullanmaya mı geldnizi evi dedi. haklı valla adam ama elimizden de birşey gelmiyor ki
:( ama cuma ve cumartesi gecesi en azından aksam yemeğinde evde olacağız.. buna da şükür işte :))

hadi ben cok fazla kalamayacağım.. içerde beni beklerler.. daha doğrusu ben onların yanında olmak istiyorum.. 5. dk. bile daha fazla yanlarında olsam karlıyım ama değil mi? artıkın Gürcistan'a geri dönünce, yalnızlığımda bol bol bilgisayar karşısında olacağım nasıl olsa ;)

sizleri cookk coook optuuuummm :))

-4/5/07 11:06 PM-

Tuesday, March 27, 2007

gene okul, hep okul.. bitmedi gitti!!

artık iyice sıkılmış duruumdayım.. durup durup okuldan ve insanlardan bahsediyorum ama inanın gördüklerim karşısında kendimi tutamıyorum.. şöyleki;

hani demistim ya bi dersten notumu almam gerekiyor baska bir dersin sınavına girebilmem için.. işte bu sebepten ötürü, bu sabah saat 10 da okula gittim.. -saatlerden bahsetmemin sebebini az sonra cok daha net anlayabileceksiniz- tam 1 saat boyunca, öğrenci işlerinin önünde, bir sürü öğrencinin arasında bekleyip, sadece yarım dosya kağıdına yazılmış bir cıktıyı alabilmek için ayakta dip dibe bekledim.. bu arada da bilgisayarımı, bilgisayar olduu anlaşılmasın diye kendi çantasına değilde sırt çantasına sıkıştırmıştım.. o da sırtımda.. sonunda saat 11 gibi almamız gereken kağıt elimizde, hocanın çalıştığı yere gideceğiz.. tabii güya.. beyefendinin işleri varmış.. toplantıdaymıs.. saat 1 de glin demesin mi? benim işe gitmem gerek.. bir sürü işim var falan filan.. her neyse, isterseniz yarın gelin demiş.. arkadaşa soruyorum.. kaçta diye.. onu sormamış.. biz tekrar arıyoruz hocayı... telefonu kapalı.. aldı mı beni bir sinir...

herneyse.. diktatör müdürümüzü aradım, ıkına sıkıla.. sabahtan işe gitmemişim.. öğleden sonra kim bilir kaça kadar sürrer bu iş belli değil.. sağolsun bitir işini öyle gel dedi bana.. yarın bi daha uğraşma dedi :) bezde koyulduk yola..hocanın çalıştığı yere gidicez..

arkadsş diyor ki, işte biraz uzak burdan.. bende zannediyorum ki, ok uzak ama, yani yine sehirde biyerlerdir falan.. evet.. sehirde.. burda anahtar kelimme sehirde..

otobüse bindik.. ve burda ilk defa otobüse biniorum.. herşey yabancı.. ben çevremi izliyorum.. nereye gittiğimizi anlamaya çalışıyorum.. bakıyorum, yavas yavaş cevredeki evler azalmaya, sonra bahçeli olmaya, hatta boyle köy yeri gibi bi yerlere ulaşmaya başladı.. arada uzun uzun binalar var.. sanki site falan yapmışlar.. yapmışlarda site yapacak başka bir yer yokmuş gibi gitmişler bu evleri neredeyse dağın tepesine kurmuşlar..

sonra otobüsten yavas yavas herkes inmaye başladı.. universitemiymiş neymiş.. biz bi 4-5 kisi yine 4-5 dk lik tıngır mıngır bozuk bir yolda geçen yolculuğun ardından indik otobüsten.. kendi kendime soruyorum.. hatta arkadasşa souyorum.. nasıl bir yer burası, ne işimiz var burda diye.. herkes buraya mı geliyor falan diyorum okumaya.. yazııııkkk :/

aslında istanbul'da benim okulumda burdan farksız değildi ama, burda hiçte kampüs havası falan yok :( nede oturacak bir yer..

saat daha 12:10 ve biz gelmişiz.. bende diyorum ki elbet bi yerler olur oturacak ve aç olan karnımı doyurabilirim en azından 50 dk. boyunca.. ama nerde.. sırtımda çanta.. ayaklarım dona dona..hocayı aramalarımız bile işe yaramadan, kimi zaman dışarda soğukta, az da olsa bulutların arasından göz kırpan güneşten faydalanarak ısınmaya çalışmalarla beraber, kimi zaman da, hocayı aramak maksadı ile iki kapı arasında geçiş vazifesi goren bir holde, ceryanda kala kala bekledik durduk.. evet durduk.. saatlerce orda oylece kalakaldık.. çünkü saat 2 ye kadar hocanın işi uzadığından, oylece kök saldık oralarda.. son zamanlarda artık burnum gerçek bir palyanco burnu gibi kızarmaya hatta sümüklünün biri olmaya başlamıştım.. acımış omuzlarım cantamı taşıyamazken, bir yandan da donmuş ayaklarım bendenizi taşıyamıyordu.. dayanamayıp kaç defa sordum bilmiyorum ama, oturcak bir yer yokmu, luften surda duran güvenlik görevlilierine sor falan dememe rağmen, cekinceleri sebebi ile, daha doğrusu buranın halkı diyeceğim olması sebebiyle arkadasım hiç birsey soramadı.. takii son 5 dk. ya kadar... sonunda ikna edebildim de, bize kapının önüne bir sandalye cıkartılar ve iki kapı arasında esip duran seryanın tam arasına buyrun oturun dediler. bunu alık edebildikleri için şanslı olduğumu mu düşünmeliyim bilmiyorum ama o an, sinirimden ağlamamk için kendimi zor tutuyordum.. tam haykırıp kızacağım sırada, herneyse yok birsey kendi kendime konuşuyorum deyip konuyu kapatıyordum.. sonunda hoca bizi tam cağırdıgı sırada, içerdeki güvenlikten birisi tir tir titrediğimin farkına vardı da buyrun içerde oturun demeyi akıl edebildi :(

doğru hocanın yanına gittik tabikine.. ve inanırmısınız.. 5 dk.ka kalmadık yanında.. elimizdeki kağıt parçalarını verdik ve ne kadar not istediğimizi soyledik.. o da imzayı caktı.. bitti..

şimdi bu duruma sevinmeli miyim, üzülmeli miyim bilemiyorum..
ders hakkında hiç birşey bilmiyorum.. ama geçtim..
soğukta saatlerce ayakta aç açına bekledim.. dağın tepesinde biryerlere gittim ve bitti..

bilmiyorum.. mulu olmam gerekirken olamıyorum.. çünkü, ben bu okuldan hiç birşey anlamadım.. burası nasıl okul!? bu nasıl eğitim.. bu ne lahanası, ne turşusu?!?!

bu insanlardan hiç birsey olmaz!! :((

bu gidişle benden de olmayacak ya ben ona yanıyorum :((

not : tüm bunları yaşarken, dün gece futbol oynamak pahasına gene şiş bir ayakla eve gelen Andy'm, ben okula giderken evde yatıyordu :(( gene yürüyemiyor benim kisi.. hemde tam tatil arifesinde.. kısmetse, yarın aksam bu saatlerde hazırlıklarımızı tamamlamakla uğraşıyor olacağız.. hatta cadılarla beraber gidiyoooozzz...

BEKLE BİZİ İSTANBUL :))

seni herseyinle ÖZLEDİİİİMM!!!



buyrun işte buda gittiğim yer.. katılamam gerektiğine inandım da :((

bu kadar çok araba olmasına bakmayın.. su yandaki bina benim gittiğim ve işte otobus'te orda..
burasıda gittiğim yerin manzarası...

Thursday, March 22, 2007

sadece, "yazık" diyorum..

öncelikle tüm söyleyeceklerim için herkesten af diliyorum ama deşarj olmam gerekiyor ve içimdekileri bir şekilde dökmeliyim bunu çok iyi biliyorum..
ve diyorum ki,

Böyle bir okulda okuyor olduğum için kendime ve kendi adıma burdaki tüm insanlara acıyorum..

Insanlar naısl koyun yerine konulur, nasıl saatlerce ayakta bekletilerek kök saldırılır öğretilen bir yer burası. İnsanlara yalakalık yaparak herşeyin üstesinden gelinebileceğinin -tabii kendi sınırları içerisinde- aşılandığı bir yer hatta..
sırf oterite sağlamak amacıyla işlerin uzatıldığı ve anlamsız bir sürü prosedür arasında kaybolduğunuz, sıkılıp bunaldığınız ve en önemlisi de hayatınızın en önemli yıllarının hiçbirşey öğrenmeden, ot gibi, gel babam git babam okulla ev arasında mekik dokuyarak geçirdiğiniz bir ülke burası.. -elbette istisnalar kadeyi bozmaz ama ne yazık ki öyle:( -

yazık diyorum sadece...

hadi dedim ya oterite sağlamak amacıyla yapılan yersiz prosedürler var diye, evet sanki bizim kendi ülkemizde de yok mu!? elbette ki var ama bu kadar değil gerçekten.. yani evet.. zonlu olan bir cok yazılı belge icin sağdan sola, soldan sağa, o kaşe yok bu imza diye saatlerce hatta günlerce beklersiniz, ordan oraya önlendirilirsiniz de, yani hiç bir amacı olmayan yazılar olmaz sonuçta bunlar.. ozellikle de okulda!! yani belediye işlerini kesinlikle ayrı tutuyorum... burda bu tarz işlerle pek ilglenmedim ama okul da bile boyleyse, ben o tarafını hiç düşünmek istemiyorum :(

biliyor musunuz? herhangi bir dersinizden notunuzu alabileniz için, onceöğrenci işlerindenüstünüzde adınızın ve dersın isminin yazdığı bir kağıdı bizzat sizin almanız gerekiyor.. ve gidip hocanız nerede ise, okul içinde veya dısarıda ozel olarak calıstığı iş yerinde falan bulmanız ve bu kağıdı götürerek ders notunuzu almanız gerekiyor.. nasıl güzel dimi? kosun hocaların pesinden.. okulda bekleyin saatlerce, gelmesinler ve siz saatlerce gelecekmi diye bekleyin!!! daha coookk beklersiniz :))

sonra bu kağıtları alın ve ögrenci işlerine siz teslim edin.. evet kimi akıllıı hocalar var ozellikle kendileri veriyorlar ama kimisi de işte size veriyor.. komedi dimi? isterseniz değiştiriverin notunuzu.. hahaha?! tabii bunlarda bunu yapacak yürekte yoktur bahse girerim ;))
-gerçi ben hayatta yapmam tarzım değil.. zaten neden yapayım ki.. zaten hoca size kac puan istiyorsun gibi bir soru da soruyor ya gerçi.. sonradan değiştirmeyede gerek kalmıyor :))

gülüyorum.. gülüyorum ama aslında ağlama istiyorum.. yazık diyorum.. binlerce universite mezunuve hiç birisi hiç birsey bilmiyor işte.. bilgisayar müh. bolumunden mezun bir adam sadece word ve excelbiliyorsa ben daha ne diyeyim.. soylesenize.. "undo" ne işe yarar.. simdi bunu 5 yasında cocuga sorsanız, hani programı acarsanız acın o isareti görür görmez aynı işlemi gerçekleştirceğini tahmin eder.. evet "tahmin" aklınızı kullanmayı biliyorsanız tahmin edebilme yetinizde vardır demektir.. daha fazla bu konuda konusmaya gerek yok sanırım :((

yazık diyorum işte...
yetişen yeni nesile yazık diyorum.. bu ülkede kendimizi parçalıyor olduğumuzu görüyorum.. ben iş yerinde ne isterlerse elimden geldiğince yardımcı olmaya calısıyorum herkese.. mause kullanmayı ögretmeye kadar.. allahtan bnu öğrendiler sonunda bir diğer adıma geçebildik. tabii aada hoopp neler oluyor gibi mause kullanamamamdan kaynaklanan paniklerle de karşılaşmıyorum dersem yalan olur :))

yazıık diyorum..
iş yerinde bu insanlara verdiğim emeğe acıyorum. bir seyler ögretmek için cırpınan kendime ve diğer insanlara.. hatta burda birşeyler öğrenmek icin caba sarfeden kendime acıyorum..

yılmayacağım gerci..
evet cok bunaldım.. artık son dönemim.. okul hayatım nasıl biter bilmiyorum aslında ve burdan alacagım diplomanın da diploma ozelliğini bile ekullanabileceğimden de süpheliyim ama.. ama diyorum işte..

ben deniz palyanco kendini geliştirmeye devam edecek her ne olursa olsun.. gerci içimdeki ders çalışma isteği yavas yavaş kül oluyor ama, kendimi hiç olmazsa işime verecek ve burdan ne öğrenebilirsem kardır gözüyle bakıp kednimi geliştirmeye ve hayata, gelişen teknolojiye ayak uydurmaya çalışacağım.. ve bıkmadan usanmadan gerekirse, tekrar en baştan tüm derslerime calısacak ve denklik belgesini almak için gelimden geleni değil elimden gelenin en iyisini yapacağım...

burda bu insanların içinde benliğimi de kaybdip onlara benzemek ve hayatı oluruna bırakıpta koyun gibi yasamak istemiyorum..ben gene bu koyun meselesine döndüm ama,
dün dayanamayıp, okulda bir cocuğa "siz böyle koyun gibi davranmaya devam edin" dedim.. dayanamadım.. "siz tepkilerinizi koymazsanız sizi güden daha cook olur" babında "koyunluktan kurtulamazsınız" dedim.

bilmiyorum.. belki biraz ileri gittim.. hayır gerçekten biraz ileri gittim ama üzgünüm.. insanların herseye boyun eğmeleri hiç hosuma gitmiyor.. isyankar olun ve baş kaldırın demiyorum.. bunlar.. sadece, aklınızı bir parçada olsa kullanın bazı olaylar için cözüm yolunu başkalarının söylemesini beklemektense, çözüm yollarını kendiniz bulun!!

tavsiye verir gibi oldu belkim ama.. kusuruma bakmayın.. çok sıkıldım!!

Sunday, March 18, 2007

muhtacım sana...


hala inanamıyorum...

birbirimize oyle uzaklardan bakıpta, sevdamızı içimize gömdüğümüz zamanları daha dün gibi hatırlayan ben, şimdi sevdiğim adamla, tam 1 senedir evli olduğuma hala inanamıyorum..

bir masaldı bizim sevdamız..ve biz ;
kavusmanın imkansızlığını yasayıp, sevdanın vazgecilemezliğini anladık..
tek bir bakısın anlamını hissettik hatta iliklerimizde...

bir sene evvel hayatlarımızın en anlamlı EVET lerini söyledik beraberce..

sen hayatımsın!!
sen vazgecilmezim,

sen cok sevdiğim
sen biricik esim, can yoldaşımsın..

nasıl gectiğini anlamadığım bu bir sene gibi,
daha uzun yıllar kedi gibi sarılıp sana, hissetmek istiyorum sıcaklıgını, ılık nefesini..
hic birseyin bize, ve sevdamıza gölge düşürmemesini..
tıpkı resimdeki gibi..

bir sene evvel ne hissediyorsam, daha da fazlasını hissediyorum suan..
ve bunun yıllar geçtikce dahada artmasını diliyorum Tanrı'mdan..

Seni Çok Seviyorum Er'im..

Tuesday, March 13, 2007

hayat..



cok sevdiğim bir arkadasım bana soyle soruyor..

-"neden hayatımızda sonuçları bilmeden yaşıyoruz? bilsem hersey güzel olucak ileride..hiç bıkmadan beklerim..herşeyi.."

inanın ben bilmiyorum.. arkadaşıma yardım etmek istiyorum ama ne yazık ki bu sefer elimden hiç birşey gelmiyor..

peki ben bunu neden burda yazıyorum..onun benimle paylaştığı hislerini böyle anlatıyorum..

bilmiyorum.. yazdıkları içime dokundu.. hani kimi zaman böyle ellerinizin, ayaklarınızın bağlandığını hissedersiniz.. cırpınırsınız ama kurtulamazsınız.. ağzınız mühürlenmiştir sanki.. gözleriniz kör ve göremezsiniz neler olabileceğini.. görmek bir yana.. tahmin bile yürütemezsiniz olup bitenler karşısında..

oyle bir soru sormus ki,
sadece "hayat" diyorum ve öylece kalakalıyorum işte :(

bende soruyorum sizlere.. neden?!

Monday, March 12, 2007

yeni ismim :))

sevmek..

bir insan sevgisini nasıl belli eder sizce?! neler yapar?!

gözler mi konusur, kelimeler mi dökülür yoksa duyular mı işin içine girer!?

evet aslında hepsi bir arada.. ama bende garip bir durum daha var.. aslında garip değil de daha cok hosuma giden bir yan diyelim:) ben sevdiğime dokunurum :)

neden bilmiyorum ama, dokunmak hisleri anlatmanın en güzel yanı gibi geliyor bana..

dokunabildiğim seyleri severim ben genelde... oyuncak bir ayı, saçlarını oksayabileceğim bir bebek, hatta dokunarak sevebileceğim bir canlı.. ya bir kedi, ya bir köpek yada bir kuş.. ama dokunabileceğim bir hayvan işte.. sıcacık.. kalp atıslarını hissedebileceğim, nefes alıp verişini duyabileceğim, korktuğunu dokunarak hissedebileceğim bir canlı.. balıkları da severim ama, ne bileyim, yinede sevgimi belli etmek icin, elimi akvaryumun içine sokup, elimle yem verirken bir yandan, br yandan da parmaklarımı öpüşünü, ona dokunusunu hissetmek isterim :))

sevdiğimin elini tuttugumda, oksamak isterim bir yandan, öpmek arada..

yanında otuturken, dokunsun isterim bacagım bacağına.. yada ne bileyim basımı dayamak isterim omzuna.. bazen ileri gider yanaşıveririm yamacına.. kimi zaman o kadar ileri gider ve bunaltırım ki yanımdakini, üstüme cıktın der sevdiğim bana.. ben o zaman uzak bir kösesine çekilsemde koltuğun, yinede yukarı toplayıverir bacaklarımı, parmak uclarımı bacaklarına dokunduruveririm yinede..

garip biliyorum ama, sevdiklerime sarılmak gelir icimden olduk olmadık anlarda.. annem is yaparken sarılıveririm arkasından, caktırmadan opuveririm yanağından.. babamın dizine yatıp, onun saclarımla oynamasını isterim hep.. yada birisinin sırtımı kaşımasını oyle uzanırken :))

hatta benim gibi bir kaç kız arkadaşım daha var.. sarılırkn birbirimize kahve tasırdığımız bilem oldu.. hatta tosbam'la her tenefüste ayrı sınıflardan cıkıp, sanki birbirimizi o gun daha ilk defa görüyormusuz gibi sarıldıgımızda..

benim bu dokunma hastalığımdan ilk kardesim, simdide esim muzdarip ne yazık ki..
çünkü kardesime sarıldım mı, bir daha bırakmam.. öpmekten bunaltır, tv seyrederken tepesine cıkar, koltukta rahat rahat yatarken bir basına gider yanına kıvrılıverir ve onu orda sıkıstırırdım.. simdide aynılarını eşime yapıyorum :)) olmadık anlarda boynuna sarılıp, tüm ağırlığımı vermek gibi bir zevkimde var.. hatta boyle bir anda kucağına hoplayıvermekte :))

şimdi bu yazdıklarımı bir yandan Andy'me okuyorum bir yandan da gülmekten kendimi alamıyorum.. çünkü karşımda, ne kadar doğru söylüyorsun der gibi bakıyor bana :))

ben şimdi bunları neden mi anlatıyorum :)) yeni lakabımı sizlerle paylaşmak için :))

eşimin abisi ve benim kuzenim evli biliyorsunuzdur.. onlar birbirlerine cikcik olarak seslenirler sürekli.. bizde bir zamanlar yılan gibi tıs'lar dururduk sevdiğimle birbirimize.. gerci kızmakla falan alakası yoktu ama işte.. seni gidi seniiii der gibi bisiydi aramızda..

simdi ise, benimkisi bendeki gerek bu dokunma hastalığının ardından, gerekse kansızlığım sebebi ile sürekli üşümelerim ve kendime sıcak yerler arama isteğimdende yola çıkarak, kedi misali sobaların önünden ayrılmayısımı ve yine kedi gibi eşime sokulup durmalarımı da hesaba kataraktaaannn...

şimdi ben kendimi sizlere tanıtıyorum..

ben minnoş :) mırnav'ının yanından artık hiç ayrılmıyor :))

Sunday, March 11, 2007

sizi cok ozledim!!

Bugün içim cok garip..

dokunsalar ağlayacak gibiyim suan.. oyle cok ozledim ki ailemi, sevdiklerimi, evimi..
annemi, bababı, kardeşimi.. heleki bugun babanla telefonda konustuktan sonra...

hani anne babalar cocukları arasında ayrım yapamazlar, kız olsun erkek olsun ikisinin de yeri ayrı olur ya.. bu konuda süphem yok ama, başka bir gerçeklik daha var sanırım.. anneler için oğullarının, babalar içinde kızlarının yeri bir kesinlikle ayrı...

biz annemle arkadaş gibiyizdir.. ben herseyimi ilk anneme anlatırım.. onunla konuşmak beni herşeden daha cok rahatlatır.. hatta aileden gelen ırsi bir durumla, anneannem olsun, annem olsun, dısardan bakıldığında yaşlarını kesinlikle göstermezler.. bende pek göstermiyorum gerçi.. bu nedenlede annemle biz hep abla-kardeş zannetmişlerdir.. tabii bunun konumuzla pek alakası yok ama, bana annelikten cok arkadaşlık, ablalık yapan annem icin, kardeşimin ayrı bir yeri var biliyorum.. erkek evlat işte.. boyundan uzun, koluna girip gezebileceği koccaman bir adam.. ablasının yakışıklısı.. bazen ben bile kıskanırken kareşimi, annem nasıl kıskanmasın.. yeri geldiği zaman ister kaynanalık diyin, isterseniz ne derseniz deyin işte.. ama bir annenin oğluna düşkünlüğü kesinlikle yadsınamaz.. bir anne oğlunu bir başa kıza veremezken.. bir baba da , kızına kıyamıyor işte..

babam.. her kızın sevdiği ilk adam.. benimde babam.. kardeşimle beraber..
her zaman soylediğğim igbi.. ababm gibi birisiyle evlenirim insallah derdim bende.. babam gibi birisi olsunhayatımda.. gerci sanlıyım.. eşime baktığımd, babamdan izler görebiliyoru onda.. ama babamın gözündeki ben.. ne kadar evlenmiş olsam bile kücük, kıyamadığı ilk göz ağrısı bunu cok iyi biliyorum..

bugün telefon actı babam.. oğluyla yani Andym'le konustuktan sonra beni istedi telefona..
ikimizde cok özlemişiz birbirimizi.. zaten son zamanlarda ne kadar da tutmaya ve gizlemeye çalışsam da duygularımı, işte fırsat bulupta netten konusabildiğimiz anlarda, gözyaşlarımı tutmakta zorlanıyordumm.. ve bugün.. kafede.. arkadaşlarında arasında.. ben kendimi tutamadım..

o koccaman adam, telefonun bir ucunda göz yaşlarını tutamazken, benim onlardan ayrı buralarda tutmamın imkanı ne yazık ki yok..

çok özledim sizi diyordu babam... bende sizleri çok ama çok ozledim...

az kaldı babacım.. cok az kaldı gelmemize.. sadece 17 güncük.. hadi geri sayalım beraber :)) biliyorum gene cok uzun bir zaman kalamayacağız yanınızda ama gene de senin koynuna girip yatacağım o sabah ve seni ben uyandıracağım her zaman olduğu gibi.. seni cok seviyorum..

sen hiç üzülme olur mu.. beni merak etme.. ben iyim burda.. sizi özlemek dısında :/

Saturday, March 10, 2007

yine Te Ador :)

bu aralar ben iyice sardım gene bloguma.. kendi kendime otururken masamda, işlerin yogun olmadıgı anlarda bisiler karalamak için can atıyorum ama bazen olup biten onca seyin arasında nelerden bahsetmem gerektiğini bilemiyorum..

ama şunu söylemeliyim ki sevgili fikriminincegülü bana bu konuda müthiş on ayak oldu ona şimdiden sükranlarımı sunuyorum :) sebebine gelince,

sayesinde Te Ador'umun bir bloğu olduğunu ve artık cok geç olmadan resimlerini eklemem gerektiğini hatirladım..

zaten son günlerde ağzımdan Te Ador'un adını düşürmüyorum.. geçenlerde de resmini bilgisayarıma masaüstü yaptım.. dısarıya cıkmıs dili ile tatlı tatlı uyuyor -her zaman olduğu gibi- karşımda :) ve her bir resmine bir daha..bir daha baktıkça, her seferinde daha da farklı noktaları dikkatimi çekiyor ve ben onu biraz daha özlüyorum :/

ayaklarımın dibinde uyuyuşunu, hata yaptığında biz daha hiçbirşey söylemeden, hatasını bile bile köselere saklanışını, suratımıza bakamayışını, kucağımda uyuyakalışını, her sabah bizim sesimizi duyar duymaz yanımıza gelişini, merhaba deynce patisini avucumuzun içine koyuşunu, sözlerimizi dinleyişini, yerine gitmesini istediğimizde gidişini hatta işine gelmediği zamanlarda adum adım tekrar yamacımıza gelme cabalarını, cocuk gibi dibimize yanaşmalarını.. herşeyi.. herseyi özlüyorum.. hatta özlüyoruz :))

bu nedenlede geçen gün fikriminincegülünün Te Ador'a yazdığı yorumları görünce, hemen daha fazla seyler eklemek geldi içimden.. gerçi bayaa bi zorlandım ekleyinceye kadar ama yılmadan teker teker herbir resmi once küçültüp sonra da ekledim bloga :) sonunda da güzel oldu kanımca ;) hani bi bakıverin bakalım.. bakında, hayvanlara olan sevginiz biraz daha coğalsın, sizinde canınız çeksin ve hatta benim gibi sarıp sarmalamak isteyin sizde :))

artık bizimkiler sarıp sarmalıyor onu istanbul'da.. bizde internetten izlemekle kalıyoruz.. bi kuduruyor ki sormayın gitsin.. koccaman olmuş.. artık gazete getiriyormuş annem soyleyince.. ve bizimkisi parkta cocuklar tarafından futbolcu köpek olarak biliniyor ve top sesi duyar duymaz o yöne yöneliyormuş.. hatta birkaç defa da hani şu plastik toplar varya bakkallardan alıpta oynayıp durduğumuz cocukken hepimizin, bir güzel patlatmış.. cocuklara yenisini alıp vermiş annem :))

küçücük bir köpek, nasılda ailenin bir bireyi oluveriyor işte.. sanki konuşacak hiçbirsey yokmus gibi paso ondan bahsediyorum..

hani bir evde cocuk varsa herkesin ilgi odağı olur ve o evde o cucuktan başka birsey konusulmaz ya, bizde de aynı olay Te Ador için geçerli... yok onu yaptı , bunu yaptı.. sunu da öğrendi.. böyle yaramazlık yaptı.. falaann filannn...

eh tek arkadaşımdı benim burda.. evde yalnız olduğum anlarda, yeter artık olmasa keşke de bende rahat rahat gezsem, uff gene çiş için cıkar dısarı, yok yemek vakti, yok hastalandı ilaç vakitleri diye bir aralar desmiş olsam da, kanım kaynamış işte.. herseye rağmen, tek başıma baktığm ilk canlıydı benim.. Te Ador'dan once de bikaç köpeğim, kusum falan olmuştu ama, onun yeri sanırım benim için hep ayrı olacak..

nasıl da özlemişim eşek sıpasını :)

Friday, March 09, 2007

gene iş, hep iş..

Ve işte aşkım bu gece de iş yerinin yolları aştan diyerekten ve tüm keyfimizide yarım bırakaraktan şirkete geri döndü. o kadar da anlatmıştı oysaki bloğunda bu insanlara laf anlatmanın ne kadar zor olduğunu.. onlarda sanki Andy'min sözlerini doğrularcasına dinlememişler telkinlerini ve işte birsürü kafasız, işbilmez insanın hatasını benim sevdiğim ve arkadaşlarım cekiyor işte :( ve bende böyle eve ne güzel erken dönük, bu gece söyle güzel güzel uzanır sarılışırz aşkımla dememle kalıyorum o kadar..

gördüğünüz üzere saat 2 buçuk.. saat 8 bucukta aradılar ve gitti askım.. il önce 10 gibi, sonrada 12 gibi arayıp gelicem, cıkıcam biradan desede, gelemedi işte bitanem.. ne olacak, birseyi doğru yapsa su insanlar, bu kadar yorulmayack benimkisi.. ve biraz öncede geliyorum dediysede, bilemiyorum.. heran birseyler cıkacakmış gibi geliyor bana ne yalan söyleyeyim.. biz yakında evimizi işe de taşız :/

şimdi böyle dedim ya, yani bu işten yorulmaktan falan değil, gerçekten.. zaten herbirimiz bu kanıdayız.. yoksam bu kadar çok ilgilenemezdik sanırım.. yani ilgilenemezlerdi.. ben daha yolun çookk başındayım ama gördükçe olup bitenleri, sinir katsayım gittikçe artıyor..

düşünüyorum da şimdi işe başlamamış olsaydım, neden bu saatte gitmen gerekiyor, gene beni evde bir başıma bıraktın, neden hep siz uğraşmak zorundasınız, neden başkalarınınn hataları yüzünden sizler yoruluyorsunuz gibi abuk sabuk soruları benimkisine sorar, sıkılan canını biraz daha sıkar, yada soramaz ve kendi kendimin de moralin sıfırın altına çekerdim..
ne güzel ama dimi.. kisinin kendisini bilmesi kadar güzel birşey yok :))

evet.. ne yapayım.. ben ki, eşimle vakit geçirmek istiyorum.. yine de istiyorum ama onun canının ne kadar cok sıkıldığını şimdi daha iyi bilyorum.. ve ne kadar yıprandığını da :/ bazen aniden sinirlenmelerinin sbebini de.. ve oyle hoopp diye yüksek pozisyonlarda bununan insanlara neden bu kadar çok tepkili davrandığını da.. eskiden de anlardım ama şimdi olayların biraz daha fazla içinde olunca daha da iyi algılayıp hak verebiliyorum O'na.. gıcık insanlar demek istiyorum.. gıcık, sinir!! bizimkiler kendilerini paralaya dursunlar, onlarda yan gelip yatarak, birseyler yapıyormus gibi gosterterek kendilerini havadan para kazansınlar.. nasıl prim yapıyor görüyoruz.. aslında ben bu insanlara, bu hakları veren yöteticilere de şaşıyorum işte.. hani okul zamanlarından beri süregelen şu yalakalık durumu ve herseyi birilerine yetistirme pozisyonları da, gerçek hayatta yerini böylelikle alıyor ne yazık ki !!!

herneyse.. ben anlataya devam ediyorum işte..

güya aşkım aç diye çay neyim demlemiştim ve sofrayı hazırlamışım.. bugün işten erken geldik diye, ikimizde kendimi bir kenarlara atıp, oylece uyuyakalmıştık başta.. açlığımızı da unutaraktan.. taki ardı sıra gelen telefonlara kadar :/ ve benimkisi sanırım orda da hiçbir şey yemedi daha :(

şimdi de Maria Carey sarkıları dinliyorum.. özlemişim..

heh.. sevdiğim de geldi sonunda.. şimdi yatıp kalkar.. birkaç saat sonra gene iş yerinde oluruz..

herkese tatlı rüyalar...

Thursday, March 08, 2007

Dünya Kadınlar Günününüz birkez daha kutlu olsun ;)



KİMİ DER Kİ KADIN
UZUN KIŞ GECELERİNDE YATMAK İÇİNDİR
KİMİ DER Kİ KADIN
YEŞİL HARMAN YERİNDE
DOKUZ ZİLLİ KÖÇEK GİBİ OYNATMAK İÇİNDİR
KİMİ DER Kİ AYALIMDIR
BOYNUMDA TAŞIDIĞIM VEBALIMDIR
KİMİ DER Kİ HAMUR YOĞURAN
KİMİ DER Kİ ÇOCUK DOĞURAN
NE O, NE BU, NE KÖÇEK, NE AYAL, NE VEBAL
O BENİM KOLLARIM, BACAKLARIM, BAŞIMDIR
YAVRUM, ANNEM, KARIM, KIZKARDEŞİM
HAYAT ARKADAŞIMDIR

NAZIM HİKMET

Dünya Kadınlar Günümüz Kutlu Olsun….

Aşkım, hayat arkadaşım, herşeyim, bu yazı gönderdi bugün bana :) seni seviyorum hayatım!


ve işte gördüğünüz resimlerdeki çiceklerde, iş yerinde masama bırakılan ve şirketimizin Genel Müdür Yardımcısı tarafından sahsima verilen güzel demetler ;)

herkes ellerinde çiceklerle dolanıyordu bugün :) mis gibi kokular sardı herbir yanı..

hepsini bir araya toplayıp bilgisayarımla kombine oluşturup güzel güzel resimler çektim bende.. birde calısanlarımdan biri bu boncuk yüzüğü getirdi bana.. kız kardeşi yapıyormus :)

ne ince bir davranış.. söyleyecek sözüm yok..

hersey için çok teşekkürler ;)

Wednesday, March 07, 2007

Haydi bayanlar el ele ;)

ha hayttt.. işte gene ben :)

bugun gene yazasım var.. çünkü canım sıkılıyor ve yapacak birşeyler aranıyorum.. şimdi bizim kızlarla konusuyoruz.. bilindiği üzre yarın "dünya kadınlar günü".. evet.. yani bunu hepimiz biliyoruz ancak Gürcistan acısından bakıldığında bilmediğimiz bir yönü var bu olayın..çünkü yarın burda resmi tatil :)) e.. bu nasıl ama ?!

Burda zaten bir ayda en az 2-3 gün resmi tatil.. Biz kendi ülkemizde ne kadar çok tatilimiz var derken, hiçte öyle değişmiş aslında.. hatta diyorlar ki, burda her tatilden 2'ser tane varmıs.. anneler günü, kadınlar günü.. yılda iki defa sevgililer günü.. ama dikkatinizi çekiyorum bunlar toptan resmi tatil :)
hee.. bide güzel dalgasını geçtik.. hani kadınlar günü ya, o zaman erkekler neden tatil yapıyo gibi :) hahaha.. soğuk oldu biraz ama :))

herneyse... yarın tatil ama biz gene işte olacağız.. büyük bir merakla İstanbul'a gideceğimiz günü bekleye duruyoruz biz ;) bir de bu gece Avrupa Yakası var.. uzun zamandır dizi de izleyemediğimizden, bizim eğlencemiz ve tatilimiz bundan ibaret.. birde bakalım bu gece 1980'lerin partisi varmış.. yarın hernekadar ise de gidecek olsak, bir parçada olsa eğlenmek bizimde hakkımız elbet ;) tabii o saate kadar ayakta kalabilirsek dermişiiiimm :))


Dünya Kadınlar Gününüz Kutlu olsun :))

Vazgeçemediklerim ;)

sonunda İstanbul'a gidiyoruuuuzzz..

sadece birkaç gün sonrası, ailemizin ve sevdiklerimizin yanında olacağız..

Aslında, Andy'min açık öretim sınavlarının bu kadar çabuk olabileceğini düşünmemiştik.. ve öğrenir öğrenmezde tatil planlarımızı yaptık işte.. artık nasıl bir tatil olacak olrası mechul ama bir çok seyi gene bir araya sıkıstıracağımız bir haftalık küçük bir seyahat olacak bizimkisi..

ikimizide inanılmaz bir heyecan sarıyor şimdiden.. hatta herseyi oyle bir sıraya koymak istiyoruz ki, geri kalmadan hiçbirşeyden, içimizde kalan tüm hevesimizi alalım istiyoruz herbisiden.

öyle çok özledik ki İstanbul'a dair herşeyi.. insan bazen düşünüyor.. hatta herkes, böyle başka bir ülkede yaşayınca, yuvan yasadığın yer oluyor falan diyor ama, bizim aklımız hala İstanbul'da kendimize kuracağımız yeni yuvamızda... burda olup bitenlere dayanma kuvvetini de umutlarımızdan ve hayallerimizden alıyoruz işte... kendimizi avutaraktan arada gidip gelmelerle, adayarak kendimizi işimize, sırtsırta verip dayanıyoruz işte hem sıcak aile ortamımıza hasret, hemde ülkenim herbir yanına, yurdumun insanlarına hatta..

Aslında özlediğim çok şey var orda.. saymakla bitiremeyeceğim kadar cok..


işte özlediğim çok şey var derken, üstüne üstük sevgili anne ve bebisi sobelemiş beni.. vazgeçilmezlerim hakkında :)

heh.. tam da üstüne geldi işte.. karsınızda benim vazgecilmezlerim ;))


cok banel olacak biliyorum içinde benim gibi duygular besleyen birisinin vazgeçilmezleri..

insan herseyin yokluğuna bir müddet sonra dayanıyor, dayanmayı öğreniyor gerçi ama, vazgeçilmezlerimin basında Ailem geliyor demek istiyorum ben.. beni dunyaya getirip büyüten annem, babam, aynı kanı paylaştığım kardeşim ve eşim.. küçük çekirdek ailem..

annemle sohbetlerim, babamın koynuna girip yatışım, kardeşimi ona sarılarak sinir etmelerim..
aşkımın yanında hernerde olursa olsun her türlü zorluğa göğüs gerebileceğim..

sonra, sevdiklerim..

onlarla birlikte mutlu bir ömür geçirebileceğim evim.. her köşesinde, hatıralar olan..

ve o karmakarışık trafiğine, gürültüsüne ve betonlaşmış herbir yanına rağmen İstanbul..
ah söyle uzaktanda olsa denizini görebileceğim.. gökyüzüyle denizin birleştiği noktada kendimi kaybedebileceğim..

martı sesleri cınlayan kulaklarımda.. vapurun arkasına geçip, köpüren dalgaları seyredip,hafiftende olsa ıslanabileceğim..

asla olmazlarım ne bir cep telefonu, ne bir bilgisayar, ne bir fotograf makinası.. ne de parayla satın alabileceğiniz birsey işte..

tek vazgecilmezim.. sevdiklerimin yanında huzur içinde gecirebileceğim bir hayat..

hepsi bu :))

Umarım vazgeçilmezlerinizden hiç bir zaman ayrı düşmezsiniz :))


Söylemeyi unutmusum :) bende birilerini sobelesem söyle hiç fena olmayacak ;)

öncelikle Andy'm.. Cadı, Mayonez, Noni'm, Kurunanem ve Fikriminincegülü :)) hadi bakalım kolay gelsiiinn ;)

Wednesday, February 28, 2007

gecte olsa,"Sevgililer Günü" :)

Anladım bugun benim yazasım var :)) konusmak istiyorum bol bol.. kendi kendime de olsa konusmak istiyorum işte.. oncelikle esim, can yoldasım yanımda herdurumda bunu cok iyi bildiğimi soylemek istiyorum.. sırt sırta verdik ve hayata karsı birlikte direniyoruz demek istiyorum, ki oyle de yapıyoruz..

Evlendiğimizden hatta özelliklede calısmaya basladıgım gunden bu gune kadar yeri geldiğinde bana sofralar hazırlayıp, sıcak sıcak corbalar yapan, kahvaltılar hazırlayan harika bir eş'e sahibim ben..

En zor anlarda bile gülecek ve eğlenecek birseyler bulan, kimi zaman komikliklerle, kimi zamanda sakalarıyla tam bir Andy benimkisi.. -ama o cizgi film kahramanı kadar kötü şakalar yapmıyor bikerem.. hiçkimseyi kırıp incitmeden, sadece güldürüyor işte.. -

evet.. ne anlatacaktım da gene nereden basladım.. hehehe.. konuları uzatmakta -heleki canım konusmayı istediğinde- üstüme yoktur :))


Sevgililer günü gelipte geçeli tam 2 hafta olmuşken, ben ancak fırsat bulabiliyorum o anlardan bahsetmeye.. Aslında bu konuda fazla konusmicam :)

çakkallık yapıp bkz. ADNY ve CADI dicem :))

ama cektiğimiz bi kac resmi bende istyorum iste blogumda.. çünkü, romantik olur diye bilinen bir sevgililer gününün, en matrak sekilde nasıl kutlanır'ını bizimle beraber öğrenebilirsiniz ;)

askımın ve cadı'mın da anlattığı gibi, aynı lokantada 4 metre mesafe ile ayrılan iki kisilik iki masa yerine, iki kisiliğe sıkısan 4 kafadarın, bakü-tiflis-ceyhan boru hattı altında, eş değiştirmiş bir halde birbirlerinin gözlerinin içine bakarak, bir yandan anlatılan fıkralar eşliğinde, gelen her yemeğin resmini ceken biz japon turistler,her ne kadar anlamasalarda çığırılıp duran canlı müziğe ayak uydurmaya calışıncaaa... işte karsınızda ortaya cıkan manzara :))







unutulmayacak hatıra :)

ve işte gene beeennn :)))

bugün güya okula gidecektim.. ama hocamın telefon numarasını evde unuttum.. gece aklımdaydı, arayıp hernereye sıkstırdıysam bulacaktım tabii güyaa..

bugun okuldan 2 kisiyi aradım.. işle beraber değişen telefon numaramı onlara yollamak hiç aklıma gelmemişti.. şimdi yeniden okulla hala bağlantım oldugunu hatırlayınca işte olan biten iki ayagın bir pabuca girmesi oldu işte ;)

hereyse.. artık yarına konusup gideceğim.. hersey daha da bir yoluna girecek.. en nihayetinde son sene ve son dönem derslerim de baslıyoooo... bende mezun olacağım insallaahhhh :)) bu okul davası da bitecek.. ama yen birseylere daha başlayabilirim biter bittez.. benim ne yapacağım belli olmaz.. bıksamda,bıkamadım okumaktan :)

evett. ne anlatacaktım ben.. su gecen gece cektiğim güzel resimleri göstertecektim sizlere..


calışanlarımdan biri, daha işe yeni başladığım günlerde, bana bir hediye getirdi.. ilk anda ne için olduğunu bile anlayamadım.. meğerse, yaş sebebi ile emekli olacak bu tatlı ve güler yüzlü bayanın, bir ay daha calışma talebini benim askımın kabul etmesiymiş tüm mesele.. mutluluğunu, bize, daha doğrusu bana verdiği bu hediye ile o dupduru ve masmavi gözleri buğulanmıs halini gördüğümde anladım.. yanında arkadası onun duygularını bana tercüme etmeye calışıyordu.. ben kabul edemem dedikce, lütfen diyor ve sulu gözlerle yüzüme bakıp ellerimi tutuyordu.. benden kücük bir hatıra, kullandıkca beni hatırlayın diyerek..

eminim o saniyeleri hiç unutamayacağım.. o gözlerini, bana bakısını.. ve evladı gibi o kısacık zaman aralığında beni ve eşimi "kargi gogo, kargi bico- iyi kız, iyi oğlan" diyerek bağrına basışını..

sanırım kendi yüzüğü bana verdiği.. yoksam paraya ihtiyacı olduğu bir anda neden böyle birsey yapsın ki.. ama umarım kendi yüzüğüdür diyorum..ona ait olması beni daha da mutlu ediyor çünkü :))


ve içine girdiğimiz bu yeni ay'da bizimle olmayacak.. ben onun derin derin bakan gözlerine bakamayacagım.. ama benden de ona ufak birseyler vermek istiyorum en kısa zamanda.. o da, bizleri unutmasın diye ;)

Tuesday, February 27, 2007

içler acısı..

Son zamanlarda günlerim nasıl geçiyor hiçbişey anlamıyorum.. Bir zamanlar evde boş boş oturmaktan şikayet eden ben, şimdi kafasını kaşıyacak vakit bulamıyor.. yani bu durum iyi mi kötü mü tartışılır ama, bir yandan saatlerin cabucak geçmesinden memnunken, bir yandan da deli gibi evde olmayı ve uyumayı özlüyorum.. ve bir de evde bana arkadaslık eden yavrum, Te Ador'u :)

bu arada hani dedimdi ya saatler cabuk geciyor guzel falan diye.. tabii sadece gündüz icin geçerli bu söylediklerim.. gece oldu mu, cabucak gecmesinden nefret ediyorum saatlerin.. ne var sanki biraz daha uzun sürse!! biz sevdiğimle daha cok başbasa kalabilsek...

evet kabul ediyorum.. gün icinde özelliklede su sıralar aylak alak dolanmaya ve gene iş dilenmeye başladım.. bende fırsattan istifade, bitirme projemle ilgileniyorum.. ama aksam oldumu, birden bire tüm sorunlar sözlesmişler gibi, birseyler olmaya ve aksilikler cıkmaya baslıyor.. oh ne guzel bugun eve erkenden gidicez derken, planlar gene güme düşüyor ve biz artık aksam 10 mu dersiniz, 11 m 1 mi belli olmadan, ancak gidebiliyoruz yuvamıza.. evde yemek yemeği bilem özledik sonunda.. bir zamanlar hadi bu gece de dısarıda yemek yiyelim diyen biz, şimdi evde olmak icin can atıyoruz..

hele bu hafta sonumuz bu zamana kadar olanlardan daha da berbattı.. cuma gecesi öylesine kolacan etmeye gelmisken şirketi -tabii bu gece ile kastım saat 3 am falan- birden bire duruveren sistem sonucunda, Doca'nında yatagından kalkıp yanımıza gelmesiyle devam etti.. sabahın 7 sine kadar biz, 9 a kadar da Doca kalmıs problemi cozmek ugruna..


ertesi gun cumartesi.. ne guzel gunes, neguzel bir hava derken, yaptıgımız onca planı gene suya dusuren bir haberle, solugu yine iş yerinde aldık hepberaber.. cıkan rüzgar, ortalıgı birbirine kattı adeta.. birisi catıdan düşüyor dediler bize.. aman ne oluyor derken, catının uctuğunu ögrendik, daha doğrusu gördük bizzat.. tek duamız birisine bisi olmamasıydı.. Allah'a şükürler olsun kazasız belasız attatıldı ama, yasadığımız korku hepimize yetti.. korku ve üzüntü de cabası.. çünkü, yapılan haberler o kadar kötüydü ki!! habercilerden nefret etmemek elde değil ne yazık ki.. yani bir sey bu kadar mı abartılır demekten alamıyor insan kendisini..

insanın tırnaklarıyla bu gunlere ve şu son haline getirdiği, uğruna uykusuz geceler gecirdiği el emeği, göz nuruna yeteri kadar emek harcamalayanları gördüğünde, ve üstünede saygısızlık edildiğini farkettiğinde, içinin sızlamaması mumkun değil ne yazık ki..

herneyse.. hersey yolunda simdilik.. yani hep yolunda olur diyoruz biz..
ama, cumartesi- pazar tam gun calısmanın ardından, gecen haftayla bu haftayı da birbirine bağladık işte.. ve herbirimiz uykuya hasret, ayakta kalabilmek pahasına vitamin takviyeleri ile yaşıyoruz..

işin en kötü tarafı ise, uykularımızın bize yetmemesi yetmezmiş gibi, gördüğümüz abuk sabuk rüyalarda pismiş aşımıza su katıyor sanki...

ve ben.. anlatmak istediğim onca seye rağmen, br yolunu bulupta kelimeleri toparlayamıyorum ne yazık ki.. guya sevgililer gününden bahsedecektim bir zamanlar.. güya, daha işe ilk başladığım günlerde aldığım hediyenin resimlerini göstertecektim sizlere.. ama nerdee... işte birazdan burda ;)) eğer işler birazdan tepe tepeye gelipte çoğalmazsa ;))

Friday, February 23, 2007

neden koyun?! :)

Şimdi bilin bakalım ben bu koyun mevzusunu neden anlattım!? :))


sanırım yazdıklarımı okudukca, beni cok daha iyi anlayacaksınız ve sizler "koyun psikolojisi" dedikce, ne kadar da "şapsallar" dedikçe, benim bir yandan nasıl kahkahalar attığımı duyacak, belki sizlerde bana katılacaksiniz.. bir yandan da ne kadar üzüldüğümü ve bazen umarsızca "yazık" dediğimi.. hem koyun gibi bir canlıyı küçük düşürdüğümden, hemde insanların kendilerine verilen aklı kullanamadıklarından..

sanırım beni yavas yavas anlamaya baslıyorsunuz.. umarım anlıyorsunuzdur dermisim :)) hahaha..

ne olur güldüğüme bakmayın.. hani derler ya güleriz ağlanacak halimize diye bende aynı seyi yasıyorum ne yazık ki..

evet.. İnsanlar..

İnsan denilen mahlukat ne yazık ki koyun gibi :) ama koyun psikolojisi bir yana, verilen aklı neden bir turlu calıstırmadıklarına takılıp kalıyorum ben.. ozelliklede burda.. bu insaların yanında.. tabii istisnalar kaideyi bozmaz demeden de gecmeyelim ve kimsenin hakkını yemeyelim ;)

gelgelelim olan biteni anlatmaya..

çalısmaya basladığımdan beri, insanlara birseyler ögretmeye ve iş yerinde koordineli bir sekilde "nasıl calısılır"ı anlatmaya calısıyorum.. aslında yaptığımız is cok basit, yani ben basit olduğunu düşünüyorum.. önünüzde bir bilgisayar, yanı basınızda telefon ve telefonla size gelen bilgileri bilgisayara giriyorsunuz.. ve her aksamda rutin olarak genel kontrollerinizi yapıyor ve rapor alıyorsunuz.. tabii bunları bilgisayar kullanmayı biliyorsanız rahatlıkla yapıyorsunuz dersem!?

işte aynen boyle.. kimisi bilgisayar kullanamıyor.. hatta fare diye adlandırdığımız --bu arada aklıma bisi daha geldi.. biz neden hep boyle canlı isimleriyle birseyleri anlıyoruz ki?! onlara yazık değil mi?! herneyse bunu da binaleyh konusuruk artıkın ;) -- küçük parcayı da yonetmekten acizler :( bu arada excel bilmediklerini, bilenlerinde 'bildiklerinin yanıldıklarına yetmediğini' göz önüne alırsaaakk.. gerisini siz düşünün artıkın..

heh.. gelgelelim şu koyun meselesine.. yani uykudan sonra unutma konusuna..
simdi tüm bu anlattıklarımın ustune birde su unutma meselesini ekleyin ;) şimdi söyleyin bakalım ben daha ne kadar uğraşacağım bu insanlara birseyi öğretmek için?!

hayııırrr!!!!

cevabı duymak istemiyoruuumm....

hala yapılan hataları, yanlışları gördükçe ve duydukça, çıldıracakmış gibi oluyorum.. duvara anlatsam anlardı diyesim geliyor..

artık kendi kendime ve gerek eşimin, Cadı'nın ve Doca'nın da desteğiyle, yeni yeni yöntemler geliştiriyoruz.. yakında bana bir adet "white board" getirecekler.. bugun de yeni mantar panom geldi.. bundan sonra herseyi talimatlarla yazacagım.. yapmaları gerekenleri, yapmamaları gerekenleri, unutmamaları gereken noktaları.. ve herseyi işte..
hatta bir defter hazırladık.. bundan boyle ogrendikleri herseyi o deftere yazacaklar.. gun boyunca olan bitenleri de.. böylelikle herkes herseyden haberdar olacak.. tabi her sabah ve aksam vardiya'ya gelenler okumayı unutmazsa ;)

vardiya dedimde.. biliyorsunuz değil mi? ben anlattıgım herseyi hem her vardiyaya ayrı olarak anlatıyorum, hemde, vardiya icerisinde gun boyunca yanımda olan kisiler de değiştiğinden, her birine bir kez daha aynısını soyluyorum.. sakın karıstırmayın.. unutmalarını daha bu durumun icine katmadım :/

evet.. bir kez daha soyluyorum..istisna bikac kisi var.. onlarda yakında vardiyalarının bası olacaklar ve ben bundan sonra herseyi sadece bir kez onlara anlatacagım.. artık birazda kendi aralarında ugraşsınlar dimi ama ;)

aaa.. bak nasıl unutuyordum.. biz görevimiz icabı her türlü bilginin geldiği ve gerekli departmanlara dağıtıldıgı bir bölümde calısıyoruz. yani bu demek oluyor ki, hem kendi içimizde, hemde diğer birimlerle paslaşmak durumundayız. tabii en cok işimizin düştüğü bolumdende, doğru ve kesin bilgiler istiyoruz ama ne yazıkki hala anlaşmazlıklar yasadığımızdan, sorumluluk gene basa düsüyor ve ben kendimi onların yanında buluyrum.. birde onlara anlatıyorum neyinn nasıl olması gerektiğini.. bizlere nelerin gerektiğini :/ anlayacagınız ben deniz Palyanco konusmaktan bitap düşüyor gün boyu.. ah birde kendi dilimi kullansam diye geciriyor insan icinden.. ah birde ingilizce konusuyorum ama anlamıyorlar mı diye de soruyorum kendime.. yada ben mi anlatamıyorum acaba?! birazda suçu kendimizde aramak lazım galüba, sanırsam :(

herneysem.. iştem böyle..

ama yılmıyorum.. yılmıcam.. umarım yılmam :D

Sunday, February 18, 2007

biliyor muydunuz?


İnsan zekasına en yakın zekanın koyunlarda olduğunu

ve tek farkın uyuyup uyandıklarında, tüm hafızalarının silinerek,

herşeyi yeni baştan öğrendiklerini biliyor muydunuz? :))




vee.. Yalnız değiller.. :))


biraz da gülelim :)


Saturday, February 03, 2007

nerdeennn, nereyeee...

acılısa sadece gunler kaldı ve sonunda bende bu takımın bir uyesiyim artık.. ustume cok fazla gorev dusmesede simdilik, eminimki ileride cok daha yogun gunler beni bekliyor olacak.. gerek sorumluluklarımın artacak olmasından gereksede kendi kendime cıkartacagım bir suru yeni seyden.. cunku herseyi ogrenmek istiyorum, ne var ne yoksa.. simdilik isimle ilgili, yani burdaki gorevimle ilgili olanları.. sonrasında ise, kendi bransım olan elektronik yani IT uzerine yogunlasmak istiyorum.. sonunda meslegimde iyi yerlere ulasmak hedefim :)) ee.. bu kadar okulu bosu bosuna okumadık herhalde ;)

gelgelelim su sıralar olan bitenleri anlatmaya.. evde ne yazık ki internetimiz gecici bir sureligine yok.. o yuzden yine Andy'min bilgisayarını kaptım işte.. artık yazdıklarım bir sureliğine draft olarak kalır da bekler yayınlanmayı ;)

evett.. simdi ne gibi bir iş yapıyorum biraz ondan bahsedeyim.. benim gorevim kısa bir sureliğine elemanlarıma iş esnasında kullanacagımız programı ogretmek.. aslında hep beraber almıstık eğitimi ama onların gerek dil problemlerinden gerekse bilgisayar ile cok fazla alakalı olmamalarından ötürü aynı seyleri tekrar tekrar yaptırarak pratik kazanmalarını saglaya calısıyorum.. ve tabii ki programla beraber yapcakları işleri ve işleyisi de anlatmaya calısıyorum.. gerci su anda anlattıgım bilgisayar programı sadece bir arayüz.. bundan baska bir program daha var ve asıl onu kullanacagız işleyis esnasında ama herhangi bir problem anında, bunu da bilmeleri gerekiyor.. anlayacagınız, pazartesiden itibaren yeni bir egitim serüveni daha bizleri bekliyor. fakat benim egitimim ise onlardan bir gun once... yani chef - 'oturan boga'- olaraktan 14 elemanımdan once, pazar gunumu eğitimime adayaraktan buraya gelecek ve onlardan once ogreneceğim herseyi.. ki boyleliklede onlara da destek saglayabileceğim egitim esnasında ;) hani avrupa yakasında da soyluyor ya bizim kapıcı.. aynı onun gibi bende diyorum ki" kanımca tam süper olacak"

vee.. işte bir gun sonrası ben yine burdayım ;) yani Andy'min ofisinde.. dun gece saat 12'ydi eve gittiğimizde.. tum gunumuzu burda gecirdik ve eksiklerle ugrastık.. yani ugrastılar.. ben suan soylediğim gibi sadece izliyorum..tabii benden istedikleri birseyler olsunda bos oturmayayım die de icimden geciriyorum.. sesli olarakta bizzat benden istediğiniz ve yapabileceğim bisi olursa soyleyin deyip duruyorum.. sonunda bıktırmak umarım kimseyi :/

ve.. Andy'm sabah 8 bucuk itibari ile yeniden işe geldi.. ve bende Cadı ve Docay'la beraber 2 gibi.. guya işe gelmeceklermis ama cıkan aksilikler ne yazıkki onları da getirdi buraya.. son gunlerin klasik olayı 2 ayagın 1 pabuca girmesi bu oluyor işte.. iş bilmez insanların ve umursamazlıklarının yükünü bizimkiler cekiyorlar.. herseyi bir bir takip etmek durumunda kalıyorlar ve işleri tam bitti derken, yeni yeni sorunlarında ustesinden gelmek onlara kalıyor :(

ama umuyorum hersey cok daha guzel olacak ve tüm zorlukların ardından, emeklerinin mukafatını alabilecekler.. burayı bebekleri gibi büyüttülerde bu hale getirdiler.. her bir kosesinde, kendilerinden izler var ;) haydi cocuklar az daha sabır diyorum ben sizlere, cok az kaldı.. son bir kez daha sıkın dişinizi..

ve ben.. dun anlattığım gibi İstanbul'dan gelip eğitim verecek kadroyu bekliyorum.. sonrada calıstır bakıym kızım kafanı dicem kendime.. calıstırda, yut verilen her bilgiyi :))

bu arada az once youtube ile Tiflis blogumuza yüklediğimiz gece goruntulerinden birine gelen bir mesajı okudum.. biraz uzuldum isin acıkcası ve kızdım.. belki yazan kisi kotu niyetle soylememis ama ben genede daha hos bir yorum yapılmasını isterdim ilk yapılan yorum olaraktan. gerci belkim bir suru insan bunu izliyor ve herkesin dusuncesi bir değil ama.. ne bileyim..
eklediğim muziği begenmemiş sanırım.. begendirmek gibi bir niyetimde yok ama, uzuldum.. birde bana Türk musun diye sormus.. anlam veremiyorum ben bu din, dil, ırk konularında yapılan ayrımlara.. hoş bir muzik bence ki, kimin soylediğinin ve bunu ekleyenin nereli oldugunun cokta onemi olmamalı yani !!

aslında konussam daha cok konusurum bu konuda ama, yinede 3 maymun kuralını uygulayaraktan, gozlerimi, kulaklarımı ve agzımı kapatıyorum..

kapatmadan oncede son birsey soylemek istiyorum..
cunku bir türlü anlam veremiyorum.. Tum dunya neden bu kadar Türklere karsı!! Türk müsün?! evet Türk'üm!! ve bunu öğünerek, basım dik söyluyorum.. ne kadar görmezden gelselerde, köklü bir devletin ve Ataturk gibi bir basögretmemin evlatlarıyız biz.. zamanında yasadıkları toplaklarında bir Türk Boyuna ait oldugunu ve beklide kardes olabileceğimizi bile dusunmeden, atıp tutan bunca devletin, kenetlenmesi gerekirken, asagılarmıscasına Türk müsün sorusu karsında kendimi tutamıyorum..

Bu arada da hangi akla hizmet, onların ülkesinin tanıtımını yapıyoruz da Tiflis diye bir blog acıyoruz? o zaman hata bizde diye dusunuyorum ben!! o zaman kendi ulkelerinin tanıtımını kendileri yapsınlar diyeceği geliyor insanın..

ama ben yine de insani yönümü kullanaraktan, insanların birbirlerini bizzat tanımadan, ırk ayrımı yapmalarına cok kızıyorum.. aynı ülkenin icinde bile binlerce birbirinden farklı insan varken üstelik.. ve elbetteki herkes bir değil!! onde bir coban, tüm sürü arkasından gidiyor işte insanlar ki yazık diyorum sadece..

Tanrımız bize tüm canlılarda olmayan akıl gibi bir üstünlügü vermişken hemde, kullanmıyorlar, kullanamıyorlar işte!!

heh.. simdide Tanrı dedim ya, bu olur onlara tartısma konusu.. oysaki kimse düşünmez bile, o tek tanrının, 4 kitapta da aynı oldugunu!!

Wednesday, January 31, 2007

iş yerindeeee...

ben deli miyim bilmiyorum.. insanoglu hep daha fazlasini ister ya sanirim ondan boyle oluyor..

uzun bir suredir calismak icin can atarken, gunlerimin verimsiz gecmesinden sikilmisken, ne yazikki simdi de icinde bulundugum durumda herhangi bir degisiklik olmadi.. birseyler ogrenmek icin can atarken, simdi oylece oturup, bir iki gunde ogrendiğim herseyi insanlara tekrar tekrar anlatiyorum.. oysaki tüm eğitimleri beraber almıstık :) ve sonra da bitiyor iste. hala anlamadiklari bazi noktalar var.. daha dogrusu bilen biliyorda, bazen bilselerde bilgisayar kullanmakta cekilen gucluk ne yazikki benim anlattiklarimi uygulamalarinda sorun yaratiyor :(

herneyse.. asil problemim bu degil su an benim.. benim problemim kendim.. asil ben birseyler ogrenmek istiyorum.. yerimde kim olsa boyle oturupta sonunda para kazanacagi icin sevinirdi.. ama ben nedense bu durumdan hosnut değilim.. ben calısıp birseyler ortaya cıkartmak istiyorum.. oldum olası bos durmaktan hoslanmam.. hele işe de yaramadıgımı hissediyorsam işte o zaman benim icin hayatın hıc bır anlamı kalmamıs gıbı oluyor nedense :(

evet biliyorum.. garip bir durum fakat yogun bir hayata alıstım sanırım.. evde bile kendi kendime birseyler cıkartıyordum surekli.. belki de şimdi oldugu gibi.. işte icimi dokunca satırlara bu bile ortaya birseyler cıkartmak gibi geliyor bana da rahatlıyorum.. en azından yazılı birşeyler oluyor işte ;)

gerci hep böyle devam etmeyecek biliyorum.. daha herseyin basındayım.. ve tam da yeni ofislere tasınma telasının ortasında oldugumuzdan, cok normal benim yapacak isimin cok olmaması.. ama daha sonraları hersey yoluna girdiğinde kafamı kasıyacak vakit bulabilecekmiyim göreceğiz :)) hatta benim ogrenmek istediğim cok sey oldugundan burda bos zaman diye birkavram olmayacak adıma ;) tabii hemen söyle söylüyoruzzz : AMİİİNN :))

eh ne yaparsın bos durmak bize gore değil en nihayetinde ;)

şimdi Andy'mın ofisindeyım.. yani patronumun :) komik bir durum değilmi? eşime surekli bana bir iş ver diyorum.. yok mu duzenlenecek dosyalar neyim?! yok mu silinecek biryer falan bile diyecegim yakında :)) hahaha.. hele birde burdaki temizlikcilerin işbilmezliklerini gordukce bu istediğim daha da artıyor ne yalan soyleyeyim.. inanırmısınız, ellerinde bir bez dolanıyorlar.. yururken bir yandan da bezi biryerlere surtuyorlar işte ve bunu adına tamizlik dıyorlar.. sozgelimi, siz toz alırken evde ne yaparsınız.. once yuksekten baslar sonra yavas yavas asagı dogru inersiniz oyle değil mi? ama burda oyle değil.. once asagıları siliyorlar.. tabii boylarının hızasında olmayan yuksekleri temizlemek akıllarına gelirmi bilmiyorum ama gelsede temizledikleri onca alan oraları temizlerken bir kez daha kirlenecek işte ://

sonraaa.. biraz once kurt'ta beni odasından kovdu :)) suan yeni odasını duzenliyor.. ve ben olduk olmadık her turlu hatayı goruyorum.. camlı buyuk bir dolabı var.. gerci basta diktator mudurumuzundu.. bundan sonra o kullanacak.. muduruze de yeni ciciler geldi :) herneyse.. bu camlı dolabın montajını yapanlar yine herseyde oldugu gibi bastan savma iş yaptıklarından olsa gerek dolabın kakagını yamuk takmıslar.. oyle battverdi işte gozume.. illk onu gordum.. sonrada masaları tasırken duvarı zedelediklerini hol'de.. e ne yapayım.. gordum işte.. ve sonunda beni bir odaya kilitleyip benden kurtulma kararı aldılar :))

ve bende herkesin istediğini de yerine getirerekten kendimi gene bilgisayar basında buldum.. sekil 1 -a da oldugu gibi :)) gene yazıyoruuumm :)))

birazdan beni burda yakalarlarsa ne derler bilmiyorum ama Andy'min sesi yan odadan geliyor ;)

Not : bu yazıyı yayınlayana kadar bilgisayarda Te Ador'umun resmini gorunce, ilk olarak resmi kaybetmemek için hemen ekleyiverdim sayfama :) bundan sonra hiiicc kaybolmayacak :))

Te Ador'um


hele suna bir bakar mısınız :))
ben bu resmi görmemiştim.. eşim cekmiş ve kendi bilgisyarına yüklemiş..
cok cok cok tatlı bisi yaa..
ben Te Ador'umu çok özlediiimm...

Monday, January 29, 2007

sobe yerine, elim sende ;)

bakiyorumda kimler kimler beni sobelemiste benim hicbirseyden haberim olmamis :(

evdeyken tum gununu bilgisayar basinda geciren ben simdi, arada firsat buldukca bakabiliyorum burda nete.. tabii daha once anlattigim gibi once annem burda diye, sonrada sinavlardi, birden bire baslayan is yerindeki egitimlerdi derken zaman gecip gidivermisti.. dun gece baktimda sobelenmisim bayaa bayaa.. simdi elimde etegimde ne varsa dokme sirasi bana gelmis.. eh artik bende sobelleyip birilerini elim sende diyecegim.. elim sana dokunsun, yüreğim size dokunsun ki, sizde baslayın bakalım içinizdekileri ortaya dökmeye ;)

gelgelelim bana ozel 5 seyi anlatmaya.. gerci oyle cok ozeli olan birisi olamadim bugune kadar. her zaman kartlarim acik oynarim.. hatta bu yuzden kendime kizdigimda olur.. yaw birazda kendine sakla birseyleri derim demesine de yapamam ne yazik ki.. ama birde kendini avutma yontemi buldum kendime.. ne zaman ki yine boyle bir durumda oldugumu hissetsem ve uzulsem, hic uzulme.. seninde elbet kendine sakladigin ve ne oldugunu kendinin bile bilmedigi birseyleri icinde sakliyorsundur derim :) biraz palyancoluk biraz poliannacılık var yani bende..

demekki cok ozelinin olamamasi bile gizli bir ozellik olabiliyormus insanlar icin.. gelelim bir digerine... yine hem sevdigim bir ozelligim hemde sevmedigim.. ben cok gulerim.. gulmekten ote suratimda her zaman bir tebessum ifadesi vardir.. daha ilk tanistigim insanlara karsi bile boyle gulec bir yuz gosteririm.. daha dogrusu gosterirdim.. evlendikten sonra bu ozelligimi bastirabildim.. belkide gecmiste yasadigim sorunlar sonunda bana dogru yolu gosterdi.. ama gene de cok guluyorum sevdiğim insanların arasında.. orasi bir kesin :)

vee.. icimde kalanlardan bahsedeyim birazda.. mesela piyano calmak.. 8 yasimda piyano egitimi aldim ve 3 sene sonunda ne yazikki birakmak durumunda kaldim.. eh buyuk ahlarimdan bir tanesi neden konservatuar'a gitmedigimdir.. dusunsenize.. o kadar kucuk olmama ragmen klasik piyano calabiliyordum.. sayfalarca notayi ezbere hemde.. ve ogretmenim o zamanlar konservatuara yazdiralim dediginde, karsi yakada oldugu icin ve kucuk oldugumdan ailem gondermemisti.. eh haklilardi da cok kucuktum :( sonralari tekrar denediysemde bu seferde egitime devam etmedigim icin, 1652.ci aday olaraktan 20 kisinin yetenek sinaviyla alindigi bir sinavda basarili olamadim tabikine.. :(

bu arada birde voleybol oynadim.. o da bir macera aslinda ve icimde bir uhde.. simdi karsinizda buyuk takimlardan birinde oynayan bir voleybolcu duruyor olabilirdi.. yada milli bir voleybolcu.. cunku.. sadece merakla ve birazda inatla başladı. bir spor klubunun 2 aylik bir kis okulu egitiminden sonra yildiz takmina alinmistim.. tam secmelerin oldugu zaman yaz doneminde tatile Almanyaya dayimlarin yanina gitmistim... donusumde tekrar deneyebilirdim ama piyano egitimi almak daha agir basinca voleybolu biraktim.. ama piyanoya da baslayamayinca ikisinden de oldum :(

yani anlayacaginiz unlu olmak, guzel birseyler yaparak taninmak isteyen bir ben var sanirim benim icimde.. gizli sakli kalmis bir koselerde..ama bilemiyorum... ilk okuldan bu yana hep sahnelerde olma gibi bir duruma aliskin olan ben, sanata ve spora olan bagimliligim sebebiyle nasil olurda elektronik muh. gibi bir matematik bolumunde okuyorum bilmiyorum fakat meslegimi de seviyorum.. gerci voleybolu sagligim el verdigince oynamaya devam edecegim amator olarak kirlarda... orda burda.. :)) piyanoya gelince ahdim var 50 yasima gelsemde genede soyle klasik turk muzigi calaraktan sevdiklerimi eglendireceğim vee.. gunun birinde buraya yazdigim herseyle beraber kendimi gelistirip, edebii birseylerde parcalayabilirsem.. kitaplarimi da olursunuz ilerde umuyorum :) (yalniz bakarmisiniz.. ne kaptirmisim kendimi.. kitap bile degil kitaplarim diyorum :) hahaha )

şu çantamın icindekilere gelince.. onlarında resmini cekip bir ara sizlerle paylasacagım.. gerci ben cok canta tasımam ama sizin icin tasıdıgım zamanlarda icinde ne olur hepsini gosterteceğim.. ozellikle evlendikten sonra, yanımda eşimi tasıyorum ben :)) ve eğer birbirimizden bir sekilde ayrı düşersek diye, bir telefon, bir kimlik ve birazda para o kadar :))

Saturday, January 27, 2007

mutlu düşler ;)

evettt.. o kadar durdum durdum sonunda arada derede hazırlayıp bir kenara istiflediğim herseyi ortaya döküyorum :D

önce annemle yaptıklarımız, ve simdi de saatlerimi almasına karşın, yavaşta olsa eklemeyi basardığım videolar internete.. ardından da ingilizce bişiler parçalamaya çalışarak hazırladığım post, artık Tiflis bloğumuzda..

yılbası için Gudauri'ye kayağa gittiğimiz günün ertesi, yani 2007'nin ilk günü, eve dönüş yolunda çektik bu görüntüleri.. eh birazda müzikle ve görüntülerle de oynayıncaa, ortaya güzel bişiler çıktı zannımca.. siz ne dersiniz?!

görüntüleri cekerken, aslında fondaki müzlikler şu anda izlediğinizin tersiydi :) arabada teyibin sesini sonuna kadar açmış, hiç konusmadan dakikalarca beklemiştik ve birbirimize kaş göz isaretleri ile "evet, evet.. süpper süper oluyor, olacak" diyorduk :) her iki müzikte birer tesadüftü sadece :) gerci cadı "dağlar dağları" istemisti de, 2. videoyu çekeceğimiz yere geldiğimizde baştan başlatmıştık şarkıyı..

lakiiinnn,
dağlar arasında dolasırken, "barış- dağlar dağlar"desede, icinde bulunduğumuz hali anlatsa olmaz mıydı diyede düşünmedik değil ve bakın görün işte.. teknoloji sınır tanımıyor ;)

ve bence, diğer parçada deyim yerindeyse "cuk" oturdu.. her izlediğimde, kendini yollara vurmuş ve basını cama yaslayıp hayallere dalmış bir ben görür gibi oluyorum..

hadi bakalım.. iyi seyerler efendiimm ve mutlu düsler :))

Friday, January 26, 2007

Herşey bir arada..

Annem geldi geleli hic birsey yazamadım biliyorum.. ama oyle yogun bir hafta gecirdim ki anlatamam.. nasıl oldu da bu yogunluk annemin geldiği zamana denk gelmeyi basardı, aklım sırrım ermiyor :( hatta bazen anneme gerektiği kadar vakit ayıramadıgımı bile dusunuyorum..

Gerci cok guzel zaman gecirdik..insanın annesi yanında olacakta guzel zaman gecirmeyecek!!

Nasılda ozlemisim herseyi.. ona sarılmayı, oturup cay-kahve icip cene yapmayı.. birlikte gezip dolasmayı.. tabii gene kafasını sisirdim biraz.. hele burda cektiğim resimleri gösterecem diye, kadını bunalımlara soktum gene.. tıpkı eylül’de İstanbul’a gidisimizdeki gibi.. herkes buraları merak ettiğinden bir suru resim cekmistim gostermek icin, de ben bu resim olayını biraz abartmıs olucam.. cunku burunlarından getiriyorum :S

Herneyse.. Cumartesi sabah annem burdaydı.. Andy’mle beraber gidip aldık onu havaalanından.. sonra dogruu eve... birsuru sey getirmiş canım annem bize.. burda bulamayız ozlemisizdir diye taze cerezler mi desem, cukulatalar mı, anneannemin ev makarnasından mı.. yani yok yok.. hatta kurban eti yemek bilem nasip oldu bize.. ben cok seviyorum diye kavurma bilem yapıp getirmis.. ellerine saglık annecim :)

İlk gunumuzu basbasa gecirdik, hasret giderdik anlayacagınız.. Pazar gunu de askım bizi dolastırdı bol bol. İşte genel Pazar alısverisimizi falan yapmaya gittik. Tabii bu sırada da anneme cevreyi gezdirdik.. yani kısa bir Tiflis turu attık cevrede :) Turtle lake denilen kucuk bir göl var yine sehir icinde. Ve konumu itibari ile de tum Tiflis ayaklarınızın altında. Sanırım yapay bir göl burası fakat inanırmısız, o göl buz tutmustu.. hatta ustunde yuruyenler bile vardı -kenarlarda olmak kaydıyla- ama havalar biraz daha soğuduğunda ve karlar yagmaya basladıgında kesin buz pateni falan yapacaklar orda eminim.. ve ne yazıkki tek bir resim bilem yok o gunden elimde :( yani kendime hala nasıl kızıyorum belli değil.. ta.. İstanbullardan annen gelsin ve sen daha ilk gun, fotograf makinanı evde unut!! Ya aklıma da gelmedi... ceksene telefonunla.. uff uff... olacak iş değildi ya herneyse.. oldu bitti işte :(

yani guzel bir gundu.. keske herseyi gunu gunune anlasaymısım diyorum simdi de ama, işte insanın annesi yanında olunca bilgisayar karsısında vakit gecirmek istemiyor ne yazıkki.. gerci gene dusurmedik elimizden bilgisayarı da, sadece baktım iste arada sırada kim neler dokturmus, neler yasamıs diye ;) arkadaslar, arkadaslarrr.. unutmadım hicbirinizi merak etmeyiinn :) hatta anneme de anlattım herbirinizi.. bak dedim dunyanın dort bir yanından arkadaslarım oluyor yavas yavas :) cok guzel bisi su blog dedim ve annemde actık bir tane :)
daha acemi oldugu icin yavaas yavas ogrenecek.. o yuzden simdilik sadece kendisine ozel ;)

heh... istem boyle.. sonrası oyle karmakarısık ki.. nasıl gecti zaman bir turlu anlayamadım.. Cunku pazartesi okula gitmem gerekiyordu.. ogleden sonra 3 saat falan yoktum..Salı gunude aynen.. ve guya Salı gunu 2 tane sınavım olacaktı.. ama nerdeee.. artık alısmam lazım burda sınav var denmesine rağmen olmamasına.. ya hoca gelmez, ya da gelirde ertelenir :( ve gene dondum okulda.. bekle bekle gelmezse kimse ne yazıkki sabit olarak ayakta beklemek bir müddet sonra ayaklarınızı hissetmemenize ve yere basmak istememenize neden oluyor.. ote yandan da donan elleriniz ve vücudunuz cabası.. herseyse.. bir yandan da iyiydi, calısmamıstım.. hehehe.. ve carsamba gene okul.. gerci sadece 1 saat kadar falan okuldaydım ama, evde annemin yanında olmak daha cazip geliyordu.. okuldan doner donmez de, gene de kucuk caplı turlarımıza devam ettik beraber az da olsa ;)

persembe gunu ise bende ayrı bir telas ve heyecan vardı.. cunku, kısa bir zaman sonra ben artık ogrenciliğin yanı sıra, bir iş kadını olacagım :) hersey bir arada diyorum ya işte bosuna değil.. annem burdayken, okulun en yogun haftasının yanı sıra birde işle ilgili eğitim surecim basladı :) tüm gün işteydim!! Yani simdi bu egitimde nerden cıktı demedim desem yalan olur ;) ama sırf annem burda diye :) yoksam calısmak icin can atıyorum orası baska ;)

hersey cok guzeldi tum yorgunluklara ragmen.. hele aksam yemege dısarı gideriz diye dusunduysekte Andy’mle beraber, evde annemin olması kadar guzel birsey yokmus bir kez daha gormus olduk :) cunku annem gene dokturmustu :)

hee unutmadan.. hatta nasıl unuturum.. Pazartesi gecesi de arkadaşlarımıza ziyafet verdik bizim evde :) gerci ilk basta bu kadar kalabalık olabileceğimizi tahmin etmemistim ben... bizim evin, daha doğrusu da yemek masamızın biraz ufak oluşundan oturu, yaşadığımız kücük aksiliklere ragmen, hersey umdugumdan daha guzeldi :) hatta umdugumuzdan.. cunku o gece annemle kafadan uydurma corba yaptık :) planlarımızda Turkiye’ den gelme kurufasülye yapmak varken, aynı gün iş yerinde de kuru yiyince bizimkiler, güme gitti düşündüklerimiz.. hadi değişik bisiler olsun derken de, az ondan, az bundan, yaptık bisiler.. yinede becerdik sanırım :) umarım begenmişlerdir yemekleri?! Heeyyy beğendiniz mi?!?

Ben kalabalık ortamları cok seviyorum.. boyle buyuk masalarda hep beraber ne bulursak yiyelim istiyorum.. yeterki sevgi, saygı, mutluluk, sevinc ve huzur eksik olmasın soframızdan :) vee.. burada da esim sayesinde edindiğim guzel dostuklar bana bu ortamı saglıyor sukurler olsun.. elimden geldiğince de guzel yapmak istiyorum herseyi.. daha mutfaga yeni alısan ben icinde, gerek cadı, gerek doca, kurt ve güçlü şirinle beraber diktatör müdürümüz benim icin kobaylık yapıyorlar desem yeri var ;) yaptıgım ilk yemekleri, onlar deniyorlar :) hatta gecenlerde kendi kardesim bilem “abla ben senin yemeklerini daha hic yemedim demişti” yani evlendikten sonrasını kasdediyorum.. evdeykende az cok bisiler yapmaya calısıyordum da, az cok iste :/

Oyy oyy.. neler anlatıyordum nerelere geldik.. soyle ustunden kısaca gececekte anlatacaktım annem burdayken neler yaptıgımızı :)

Boylem işte..

Cuma gunune gelince..
Cuma burda dini bayramdı.. Hz. Isa’nın göğe yükselisi..
Dolayısıyla okul yoktu.. iş yerinde de resmi tatil.. gerci benim kocis’e tatil falan yok.. bizde ana-kız yine pazara gittik.. ufak tefek bisiler almak istiyordu annem istanbuldakilere, buralardan hatıra ;) ay simdi dusunuyorum da ben ne aptalııımm... nasıl olurda burda hergun capon turistler gibi dolasan ben, aldıklarımızın resmini cekmeme gafletinde bulunuruuumm.. yani kınıyorum kendimi.. gerci allahtan o gun, dolasırken bol bol annemin resmini cektim :) gezdiğimiz dukkanların onunde.. sokakta.. cektim iste :) ama surası bir gercek ki, annem resim cekilmeyi pek sevmiyor.. sebebi de sürekli gozleri kapalı cıkıyor.. hadi kapalı cıktı bir daha cekelim diyorum.. gene kapalı :) sonunda da bıkıyor tabii .. olsun.. bende uzaktan cektim ki kapalı oldugu gorunmesin :)) ama son gunlerde iyice alıstı annemde.. yakın pozlarımızda var artıkın ;)


Vee...aynı gece askım da erken geldi işten.. bizde gezdik diye bosverdik yemeği neyim de, annemi anlatıp anlatıp durdugumuz Steak house’a götürdük :) ama bakın işte buraya ait o cok merak edilen yemeklerden birinin resmini gostertebilirim sizlere ;) yani insan sasıyor bazen bu kadar kalın bir et parcası nasıl olurda bu kadar guzel pisebilir !? gerci yaptıkları kısım ortada oldugundan, bir parcada olsa gorulebiliyor ızgara neyim.. ve et piserken, sureki ustune boyle sıvı bisi serptiklerini gorduk.. tabii ne oldugu konusunda pek fikrimiz yok.. acaba su olabilir mi?! Hani ustu falan kurumasın ici pisene kadar ?!!? bilemiyoruz ne yazık ki :/



Cumartesi de ben gene dustum eğitim uğruna yollara... sabah erkenden.. artık dalga gecmeye basladım bende kendimle.. daha once bahsetmistim, benim kuzenim yani ablam, eşimin yengesi ;) abisinin hanımı :) ablam bankada calıstıgı icin, onun surekli eğitimleri olur..kıdem icin, veya yeni sistemlerdi falan filan herhalde.. herneyse... ama hep esine yani abime soyle der Andy’m.. ammada eğitimsin kadın almıssın.. bir turlu eğitilemedi gitti :)) heh.. işte sonunda bende aynı durumdayım :) hehehe



Yani anlayacagınız.. annemi gene yalnız bıraktım istemeye istemeye.. ama bizim hanım mutluydu sanırım halinden.. tek basına cıkmıs, gezmis dolasmıs.. daha ben buraya geldim geleli minibüs’e binmedim.. annem binmiş... nereye gittiğini bile bilmeden.. sonra bakmıs ki, gene pazarın oralara gelmis.. inmis bir guzel gezmis.. metroyla geri donmus.. daha once gittiği Rustavelli’deki bir kafeye gidip kahvesini icmis, dinlenmis, bir tur daha atıp eve donmus :)


Ve son gunumuz.. Pazar.. ailecek yapılan kahvaltımız.. dolastıgımız old tbilisi.. oğlunun annesine aldıı yağlı boya tablo :) uzun uzun sohbetlerimiz ana-oğul-gelin :) ve aksam cayına cadıya gidisimiz.. gitmeden son bir kez onları da gormus oldu tekrar annem.. saol cadı’cim hersey icin.. baksana dediğin gibi ailemizin annesi geldi de gidiyor bile.. sınırlı zaman.. donus anına saatler kaldı işte..

ertesi gun iş gunu oldugundan, kocis bir parcada olsa dinlendirirken gozlerini, biz sabahın dordune kadar oturduk annemle.. sarılıstık.. tv seyrettik, annemın canlalarını ayarladık.. falann filann..

Ama aklımda hep, acaba yeterli vakti ayıramadım mı diyordum..Zaten ben okulun oldugunu, hatta calısmaya da baslayabileceğini bilerek geldim diyordu benimkisi.. bak tum yogun zamanımda yanımdaydı, ise ilk basladıgımda da :) tıpkı eskiden oldugu gibi :) cunku ailem benim hep yanımdaydı zor zamanlarımda... cogu zaman derslerimi bile bilerek tv karsısında annemin, babamın yanında yapardım ben.. sanki onların varlıgını hissetmek yeterdi bana ve o kadar ses olmasına ragmen, oyle bir odaklanırdım ki, seslendiklerinde duymazdım bile kimi zaman :) eh iste aynı seyleri yasadık sayılır su kısacık zaman icersinde.. ve annem ilk defa kızının evine geldii.. darısı babamın, kardesimin ve tüm sevdiklerimin basına.. onlarsız bir hayatı dusunemiyorum!! :)

vee.. ayrılık vakti geldiğinde, camdan oylece el sallayıp, opucukler gonderdim anneme :) gitmedim ben limana.. hem hava soguk oldugundan, hemde ertesi gunu sınavım oldugundan.. kocis gelene kadar, bir yandan aklımda annem, yasadıklarımız, babam, kardeşim.. istanbul hatıraları ve özlemi, bir yanda Andy’min gelisini gözleyişim..onu merak edişim, bir yadan da ders calısmaya calısmam.. hersey bir arada işte...

unutmadim kimseyiiii :))

biliyorum ki herkes merakla neler olup bittigini ogrenmeyi bekliyor..verdigim gecici ve uzun merak surecinden oturu herkesten ozur diliyorum :)

su anda yeni is yerimdeyim ve artik calisan bir bayanim :) -gormus oldugunuz uzre de, ne yazikki Turkce karekterlerden mahrum bir halde yaziyorum yazimi - okulun yani sira bir yandan da is hayatina atilinca ve hersey bir anda olup bitiverince, bende ne yazikki hayatimdaki degisiklikleri ve annemle yasadigim Tiflis maceralarini anlatacak zaman bulamadim..ustune birde Andy'm rahatsizlanincaa :(( belki isteyken boyle blogla falan ugrasmak pek akil kari degil ama, ustume dusen herseyi yerine getirdim ve bu benim icin kisa bir mola sadece ve kisa bir bilgilendirme sizlere.. sizleri unutmadigima dair ;)

burada neler yaptigima gelince :) eh artik o kadar beklediniz biraz daha beklersiniz degil mi ;)
ama su kadarini soyleyeyim, aslinda annemle yaptiklarimizi coktan yazdimda yayinlayamadim :) annem gideli 5 gun oluyor aslinda fakat bir yandan sinavlar bir yandan da ise gelip gitmeler baslayincaaa... ama bu gece soz veriyorum yaziklarim begenilerinize sunulacaktir ;)

sevgilerimleee... :)))

bu arada kusuruma bakmayin ama sobelenmek ne oluyooo???

yani bana ozel 5 seyi -galiba- sizlerle paylasacagim tamam da, siz beni nasil sobelediniz.. beni sobeleyenleri ben nerden gorucem??? ben birisini sobelemek istersem ne yapmam gerekiyor??
biri bana bunu anlatabilir mi acaba :)

Saturday, January 13, 2007

sehirde kücük bir tur ;)

heheyt... sonunda video eklemeyi basardıımm :))

cektiğimiz onca Tiflis görüntüsünü Mega bayt 'ı yüksek olduğundan upload edemiyorduk bir türlü... ama sonunda fotograf makinamın özelliği sayesinde -ki daha yeni yeni öğreniyorum herşeyini- becerdik :D
bir sürü..bir sürü.. slayt gösterisi ayarlayıp, şenlendirebileceğim blogları :)) yuppii..


bir gece eşimle beraber cıkıp dısarıya gene bilardo oynamıstık.. ertesinde de evde dönüş yolunda, yılbasından kalma ısıl ısıl 'Old Tbilisi' den 'Rustavelli' ye kadar olan herseyi çekmek benim icin büyük bir zevkti :)


bakın bakalım beğenecek misiniz?
http://tiflis.blogspot.com :))

ama arkası gelecek bunların söylemedi demeyin ;) hele daha neler yapılabileceğini kesfetmek gibi bir heyecanı yasarken ;)

Thursday, January 11, 2007

Nice mutlu yıllara hayatım :))

Bir masaldı bizim sevdamız..
Bir masaldı yasadıklarımız.. vee.. biz,
daha bitmemiş bir masalın kahramanlarıyız..

belki, aynadan tek bir bakışla basladı askımız..
belkide, bir masanın farklı uçlarında, sen başın eğik, ellerinin arasındaki kadehte ararken hayallerini, ben izlemiştim seni düşünerekten senin neler hayal etmiş olabileceğini..


ve.. şimdi..

ellerini ellerimden ayırma hiç sevdiğim.. öyle sıkı tut ki, ayırmak mümkün olmasın..
gözlerin gözlerime değmesede, aynı yöne baksın bir ömür boyu..
bir ömür boyu, dalgalı denizler durulsun ki.. biz güzelliklere yelken açalım..


öpmelere doyamadığım yarim..
iyiki doğdun, iyiki o aynadan baktın, bu masalı benimle paylaştın.. iyiki.. iyiki varsın, iyiki benimlesin.. iyiki... iyiki..


hani bir zamanlar "ben senin hayatın mıyım ki bana hayatım diyorsun" demiştin.. evet.. sen benim hayatım.. Herşeyim'sin :)



Seni Çookk Seviyorum..
Doğum Günün Kutlu Olsun Sevdiceğim :))

Wednesday, January 10, 2007

yeni haberleriimm vaarr..

heheeyytt.. annem geliyooo :D

dün aksam konustuk telefonda.. gene sorun olmus nette ama teknolojinin gözünü sevem ben ;) bakalım, pasaportunu ayarlamıs, geriye birtek ucak biletini almak kalıyor.. bakalım ya cuma, ya cumartesi :)) yani sunun surasında sadece 2-3 gun o kadarcık kaldı..

keskem, babam da gelebilse :/ ikiside gelseler soyle bir görseler.. nasıl bir yerde, ne sartlarda yasıyorum ben burda :))

konusuyoruz Andy'mle.. ben diyorum ki,

-- sen bana iyi bakıyor musun onu kontrole geliyorlar..

bakalım kızlarına nasıl bir yerde, nasıl bakıyor görmek için geliyor annem diye :) sonra o baslıyor saymaya..

-- hayır efendim.. gelip bakacaklar ki sen bana güzel yemekler yapıyor musun? güzel diyoruz falan yalan mı söylüyoruz falan onu tesbit edecekler.. sen gelinsin ya;)

evet.. benimkisi bizim aileye girdi gireli, evin oğlu oldu.. eskiden bir kızları, bir oğulları olan annemle babamın artık 2 oğlu var.. bende gelin geldim.. damat almamış bizimkiler, oğul almışlar.. oyle söylüyorlar.. heh.. bir de söylemekle kalsalar!! bizzat beni evlatlıktan gelinliğe attılar valla.. hareketleriynen bilem belli ediyorlar :~

iştem bundan önceki yaz, biz daha nisanlıyız.. Almanya'dan dayımlar gelmişler, kuzenler falan, hep beraber bizde kalıyoruz.. bizim İstanbul da evimiz, bir bina icinde 2 daire ve bir catı katından olusuyor.. 2 dairenin kapısı yazın ardına kadar acık oluyor, ortada da bir kilim :) dedemle kardesim bir dairede kalıyorlar, benim ve annemlerin odası da diger dairede.. gerci bu oda meselesi yatmadan yatmaya :) onun haricinde yemekleri falan bizim dairede yiyoz hepberaber :) catı katında da, kucuk bir odamız var.. ve kiler falan, bir de bababın ozene bezene tahtalardan herseyini kendi yaptığı bir bahcemiz.. sandalyeler, masalar hatta salıncak bilem.. ve bu yaz o kücük oda müthiş bir oda oldu ;)) haydaa nerden nereye geldim.. bunu sonra anlatırım binaleyh :) genede ufak bi görüntü bizim bahcemizden ;)

ne diyordum ben..

işte o sene.. ev kalabalık.. gece gelmiş yataklarımız ayarlanmıs.. işte dayımlara kendi odasını vermis annem, anneannem benim odamda, kuzenlere de diger dairedeki odaları ayarlamıs.. o gece askım da bizde kalıyor.. ama olay su ki, annem, babam, kardeşim ve benimkisi catıda kalıyorlar, ben asağıda kuzenlerin yanında.. tamam etik olarak hic bir problem yok.. ama sorun şu ki, sabah kalktık, bizimkilerde söyle bir tavır :

-- "biz ailecek yukarda kaldık"

ee.. BEENN!!!

görüyorsunuz işe ben aileden bilem değilim :( kaptılar anacım, aldılar ailemi elimden :)) elimden alana da bakın!! koçiş :)

bide bababın en büyük zevki, tvnin karsınındaki 3'lü koltukta uzanıp, orda uyumak ve dinlenmektir.. artık bu lüksdünü de Andy'mle paylasıyor.. çünkü, benimkisi babamı orda yatarken görünce, gidip kıvrılıveriyor yamacına :))

ama oluyor kıskanıyorum!! dermisiimmm :))
al askım al senin olsun :) ne yapalım biz artıkın gelin olarak ucundan ucundan yer bulmaya calısırırık aranızda ;)

eh işte.. geliyor benimkisinin anası :))

yup piii!...

Monday, January 08, 2007

oğluşumuz:)

ben oğluşumu özledim..

o gitti gideli onunla ilgili hic birsey yazmadım biliyorum.. sadece 'anneme bıraktım onu İstanbul'a gidişimde' dedim o kadar.. ama şimdi evde kaldıkça ve şöyle bir eski resimlere baktıkça ne kadar da çok herseyimiz olmuş o bizim burda daha iyi anlıyorum.. hani köpekler insanların en yakın arkadaşları ya bende en yakın arkdaşımı kendi ellerimle kendimden uzaklaştırdım :(

evet.. onu gerçekten özledim.. herseyiyle.. gerçi şimdi bir tane daha ondan olsa bakarmısın deseler.. gene düşünürüm ama.. ne diyeyim gene de çok özledim..

Te Ador :))

Photobucket - Video and Image Hosting

adını bile söylemeyi özledim.. " hayır" demeyi özledim.. ben şimdi bilgisayar basında bişiler yazmaya çalışırken onun gelip yanıma oturmasını, hatta koltuğun, yok yok benim tepeme çıkmasını özledim ;) nasıl da tatlıydı..gelir de yatardı yanıma.. sonra bir bakmışsınız patileri klavyenin üstünde.. hatta gerindiği zamanlarda da ekranı ittirmesiyle hala gözlerimin önünde.. onun için blog bilem yaptıydım.. eh. pek fazla bişi yazamadık ama olsun gene de dediğim gibi eski resimlere bakıyorumda, makinayı elime geçirir geçirmez her halini çekmişim ben onun.. yada nasıl denir, her halini ölümsüzleştirmek istermişçesine almısım kamerayı elime, onu her gördüğümde ;)

evet..

gecen gece annemle konuştuk.. sonunda kamerayı yapabilmişler.. ve uzun bir aradan sonra hem onları hemde fırsattan istifade te ador'u gorduk işte soyle boyle.. cunku bizim ufaklık ne yazıkki durdugu yerde durmuyor.. bu arada ufaklık falan diyorum ama oyle bir halide kalmamış ne yazıkki.. essek kadar olmus :)) evet.. 7 aylık oldu bile.. yetişkin boyutlarına geldi sayılır.. artık yavas yavas enine gitmeye baslar herhalde.. 1 bucuk yasından sonra da iyice durulur.. tam sevgi pıtırcığı işte.. durmuyor ki yerinde..

canım annem ona bizden sonra bir suru sey oğretmis.. artık gazete getiriyormus bizimkilere.. yakında bakkaldan da alır bu hee :)) amma da attım :D

tabii tüm huysuzlukları da devam ediyormus ögrendiğimiz üzre.. bizimkileri deli ediyor anlaşılan.. oyun oynayacam diye elleri ısırmalar, iki ayağının ustune kalkıpta üstünüze cıkmalar.. hele birde yemek yemesini görseniz.. tabağı önüne koyduğunuz anda, sadece 2 saniyede dibini görebilirsiniz :) birde yerinde durmadığı yetmezmis gibi yalnız bırakılınca da bir sürü sitemler.. yok yediklerini cıkartmalar falan filan.. yok yani böyle bisi.. annem yalnız bıraktım mı 2 gunde zayıflayıp süzülüyor diyo :/


ee.. alıstı tabii sürekli bizimle olmaya beyefendi.. burda evin içerisindeydi.. rahatına duskun ne olacak :) kücük diye sorun olmuyordu diccem ama tabii tuvalet konusunu hiç açmıyorum.. ve hasta olupta miğde sorunları yasayıp, her bi tarafa cıkarmasını.. elimde bez az dolaşmadım peşinde.. bide tüyleri var tabii.. her yerde beyaz beyaz.. evin icinde zor işte en cokta tüğ sebebiyle amaa.. uff...



şimdi annemlerde catıda.. ona buradan aldığımız ve ucakta gidip geldiği kutusu yuva olmus ona.. aslında biz daha once de kopek bakmıstık.. ona babam istanbulda tahtadan klübe yapmıştı da, maalesef te ador o klübeye alısamamış.. kendi yuvası daha cok hosuna gidiyor sanırım :))



buradayken, arada gidip girerdi içine.. oyun oynardı.. oyuncaklarını oraya taşırdı.. ben yemek vereceğim zamanlarda, kutusuna girer, oradan bana bakardı :) bide yatmaya da alışmıstı bizim yanımızda.. en büyük zevki de mutlak bir yanının bize dokunması.. ya patisini koyacak ayaklarınıza, ya kafasını dayıyacak yastık misali.. yada siz dolasıyorsanız yada ona kızdıysanız yerinde yatması icin, sizi bir yerden mutlak görecek.. ay ben onun bakısını bilem özlediiimm.. nasılda masum masum bakardı bana.. ben nereye o oraya.. ben mutfaktayım, o mutfakta, ben salondayım, o yanımda, ben üst kata cıkardım, gelirdi gene peşimden.. ay yerim ben onu yerim yerim yerim :)) ama simdi yiyemiyom :(

yaw.. bir baksanıza şunun resimlerinee...

daha da fazlasını eklicem en kısa zamanda onun bloguna :) TE ADOR

hehehehe.. benim en sevdiğim yanlarından biri dee uyurken horlaması :)) lütfen sunu bir dinler misiniz :))




veee..
şimdi dusunuyorumda biz yanındayken büyüdüğünü cokta net göremiyorduk.. sadece resimlere baktıkcaa.. aaa.. nasılda değişmis diyebiliyorduk.. şimdi, bir dahaki gidişimizde ne kadar değiştiğini görmek icin sabırsızlanıyorum :D

Wednesday, January 03, 2007

yeni yılda kar ve dağ havası ;)

yaşasııııınn.. sonunda başardıııımmm :))
sonunda kayak yaptıımm..

yani gerçekten zormuş, kabul ediyorum ama benden kaçmaz da demem lazım hani ;) en zor tarafı, eşimin ‘kar sapanı’ dediği olayı gerceklestirebilmek, hele birde kaptırmıs kendini hızla yokusun tepesinden asagı iniyorsanız :)) işte o arada ister istemez acemiliğiniz ortaya cıkıveriyorda duramayacağınızı aklınızdan geçirdiğiniz anda, kendinizi yerde buluveriyorsunuz :) ama düşmek güzel, kötü tarafı ayaklarınızdaki koca ayakkabılar ve kayaklarla yerden kalkabilmek.. hehehe :)


gördüğünüz üzre yerlerde sürünüyorum.. kar sapanıda eşimin yapmıs olduğu ;)

Veee birde.. cocukluğuma dönüp, en cok istediğim seyleri yapma fırsatım oldu. Basılmamış karlara basıp ayak izimi bıraktım, iki ayağımla sıcrayıp sıçrayıp durdum..üstünede, atıverdim kendimi sırt üstü karlara :) iştem bu da kanıtı ;)

turunculu olan ben, kırmızılı cadı :)


yani ne diyeyim, biraz üsüdüm ve uyandığımda Andy'imin "kırmızı surat" demelerine maruz kaldım bir parca da ama çok eğlendim ;) bundan böyle de yazın güneşin altında yatışıp yanıcam diye uğraşmaktansa, kolayını buldum ve daha güzelini :))

Kaldığımız yer küçük, 8 odalı bir pansiyondu.. yani böyle bir evim olmasını isterdim işin acıkcası.. yani bana ait ;) daha güzel evlerde var aslında çevrede.. onlarda pansiyon mu bilmem ama, karların arasında cok hoş görünüyorlar.. bu arada anlat anlat bitiremeyeceğim sanırım :) ama en güzel resimleri tiflis blogunda görebilirsiniz :) kaldığımız evi de ;)

belkim bu evide bi yerlerden hatırlarsınız ;) biz aynı evi bulana kadar bayaa bi zorlandık ama becerdik sanırım ;)

bakınız Tiflis&Tbilisi blog..
buraya ilk geldiğimizde gitmistik Gudauri'ye.. gene aynı kadro:) ve nisan yağmurları vururken arabanın ön camına, aynı resmi yakalamıştim bir kez daha.. yanda Tiflis bloguna yönlendirme yapan resmide görebilirsiniz..

yada hiç üsenmeyin, bence Cadı'nın sayfasını bir okuyun, oradanda korkmadan onun dediği gibi resmin üstüne tıklayın ;)
yaptıklarımızı arkadaşım cokta güzel anlatmıs ;)



onun anlattıklarına bir ekte ben yapayım son olarak..

hadi demiştik ya bir "uscuk" yani "sucuk" yapamadan odun ateşinde geri döndük diye.. bizde ona inat, damak tadımıza uygun pek birşey bulamayınca akşam yemeğinde,-ki bu aksam yemeği bizim yılbaşı yemeğimizdi- odamıza cıkıp, bir önceki gün yaptığım kısır'ı afiyetle yedik :)) bu arada ben hayatımda ilk defa kısır yaptım :))

olmuş ama olmus.. tabağa bir baksanıza ;)

Saturday, December 30, 2006

huzur dolu nice yıllara :))

nerden aklıma geldi bilmiyorum ama, 2005 yılına talihsiz bir şekilde girmiştim :~

talihsizlik mi değil mi orası da meçhul ama, hani her olumsuzluğun ardına gizlenmiş, mutlulukların olabildiği gibi, kapanan her kapının ardından yenisinin acılması gibi, hayatımdaki dönüm doktalarından birisi oldu o an; hatırlayıp, hatırlamamak arasında ikilemde kaldığım..


2004 aralık, son hafta.. cok net hatırlıyorum o sene yılbası cuma geciydi..
carsamba gününden cumaya kadar ise, okuldaki en yogun günlerimi yasayacaktım üstüne üstük.. carsamba sınavım vardı.. salı butun gece ders calısmıstım.. zaten okul uzak oldugundan, sabahın 6 bucuğunda kalkıp 7 bucuk servisine binerekten, 9 da ilk ders baslıyordu.. aksam saat 2 gibi yatsanız en erken, uyudugunuz saat meydanda işte.. carsamba gunki sınavın ardından, persembe günü de baska bir sınav beni bekliyordu.. hemde ilk saatlerde.. gecen bir uykusuz gecenin ardından okula gittiğimde, sınavın ertelendiğini duymustum.. ve o gun, sadece bu sınav icin okula gitmiştim.. baska dersim de yoktu ve eve dönüş için ilk servis ne yazıkki öğlen yarımdaydı :( elimiz mahkum, bekledim servisi.. erkenden eve donmek istiyordum ki, cuma gününe bir sınavım, yetistirilmesi gereken de 3 adet rapor ve 1 ödev'im vardı.. şimdi son güne bırakırsan işte böyle olur falan demeyin.. zaten raporları bir haftalık süre icinde hazırlayıp vermeniz gerekiyor.. üstüne baska odevler ve sınavlarda eklenince, hersey corba oluyor.. gerci raporların bir kısmını da yapmıstım allahtan.. yoksam hepsi imkansızdı.. herneyse ne diyordum. servise bindim ve aksilik bu ya 1'i buldu kalkması, ve sans benden yana değildi ne yazıkki.. sadece Maslak'a kadar gidiyordu servis..giden birileri yoktu Topkapı'ya.. normalde okuldan eve gidinceye kadar gecen surede sadece sadece Maslak'a ulaşabilmiştim ve bir okadar saatlik yolum daha vardı.. ve ben, 3 bucuk gibi evde oldum.. güya evde sağlam kafayla calısıcam..ama buna yol yorgunluğu ve yasadığım sinir bozukluğu da eklenince..

herneyse.. yoğun bir tempo sonunda ve yine saati sabah etmenin haricinde bir aksilik olmadan,persembe gününü ve cuma derslerini atlattım.. hersey bitti ne ne güzel derken.. ne yazık ki, hem yeni yıl olmasından kaynaklanan, hemde cuma olması sebebiyle köprü trafiğini hiç hesaba katmamışım.. okuldan cıkıp eve gelmem, aksamın 6 sini bulmustu.. dusunsenize.. bu gece yılbası.. ve guzel guzel hazırlanacaksınız.. annenize yardım edeceksiniz.. cunku, ilk defa sevdiğinizle bir yılbası gecesi gecireceksiniz..

biricik annem o gece herseyi bizler icin hazırlamıştı.. o ve babam, teyzemlere gidecekler, bizde kardesim, kuzenim ve Andy'mle - ki o zamanlar daha yeni cıkmaya baslamıstık.. aileden herkes birbirini tanıyordu ama bir resmiyet falan yoktu aramızda :) - birlikte,bizim evde toplanacaktık.. böyle olunca ne kadar yorgun olursam olayım yardım ettim bir-iki anneme.. sonra biraz uzanıp dinleneyim dedim.. ama dinlenmek değil, tam anlamıyla telefon trafiği arasında yoğun bir stres yasadım.. tabii ben bu gecenin böyle olabilmesi için, son bir haftadan fazladır uğraşıyordum.. basta teyzemlerle mi olacak annemler, yoksam amcamlarla mı bulusacaklar gibi bi ikilemin ardından, kuzenleri bir araya toplamakta sorun yasamıstık ve birtek şimdi askerde olan kardeşimle yaşıt kuzenim ok demişti.. şimdilik bu bile güzeldi benim için ama duymustum ki gelemiyormus kuzende.. kalmısız üc başımıza.. oyle olunca kardeşimin farklı planları cıktı ortaya..eh yalnız kalmak istemiyordu...birde bunun stresi aldı mı beni!! nasıl olacak, hadi olsun biz üçümüz eğleniriz siz planınızı bozmayın dedik annemlere.. ve bende tüm yrgunluğumu belki sıcak bir duş alırsam geçirebilirim umuduyla dusa girdim...

sizde olsanız boyle yapmaz mıydınız? insanı en cok rahatlaran sey, soyle mis gibi bir duşun ardından, cicilerinizi giymek değil midir?!? acılır, bir silkinir, kendinize gelirsiniz.. yorgunlugu alır, görütür akan su.. evet bir mayhosluk bırakır belki ama, yiyinip, süslenincede gecer hepsi..

nitekim böyle olmadı.. yani olamadı...

evet rahatladım ama biraz fazla.. hayatımda gecirdiğim en zor anlardan birisiydi.. kulağımdaki cınlama ile basım donmeye basladı.. zorla kendimi havluya sarıp kapının onune geldim ve annemi cağırdım.. sonra ayakta duramadığımı fark edip, çömeldim.. iyiki kitli kapıyı o arada derede açabilmiştim.. ordan sonrasını hatırlamıyorum, bayılmışım..

gözlerimi açtığımda, kardeşimin kucağındaydım.. üzerimde bornoz ve kocaman bir battaniye.. sarıl dedi kardeşim bana ve sarıldım, arabaya bindik..doğru hastaneye..

gidişimizi falan yarım yamalak hatırlıyorum..gözlerimi açtığımda etraf dönüyordu hala, ve hastanenin bembeyaz tavanı arasında, cevremde dolanan insanlar vardı..sorular soruyordu birisi bana..yaşım, adım vs.. bir iğne ve bir serum.. serum bitene kadar acılmıstım bende artık ama ıslak vucudumdan dolayı tir tir titriyordum.. saclarım tenime dokundukcada daha da fazla üşüyordum.. işte 2 saati geçirdik orda saat 10 da evdeydik..

evet ben yeni yılbası planımızı yapmıstım bile.. ailecek evdeydik.. hep bundan önce olduğu gibi..

o an olan bitenleri bana uzunca bir sure anlatmadılar.. parça parça öğrendim bizimkilerden.. çunku kimse hatırlamak dahi istemiyordu olanları.. ama yasadığımız korku bize yetti de arttı bile.. ve üstüne 2 kez daha yasadım boyle bir baygınlığı.. bir tanesini cok hafif evde atlattım, yoğun bir başagrısıyla.. hayatımda boyle ağrı görmemiştim.. resmen tepemin tasına vuruyorlardı, yada nası anlatsam, beynim, yerinden fırlayıp tavana vuracaktı neredeyse.. 3.sünde ise.. baygınlığım daha da uzun sürdü ve ancak hastanede kendime gelebildim.. bu zamana kadar metanetini kaybetmemis olan annem bile, bu sefer dayanamamıstı.. hatta ambulans yerine polisi aramıs.. hastanede kim kimi bıcakladı diye dolanıyordu polis memurları ;) canım annem, biricik babam benim.. iyiki varlar.. hele kardeşim.. aramızdaki 3,5 yas sebebiyle, bir zamanlar ondan uzundum ve ceneme gelirdi kafası.. bende sımsıkı sarılırdım ona.. şimdi ben onun çenesine geliyorum :))

konuyu cok dağıtmayayım.. evet ailecek birlikteydik.. sevdiğim o gun yanıma gelememişti.. gelirse neler olabileceğini, ne yapması gerektiğini bilememisti o da.. o gun yanımda olmasını cok isterdim.. ama o da haklıydı bir parca.. yani zor bir durumdu.. arada kalmıstı.. ama yanımdaydı.. telefonlada olsa..

veee...
ertesi günü amcamlarla beraber o da geldi :) - bu arada amcamın damadı, eşimin abisi :) yani biz iki kuzen, elti olduk :)) hehehe..

tüm kuvvetini toplamıs, elinde bana aldığı hediyeler :) ilk defa aileye giriyor bizimkisi :))
düşünsenize kötü başladı belki ama mutlu bir yıl geçirdim ve biz nisanlandık..bir sonraki yılbasında da Gürcistan'dan yanımıza geldi sevdiğim ve biz ma-aile hep beraberdik.. amcamlar, abimler.. kalabalık olmayı ve hep bir arada omayı seviyorum.. ve bu onlardan uzak gecirdigim ilk yılbasım olacak belkim ama, eşim Andy'mle, cekirdek aile olaraktan birlikteyiz bu yıl :))


bu arada bu yıl mübarek bir yıl olacak ;) hem yeni yıl hem Kurban Bayramımız bir arada ;)

herkese,

sevdiklerinizle beraber Sağlık, Mutluluk ve en önemlisi de HUZUR dolu nice yıllara :))

Sevgilerimle..


Unutmadan ;)

ilk baygınlığımdan sonra, eşim ailemizin içine girebildi.. 2.sinde nisanlandık ve 3.sünde evlendik :)) 4. sünde de artık cocuğumuz olur diye dalga geciyorum ama, bayılmadan olursa cok daha mutlu olucam ;)

Thursday, December 28, 2006

beklenen hafta sonları ;)

eveett.. işte bahsetmek istediğim hafta sonları.. önce gecen hafta ;)

cumartesi günü gene hepberaberdik.. hafta içi genelde evde olduğumdan, hafta sonları askım beni mümkün mertebe dısarı yemeğe götürüyor.. tabii kalabalık bir kadro olarak gitmekte ayrı bir zevk bilindiği üzre ve burdaki tek kader arkadasım cadı ve ve eşi doca ile beraber, diktör ve güçlü şirin'in tavsiye ettiği Steak House diye biryere gittik.. yani o kadar komik ki, bizim miğdesine düşkün arkadaşlarımız burayı gazeteden bulmuşlar ve üstüne üstük bizim eve deli gibi yakın ;) meğersem Te Ador'u gezmeye çıkartığımızda sürekli önünden geçiyormuşuz da kafamızı kaldırıp burda ne var diye bakmamışız.. Aslında suç bizde de değil.. çünküm saklamışlar parkın içine bir yerlere, ağaçların arasına ;)


Bu Steak House dediğim yer tam bir Amerikan lokantası.. yani buradaki insanların ne kadar Amerika özentisi olduğu göz önünde tutulursa, çokta garipsenecek bir durum değil aslında.. ama yer itibari ile cok hoş ;) country tarzı müzik eşliğinde, kovboy gibi giyinmis garsonlar etrafta dolasıyorlar.. tahta masalar falan filan ve etraf at resimleri ile dolu :)

duyduğumuz üzre porsiyonlar 750gr et miş ki, gerçektende öyle.. evet evet yanlış duymadınız.. 750 gr dediğim, hani 1 kilodan biraz az ;)) düşünsenize tek basınıza oturup bir kilo et yediğinizi :)) ( itiraf ediyorum.. salı günü biz gene ordaydık ve kociste bende yedik :)) hahaha!! tabii eve geldiğimizde ikimizde yerimizden kalkamayacak durumdaydık :) Allah'ım olmayanlara da versin.. daha da fazlasını insallah!! )
heh ne diyorduk.. o gün gözümüz o kadar korkmustu ki, 2 porsiyon isteyip, bölüstük 4 kisi.. ama çok zevkli bir geceydi :) heleki aksam cadı ile ikimizin, bilardoda gülmekten bayılıp kalmamasına hayret ediyorum.. değil mi askım?? - bu arada bi askım da cadı oldu.. bir ara kime seslendiğini sasıran Cadı'cım, bana Askım diyiverince, artık ben ona-o bana artık kocalarımıza hitap ettiğimiz şekilde hitap etmeye başladık.. gerci bir karışıklık oldu o an ama, yakında aynı eve cıkarız diye de dalga geciyoruz :))


pazar gününe gelince ;

uzun bir süredir askım her camdan dısarı baktığında, "aa.. kar yağıyor" diye bana sesleniyor.. bende "atma" diyorum.. karşılığında da "peki" kelimesini duyuyorum :)) fakat O gün,
uyanıpta kahvaltıyı hazırlamak icin mutfağa indiğimde gördüğüm görüntü, içime cocuksu bir sevinç verdi.. zaten oldum olası pazar günlerini sevdiğimde buna ekleninceee.. tüm maymunluğumla "askım gel cabuk" dedim.. "gelde dısarıya bak.. hadi geell.. " o gelmekte geciktikce.. ben " hadi ama gel bak kar yağıyor diye cırpınıyordum :) ben cırpındıkcada o bana "atma" diyordu :) yani bu kez rolleri değişmiştik ama ben şaka yamıyordum ;) hem cok kücük yağıyordu hemde gece yağan yağmurun ardından tutması imkansızdı ama gene de güzeldi işte ;)
kahvaltının ardından hazırlanıp, kendimizi yollara, daha doğrusu pazara vurduk.. pazar günleri artık bizim "pazar" günümüz oldu ;) eve gereken bir-iki sebze alısversinin ardından da, spor mağazalarını dolaştık askımla.. ben İstanbul'dayken kendine bir ayakkabı beğenmiş benimkisi ve bana göstermeden de almak istememiş.. cünkü derisinde ufak bir leke varmış, içine de sinmemiş işte.. bi sanş belki başka bir çift vardır diye arandık ama Gürcistan'a özgü bir başka klasik daha yaşandı :) - burada ne ararsanız aradıgınız seyden genelde ellerinde birer adet bulunur :) - herneyse.. beğenmedik.. bizde dolaşmaya devam ettik ve daha başka güzel bir kösele ayakkabı bulduk bizimkine, bana da daha önceden bir ara alırız dediğimiz çizmeleri aldı sevgilim :)) aslında ne zaman birşey almak istesem, ya aradığımı bulamam, ya karar veremem, yada çok istediğim seyden ellerinde bana göre olanı olmaz.. bende deli olurum.. gene modeller arasında ben bişi beğenemedim, karar veremedim.. tam o sırada askım, benim bu zamana kadar aradığımı elleriyle önüme koydu :))oo.. canımın içi beniiim :)

tüm bunların ardından eve geldiğimizde ikimizde hem açıktan hemde dısarıda yediğimiz rüzgardan sonra iyice halsizleşmiştik :) tam o sırada elektrikler kesildi.. o karanlıktada yemek yapılmaz ama dimi? fırsattan istifade yatıştık işte biraz.. tam kalkıpta en azından çay suyu koyalım dediğimiz anda de geliverdi ;)

tabii benim aklım ayakkabılarda :) nasıl durucak, yakışcakmı.. bu etekle olur mu? ah bak bunu böyle giyeceksin falan diye, karnımı doyurur doyurmaz tabii, acıp gardoru, çizmeler ayağımda dolanıp durdum evin içinde :))

tüm bu mutlulukların ardında içimde birde tarif edilemez bir heyecan var aslında.. bir sonraki hafta sonu olacaklara dair ;) gün boyu spor mağazalarını dolaşırken, olduk olmadık kar kıyafetlerine baktık askımda, bende.. hatta ikimizde yeni bisiler denedikte beğenemedik ;) hem evde varken, yenisini almak pekte akıl kaarı değil zaten.. ikimizde giydik kıyafetlerimizi aksam.. soyle bir baktık kendimize.. çünkümmm, biz bu hafta sonuuu.. yılbası gecesini de gecirmek üzere Cadı'larla beraber Gudauri'ye kayağa gidiyoruuuzzz....

ohh.. soylediim işte sonunda :)

içimde garip bir heyecan var.. benim icin bir ilk olacak kaymak.. gerci buz pateni yapmayı biliyorum.. ama eşim arada dağlar kadar fark olduğunu soyluyor... gerci buz patenini ilk yaptığımda da hiç düşmemiştim ama, bu ayağınızın altında, boyu boyunuza eşit olan kayaklarla dağın tepesinden aşağıya inmek kadar zor olmasa gerek.. yani anlayacağınız, sanırım bol bol düşeceğim.. ama istikrarlıyım.. öğrenicem :) zaten en güzel yanınında düşmek olduğunu soyluyor gene benimkisi :~ ehh.. görücez artıkın :))

veee.. elbetteki bol bol resim çekeceğiz Cadı ile beraber.. ve onları da Tiflis&Tbilisi bloğumuzda yayınlarız insallah ;)

hehehe.. sonunda link vermeyide kendi kendime keşfediyorum işteee :))

Wednesday, December 27, 2006

şu sınavda bitti.. şükür :)

bugün inanılmaz üşüdüm!!

güya sınavım vardı.. saat 12 de.. gene bir klasik yaşandı ve hoca gelmemişti.. bende arayıp ne zaman geleceğini öğrendim.. yarım saat beklemek durumundaymısım :( şu okulda beklemekten nefret ediyorum!! zaten kimse beni anlamıyor.. arkadaşımda yok gibi bisi.. işte bi kız var ama bilememki geldi mi gelmedi mi..hem sınav zamanı kimseyi görmeden konsantre olmak isterim ben sınava.. herneyse.. asıl problem kimsenin olmaması da değil zaten.. Oturacak sıcak bir yerin olmaması ne yazık ki!! :( hani oturursunuz.. son yarım saat söyle notlarınıza bir göz gezdirirsiniz.. ama oyle değil.. okulda ısıtma sistemi yok.. sessiz bir hol ve soğuk.. tüm kapılar kapalı.. bazı sınıflardan sesler falan geliyor ve ısıktan eser yok.. oturabilecek bir tabure,sıra yada bir çıkıntı falan işte.. yok yok yok.. sanki duvarlar üstünüze üstünüze geliyormuş gibi..

ayakta kapı önünde bir ileri bir geri hapishaneymişcesine yürüyüp durdum.. hareket ediyorum ki, donup kalmayayım.. elimde notlarım.. soğuktan kaskatı kesilmiş parmaklarımla o kağıtları bir sağ elime alıyorum, bir sol.. boşta kalanıda üfleyerek ısıtmaya çalışıyorum..şimdi neden dısarıya cıkmıyorsun falan demeyin.. 6. kattayım ve dısarıda rüzgar var.. ayrıca hocanın geldiğini nerden görücem?! insan o binanın icine bi yerlere kantin falan yapar dimi!? de demeyin.. aaa.. ne kantini canım.. ben size oturacak tabure yok diyorum siz kantin soruyosunuz :))

İste böyle.. hoca geldi.. sınıfa gectik.. ben tek öğrenciyim bu arada sınav olacak, (hani bilmeyenler icin hatırlatayım ben yabancı olduğum icin bu dersi özel ders gibi alıyorum..) ama icerde benden hariç bir kız daha var.. hani sınav esnasında ses olmasın istersiniz dimi?! yok!! maalesef bu da yok.. onlar kendi aralarında konusuyorlar.. kızın gülme sesleri geliyor arkamdan!! ve ben sinir oluyorum!!
sükür ki ne konustuklarını anlamıyorum, boylece biraz olsun konsantre olabiliyorum..DA.. işte bir mazeret daha.. az önce donmuş olan parmaklarımla tutmaya calıştığım kalemi ne yazık ki tutamıyorum.. hele yazdıkca, isaret parmağım işlevini yerine getiremez duruma geliyor ve ucunda bir sızı hissediyorum.. yoksam uyustu mu!? evet.. aynen oyle.. ustumde mont.. cekistirdiğim kolları ile sınavı atlatıyorum..
cıkar cıkmaz doğruu eve..ve tek istediğim sey, sıcacık evimde, kalorifer yanında, söyle sıcaaak bir çay icebilmek :))

tıpkı su an ki gibi ;)

bu arada sınav fena değildi.. 10 sorudan sadece 8'ini yapabildim ama tabii ben ne kadar fena değil desemde o adam bişiler bulacak ve beğenmicek eminim..

geçenlerde Aşkım'a da anlatıyorum.. neden bu Telekominikasyon hocaları böyle oluyorlar anlamıyorum.. hepsinde bir burnu büyüklük..ben herşeyi bilirim edası!! yani tamam anladık, biliyorsun, öğretiyorsun da neden insanın içindeki şevki kırıyorsun anlamıyorum!! :(

Tuesday, December 26, 2006

öğrenci psikolojisi :) heheytt..

İşte gene ben :)) uzuunn bir aradan sonra.. gerçi şimdi düşünüyorumda ne kadar zaman oldu bilmiyorum ama bana çook uzunmuş gibi geldi bir an.. cünkü bir süredir, blog sevdamı bir kenara bırakıp, bitirme projemle ilgilenmem gerekiyordu :( eh son güne bırakırsam boyle olur değil mi ;) öğrenci milleti işte diyebilirisiniz izin veriyorum :)

amaan.. ne kasıcam kendimi kac ay ;) zaten sadece internetten bilgi bulunması gerekiyordu,yada kitaplardan falan.. gürcistanda maalesef ingilizce kitap bulmak biraz zor..en güzel kitaplarda nette oluncaaa.. bizde artık kurt olunca internet konusundaa..yaptım işte son hafta -sadece 2 gün hatta- ve oldu bitti.. ne kadar kolay değil mi :)) burda böyle.. birazda ben gevşek bıraktım kabul ediyorum lakiiinn..proje hazırlama konusunda da artık deneyimli sayılırım.. hayır sayılmam deneyimliyim :) liseden beri yok o deneyin projesi, yok bu deney falan..

öyle işte.. şimdi de fırsattan istifade döktürtüyorum burda aklımdan geçenleri.. Az önce kosiş'le beraber pazartesi günlerinin vazgeçilmezi "İki Aile" adlı diziyi izledikten sonra, bizimkinin canı play station da maç çekti :)) o gölleri attıkça bende evin içinde "oleyy" diye dolanıyordum demin :) bir aralar ne kadar da cok oynardı ama işler yoğunlaştıkça yorgunluktan mayışıveriyor bitanem.. oynasın ama azcuuukk.. hakkı yani :))

heh.. ne dicektim.. fırsattan istifade.. aslında benimde bugun yarın gene ders calısmam gerekiyordu da salladım gene son güne :) çarşambaya sınavım var :/ gecenin bu vaktinde de çalısamayacağıma göre pekte sallamış sayılmam bea ;) -görüldüğü üzre bkz. ilk paragraf son satır :) -öğrenci psilolojisi-

amanıınn.. ne kadar da çok yüz ifadesi kullanmışım.. gülücük yağmuruna tutulmuş burası :) heh al işte bir tane daha :))

gecenin bu vaktinde bendeki bu enerji de ne?!
evet.. biliyorum.. içimde garip bir heyecan var aslında.. ve bu hafta sonunun mutluluğu ile önümüzdeki hafta sonu yaşanacakların -Allah kısmet ederse- merakının birleşimi :)

siz şimdi biraz merak ede durun ve kusuruma bakmayın.. bu geçen hafta olan bitenlerle olacakları bir ara anlatırım ;) çünkü yatma vaktiii.. ben yarın gene evde yan gelip yatıcam, derstende kaytarıcam belkim ama, kociş işe gidecek..

herkese datlı rüyalarrr :))

Thursday, December 21, 2006

geldiimm :)

İste sonunda geldiimm.. evet cok mutlu olmasamda mutlu sayılırım.. bir iki ufak kusur haricinde sanırım fena olmadı :~
bu kusurlarıda ben ince eleyip sık dokuduğumdan farkedebiliyorum.. aksi takdirde anlaşılacağını zannetmiyorum.. ama buna sükür diyorum elbette :)

zaten eve gelir gelmez.. aldım fotograf makinasını elime ve birsürü ama birsürü resim cektim :)) aynanın karsısında.. kendimi gore göre ;) oyun oynadım yani :)

bide kendime yeni oje aldım :) tırnaklarım cok zayıf olduğu için söyle can alıcı bir renk aldım ki sürekli göreyim ve oyle ellerimi herseye bir anda atmayayım.. yoksam kırıp duruyorum ;)
pekte uzun değiller ama bu sayede belki biraz uzarlar ;)

Kabuss :/

heh işte.. uyanır uyanmaz gene bilgisayar başındayım.. biraz önce Eşimi işe gönderdim.. yani o evden cıkarken uyanıp, kapının ardından el salladım ona ve her zaman yaptığım gibi camdan izledim gidisini ;) tabii bu nasıl bir işe göndermekse ;) ondan once kalkıp, kahvaltı hazırlamak yook..ona yardım etmek yoookk.. böyle bişi işte :))

herneyse.. ben ne anlatacaktım.. dün bütün gece kabus gördüm. ama ne kabus ;)
bütün gece kaşlarımla uğraştım :)) sebebine gelince :

Gücistanda yasadığım 9 aylık süre zarfında, burada kuaföre hiç gitmedim.. yaklasık, 2-3 ayda bir İstanbul'a gidip geldiğimiz icin, bildiğim yeri tercih ettim ve burda gitmeye gerekte duymadım işin acıkçası.. zaten saçlarım uzun, heryerde kestiremem.. sonra biliyorum ki kuşa çeviriyorlar.. manikur, pedikür deseniz..pek yaptırmadığım için buna da gerek yok.. iyikide yaptırtmamısım zaten, oyle seytan tırnaklarım falan da pek cıkmaz, olmaz benim :) sanslıyım yani bu konuda.. kaş olayına gelincedeee.. işte sekli bir kere verildi mi, üstünüze afiyet biraz becerikliyimdir bu konularda, işte föndu falan.. kendim yaparım.. ama dün buranın iyi sayılabilcek bir kuaförüne gidip, kaş için randevu aldım :)

evet.. aldım almasına da, korkulu ruyam haline geldi ne yazık ki bütün gece..

"ya beni gürcü kızlarına benzetirlerse!!! "

Aman Allahım, diyorum işte kendi kendime.. Tanrım bana yardım et :)

Şimdi diceksiniz ki, Gürcü kızlarının neyi var? aman kimse beni yanlış anlamasın.. birseyleri yok..aksine de bayaa bi süslüler.. işte ben o kadar süslü olmadığımdan, korkuyorum yani biraz.. hani ben klasik severim, oyle abartıyı falan sevmem, doğallıktan yanayım ya, şimdi ya benimde incecik kalem gibi çizilmiş kaşlarım olursa ve "aaa.. bak kuaförden yeni cıkmış bu.. hemde yeni aldırmış kaşlarını " falan demesinler sonra ilk gördüklerinde :(

hele birde söyle dimdik yaparlarsa..hani kavis isteyince, vur dediğimi öldürürlerse!!
ya.. ya da.. hani böyle kaşın ilk kısmı kalın, sonraya dogru incecik.. yada hani kızgın bakışlı bir ben.. böyle kaşlar dümdüz de ucu yukarı bakıyo!! aman Allahım!! güleç güzlü ben, bir kaşlarım yüzünden, kızgın bakışlı ben'e dönüşmeyeyimm :( istemiyooooruuummm...

eh.. dediğim gibi işte.. aldık bir randevu.. o kadar yogun bir kuaformüşkine de, bana ilk basta yer yok bu yıl dedi de, bugün'e,1 saat sonrasına yani sabahın 10:30 una verdi randevuyu.. artık gelince olan biteni anlatırım dicemde, umarım anlatabilirim.. eğer aynanın karşısında kendime bakmaktan korkmazsam ;))
korkulu ruyam gerçek olmazsa :~

Monday, December 18, 2006

hafta sonu ;)

Ne kadarda çabuk geçti hafta sonu :( oysa ki ben hafta ici bir an önce gelsin su Cumartesi-Pazar da kociş’le beraber olalım uzun uzun diye dualar ediyordum.. evet.. geldi de bitti bile işte ve ben bir sonraki hafta sonunu şimdiden iple çekmeye başladım :) gerçi hafta içi, hafta sonları kadar çabuk geçmiyor ama yapacak bişi yok.. ben beklemeye koyuldum bile ;)

Şimdi yaptıklarımızı anlatmak vardı ama dediğim gibi saatler birbirini kovalarcasına takip ettiğinden ne olup bittiğini anlayamadım bile ben..
Cumartesi zaten geç geldi birtanem.. ve yemege dışarı görürürüm seni, yapma bişi dedi ;) Cadı’cım biraz hasta olduğundan evdeymiş.. eh Doca da şu sıralar eve hep geç geldiğinden, bari beraber yemeğe gidelim dedikte gittik bir Türk Lokantasına.. dönüşte de uzun zaman aradan sonra ilk defa bize geldi Cadı.. işten cıkınca da Doca ;) Beraber güldük, eğlendik, caylarımızı içtik :) hatta her ikisinin de gözleri Te Ador’u aradı eve gelir gelmez.. o gittiğinden beri bize gelmemişlerdi ve sanki bir yerlerden çıkıpta üstlerine atlayacakmış gibi hissettiklerini söylüyorlardı.. ahh ahh.. bende nasıl özledim Te Ador’umu :( nasılda girmiş aramıza da bizden, ailemizden biri oluvermiş :)
Te Ador konusunda Annem’den aldığım haberleri bir ara ileteceğim ;)


Pazar Günleri benim için bir özeldir.. ama ailece olmak kosuluyla :) hani güne gülerek başlarsınız.. tatildir.. içinizden ne gelirse yaparsınız.. üstünüzden pijamalarınızı çıkartmadan saatlerce dolanır, tv karsısında vakit geçirir, ve en önemlisi de muntazam bir kahvaltı sizi bekler :) hani hafta arası hazırlamaya bile üşendiğiniz sofranız, işte bu gün yerini krallara layık bir halil ibrahim sofrasına bırakır .. ne kadar büyüseniz bile izlenen bir çizgi sinema, ya da klasik Pazar sabahı sinema kuşağı ile de bu sofra başı muhabeti uzaarr gider :)

İşte dünde biz Andy’mle beraber, çekirdek aile olaraktan, birlikte ağız tadıyla yapamadığımız birkaç haflalık kahvaltılara inat, Kurtuluş Savasının anlatıldıgı bir çizgi sinema eşliğinde tadını çıkarttık an’ımızın.. güne gülerek ve müthiş bir zevkle başladık :) tabii gülerek diyorum ama izlediğimiz çizgi sinema bile olsa, yabancı bir memlekette, memleketimize hasret ve burnumuzun direkleri sızlayarak, dokunsalar ağlaycak halimizi de yabana atmamak lazım.. kabaran milli duygular eşliğinde, yavas yavas giyinip, güzel güzel hazırlanaraktan da ( biliyoruz ki bugun bizim gunumuz) attık kendimizi yollara.. bitanem bana calışacağım ofisi gösterdi yeni iş yerimde.. bundan sonra iş hanımı olacagım işte yeniden ;)
hani Cadı paso anlatıyor ya santiye de santiye diye :) işte orası.. santiye işi bitince başlayacağım kısmetse bende.. ve dolasırken yeni yapılan binada kafamızda baretler, bir an kendimi Türkiye de de hissetmedim değil hani :) o kadar alışmışken cevrende konusan insanların ne konuştuklarına dair hiç bir fikrin olmadan dolaşmaya, bir anda ne oluyor burda dedim kendi kendime.. anlıyorum ben bu insanları :))

Herneyse, sonrasında da Kurt ve Müdür’ümüz le beraber Mc’e yemek yemeğe.. cabuk olsun baabından ;) ve tekrar bilardoya.. bu aralar yeni hevesimiz sanırım.. daha dogrusu benim kocis ile Kurt bu işe bayaa ısındılar.. ben şimdilik izlemekle yetiniyorum.. ama izlemek bile komik bizimkileri :) ve izlerkende birsürü resim çektim.. hatta işte gördüğünüz üzre, bilardo masasını camdan yansımayıla beraber de görüntülemeyi başardım :))

Wednesday, December 13, 2006

kahve falından anlayanınız var mı?! :)




yani ben hic anlamam kahve falından falan.. ama burada adam kafası mı var ne?! şimdi gerçekten merak ettim ve öğrenmek istiyorum!!

Lütfen birisi bana yardım etsiiiiin ;)

Tuesday, December 12, 2006

bilardo keyfi :)

Kaç gündür oturup bilgisayarın basına, hiçbir şey yazmadan kalkıyorum bloglar arasında gezinip durduktan sonra :/
yani!! bir ben birşeyler yazamıyorum diyorum kendi kendime ?!
olmuyordu işte.. aslında, simdi de pek olduğu söylenemez gerçi ya geveliyorum işte ;)
biraz önce cumartesi aksamı bilardo oynamaya gittiğimizde cektiğim fotografları yükledim bilgisayara.. gerçi ben oynamadım.. bir-iki denedim ama sadece denemekte kaldı benimkisi..
ne yazık ki bilmiyorum oynamayı ama..yok yok.. eminim biraz uğraşsam, kıvırırım ben bu işi ;)
ben en iyisimi çekmeye calıştığım fotoları gösterteyim size :)
hem çekerken bayaa zevk aldım işin açıkcası :)) Bu arada da Kurt'un söylemesine göre, Eşim'in gözüne kestirdiği topların değilde, o topların gidip kendi rengini bularak başka bir topa çarpıp yine puan alabilmesi büyük bir başarı :) canım aşkım benim, şans melekleri yanındaydı
o akşam.. artistik hareketlerde cabası :))

Saturday, December 09, 2006

sonunda :)

Bloglar arasında dolaşıyorum da sanırım bu aralar yine blogların azizliğine uğrayan bir sürü kişi olduğunu görüyorum.. bende dün hem bloglar hemde caanıımm bilgisayarımın kitlenmesi sonucu, yazdığım yazıları ne yazıkki kaybettim.. hemde sadece resimleri eklemek kalmısken.. şimdi dön başa yaz bakalım bir daha yazabilirsen :( hemide uzun zamandır anlatmak isteyipte bir türlü beceremediğim, gecen hafta sonu yaptığımız balık ziyafetimizden bahsetmistim nede güzel... üüüü.. ağlamak istiyoruuummm :(

Gitttiii gitti gittiii..

Eh ne yapalım.. geriye dönüşü de yok işte.. diyorum da, kendimi de telkin edemiyorum ne yazık ki.. ama bu durumdan bir ders çıkartaraktan bundan sonra herşeyi önce word ‘te yazacağım bende ve ikide birde de kaydedeceğim ki, giderse birazı gitsin ;) zaten birşeyleri yazabilmek, kelimeleri bir araya getirebilmek için can cekişiyorum :/

Herneyse..

En iyisi dün yaptığım gibi önce günlük ev halimden bahsetmek istiyorum ben gene.. hatta okuduğum Gülse Birsel’in kitabından da alıntı yaparaktan, bu sıralar “ev beni yuttu” demek istiyorum.. evden pek dışarı çıktığım yok anlayacağınız üzre ki içimden de gelmiyor ne yazıkki.. ne yapacğımki işte tek başıma.. git çık gez toz diyor içimde bir ses, diğeri de aaamaaann boşer diyor işte.. okula gidip geliyorum..markete çıkıyorum.. alıncakları alıp, sıcacık evime geri dönüyorum işte bende ;)

Hani cadı bahsetmişti ya rutin hayattan.. bende evde böyle bir hal içndeyim işte.. sahahları kalkıyorum, hatta su sıralar kalkamıyorum :) bol bol uyuyorum.. uyanıncada ilk işim çay suyunu koymak oluyo..kendime öyle atıştıracak birşeyler ayarlıyorum ve tv karşısında ne idüğü belirsiz- babaannem böyle soylerdi :)- programları izliyorum.. hatta izlerken kendi kendime de kızıyorum ve bilgisayarda kendime yeni blog arkadaşları arıyorum :)

Sonra şöyle bir silkinip, kapıları, pencereleri acıyorum.. içerinin hacasını iyice bir değiştirerekten, hem güne adapte oluyorum, hemde biraz üşüyerekten, mayhosluğumu üstümden atmaya çalışıyorum.. evi toparlarken bir yandan, bir yandan da kendime yeni yeni işler çıkartıyorum.. hatta muziğide acıyorum ki söyle dans ede ede yapayım işlerimi.. yıkanacak bir iki çamasır, yok yerler güzel kokmuyor bir sileyim.. yok surasın ortüsünü değiştireyim... amanııınn.. bak sen dolabım ne kadar da bozulmus diyerekten yeniden toparlıyorum kazakları bir kez ve bir kez daha ;) hatta geçenlerde incik boncuklarımı da topladım.. hepsini güzel güzel yerleştirdim çantama..

Bazen de işte elime bir kitap alıyorum okurum diye derslerden haric.. nitekim tam o sırada karnımdan gelen zil sesleri beni alı koyuyor okumaktan ve yine yicek bişiler aramak bahanesiyle acıp kapatıyorum buzdolabının kapısını.. ama benim halimden en iyi çukulatam “Toblerone”anlıyor :)

Ehh.. gene buluveriyorum kendimi o aptal makinesi tv’nin karşısında.. elimde çayım, hahvem bisiler atıştırırken gene tek başıma, bir iki surf yapıyorum sanal dünyada ;) sonra bir bakmışım aksam vakti gelmiş ve o andan itibaren de mutfak beni bekler diyorum kendime... ilk defa evlendikten sonra mutfaga giren birisi olaraktan, yemek kitaplarım önümde, netten de yararlanarak bişiler deniyorum işte...ama güzel oluyor şükür ;) kociş’in korkularının yersiz olduğunu ispatladım sonunda :)

Yemek yaparkene deee.. geliyor işte bidenesi ve akşamın benim için en zevli olan, o birlikte geçirdiğimiz 4-5 saati o kadar çabuk geçip gidiyorki, rutin ve yeni bir gün çoktan başlamış oluyor ne yazık ki :(

İşte şimdi de gene aynı şeyleri yaptım ben :) kociş gelsin diye bekliyorum bir yandan.. benim o umutla beklediğim hafta sonumuzdayız.. buraya ilk geldiğim zamanlarda Cumartesileri saat 3-4 dedi mi gelirdi askım eve ama artık işlerinin iyice yoğunlaşmasından oturu, bu gunun hafta icinden bir farkı kalmadı işte.. hatta son 3 pazardır da hep bişiler çıkti isteğimiz dışında ve biz birlikte doğru dürüst bir kahvaltı bilem yapamadık :( olsun.. ne yapalım yarın insallah :)


Ooo.. ben ne anlatacaktım, gene uzatttıkca uzattım :) kimseleri sıkmamak pahasına artık bir baska post’ta anlatırım onları da.. yada bundan sonrasını bölerim yeni bir posta ;)
Gerçi düşündümde bölmemek sanırım en iyisi.. çünkü benim illlahimlerim her zaman böyle gelmez.. yazmak istesemde yazamam bir türlü.. şimdi onlar zirvedeyken, bende bu fırsatı kaçırmadan anlatayım geçtiğimiz Pazar gününü :)

Bu Pazar gününün bizler için en özel yanı, bizim haberlerde görüpte hamsi bolluğu yasanan ülkemizden uzakta bir kilo hamsiye hasret tv karsısında iç cektiğimiz gunlere inat olması :)

Cadının özene bezene ayıklayıp sakladığı, ve benim İstanbul’dan da hamsi mi gelirmiş diye söylenen sözlere inat getirdiğim paluk ziyafetimiz.. Image Hosted by ImageShack.us
herkesin kendine görevler edindiği ve birlikten kuvvet doğar edasıyla hazırladığımız soframız :)

balıkları getiren ben.. ayılayan benim kocis..salata ve diğer balıklar cadıdan, unlayan cadı’nın docası, ve sevgili diktator müdürümüzde kızartıncaaa.. Yani ben soyleyecek fazla birşey bulamıyorum aslında.. Cadı’cım yakında bizlerden de yaka silkmez umarım ;) evinin biraz daha büyük olması ve projektorden mac izleme keyifleride eklenince bizim beylerin, yine misafir ettirdik kendimizi ona ;)

Photobucket - Video and Image Hosting

Hem bu arada cadı ve ben, sevgili Andy’min bize taktığı ve isimlerimizin sonuna gelerekten bizleri ellerinde fotograf makinası her bulduklarını çeken capon turistlere- dikkat lütfen japon değil capon :) – benzettiği “san” eklemesinin hakkını da verdik yani.. buyrun bakın bakalım ;)

Friday, December 08, 2006

evde ve yalnız :( hayallerle başbaşa :)

Image Hosted by ImageShack.us


Bu aralar yalnızlığım hat safhada.. ya da ben öyle hissediyorum.. aslında hem geçen hafta arası, hemde hafta sonu, geceleri dısarda yemek yemelerdi, pazar günü toplanıp yine hep beraber balik keyifleri falan ama .. bilemiyorum.. gün boyu yalnız kalmanın ardından yapılan bu eğlenceler sanırım artık bana yetmiyoo :( eskiden olsa en ufak zevklerden kendime büyük mutluluklar çıkartır ve tek bir hafta sonu bile bana yeterde artardı bile.. ya şimdi :(

bilemiyorum işte..

eskiden evde yalnız kaldığım zamanlar benim için zevkli geçerdi.. açardım gardrobu, ne var ne yoksa giyer giyer çıkartır, aynanın karşısında müzik eşliğinde dans ederdim.. kendime yeni sitiller yaratır, saçlarımla oynar, hatta makyaj yapardım.. tüm bunlar önce kendimi güzelleştirmekle başlar, sonunda da kendi kendime gülebileceğim, maskara durumlarına kadar giderdi.. sonunda da, tam bir palyanco bulurdunuz işte karşınızda..

Tabii bu kendi kendine eğlenmelerde bir yere kadar..

her ne kadar yalnız kalmayı sevsemde, ben kalabalığı daha çok seviyorum.. mesela evde annemin varlıgını hissetmeden ders calısamazdım ben.. hele yemek yemek.. en nefret ettiğim şeylerden birisi tek başıma :( ya şimdi?!

Şimdi ne yazık ki herşeyi tek başıma yapmak zorundayım.. kahvaltılar, ikindi yemekleri.. ders çalışmalar.. ev sessiz.. sessiz olmasın diye de televizyon sürekli açık.. onu kapatsam, bilgisayarda müzik açık.. bazende artık öyle bir kafam şişiyorki bu yalnızlığımın içerisindeki seslerden, herşeyi kapatıp, kendimi dinlemeye başlıyorum.. hatta kendi kendime konustuğum bilem oluyor..
"Allah'ım..yoksam deliriyor muyum" diye bile soruyorum kendime..

"yoksam deliriyor muyum?!"


Benim kendimi yollara vurmam gerekiyor aslında.. çözümü biliyorum ama burda nereye vurabilirim ki kendimi.. bilmediğim bir ülkede, tek başıma dolaşmak bana pek cazip gelmiyor ne yazıkki.. aslında dolaşılabilecek yerler var ama, tek başına değil :/ bide belkide benim aradığım gibi, ihtiyacım olduğu gibi yerler değil.. zaten hep öyle de olmaz mı.. insan hep ulaşamayacağı, elinde olmayı istemez mi?

bende istiyorum işte.. burda magazaların kapılarının onunden geçmek yerine, araba seslerinin arasında yürümektense, ben deniz'in maviliğini görüp, yosun kokusunu içime çekebileceğim yerlerde yürümek istiyorum..

Image Hosted by ImageShack.us


Ahh ah... İstanbul diyesi geliyor işte insanın.. boğazda söyle bir yürümek.. ufka doğru söyle bir bakmak ve esen rüzgarı derinliklerinde hissederek, kokusunu içine çekmek..

vapura binmek sonra.. kendini martı sesleri arasında buluvermek bir anda.. gözlerini kapatıp, onların çığlıklarına kaptırmak kendini..

vapurun en arkasına geçip, içine düşecekmişcesine eğilerek bakmak mavilikler arasındaki beyaz köpüğe motorun hızıyla daha da çoğalan ...

ahh.. ahh..

eskiden olsa şimdiye çoktaaan gitmiştim deniz kenarına.. kendimi orda buluyorum ben nedense.. ruhumu rahatlatıyor..içimi ısıtıyo, soguk rüzgarlara rağmen..

bir keresinde, yine böyle için sıkıldığında, kendimi atıvermiştim yollara.. once Taksim'de buldum kendimi.. ordan konsoloslukların bulunduğu caddeden, sahile inen bir park var.. adını tam bilemiyorum ama kendinizi bir anda Dolmabahce 'de bulabiliyorsunuz.. derin bir nefes'in ardından izleyerek karşı sahili, yürüdüm beşiktaş'a kadar.. o da yetmedi ortaköy'e, ardından da taaa.. bebek sahiline kadar..

yürümek.. bazen düşlere dalarak, bazen çevreyi hissederek, bazen de sadece adımlarını sayarak yürümek.. saatlerce..

yada biraz önce söylediğim gibi daha da yakın olabilmek pahasına denize, inip Eminönu sahile, ordan ya ver elini kadıkoy modaya, yada üsküdar Fethipaşa korusuna..

oofff offf.. şimdi söyle elinde sıcacık çayın, oturup salacak sahilinde izlemek vardı kız kulesini.. hele birde sevdiğin olacak yanında.. sarılacaksın sımsıkı.. esen soğuk rüzgarları hissedeceksin beraber, ama sıcacık :))

Image Hosted by ImageShack.us

"kocişşşş.. gidelim ne olur birdaha gittiğimizde istanbul'aaa :(("

Tuesday, December 05, 2006

bir varmış, bir yokmuş :))

Masallar..

annelerimizin, ninelerimizin anlattığı.. küçüklüğümüzden beri dinlediğimiz ve dinleyip dinleyip, yine de bıkmadığımız bir sürü hikaye.. gerçek.. yada değil.. masal işte dediğimiz en sonunda.. hep iyilerin kazandığı..

annem eskiden kardeşimle bana bir sürü masal anlatırdı.. hala da bazen isterim ondan anlatmasını.. kimisini uydurduğunu da biliyorum.. ama en çok 3 portakal güzelini severdim.. sürekli onu anlatmasını isterdim.. bazen abartır, tüm masalları ardı arkasına anlatmasını isterdik annemden.. güya uyuyacagız ama, tatlı gelirdi masallar.. kime gelmez ki :))

biz daha kücükken, annnem hiç üsenmemiş, eski- sarı gazete sayfalarından, küçük küçük masalları kesip toplamıs bizim için.. bazende onları okuturduk anneme.. okumayı öğrendikten sonra da, kendimiz okurduk ama o özene bezene topladığı onca masalın değerini ne yazıkki anlayamamışız cocuk halimizle.. şimdi yanarım yanarım, tek bir sayfa bilem kalmamasına yanarım elimizde..

peki siz,
Şehrazat’ın hikâyesini biliyor musunuz? Şimdi şehrazat deyince, anlamamış olabilirsiniz..
ya Binbir Gece Masalları desem?!

Photobucket - Video and Image Hosting

Sanırım herkesin aklına bugunlerin en popüler dizisi ve dilden dile dolanan ahlaksız teklifleriyle, Binbir gece gelmiştir.. eh işte bende dilime doladım aslında ama birde izleyebilsem :/ Gürcistan-Türkiye arası saat farkı sebebiyle ne yazıkki mahrum kalıyorum bu zevkten :(

Vatan gazetesi yazarlarından, Memet Güler'in (03.12.2006) bir yazısını sizlerle paylaşmak istiyorum.. bakın bakalım binbir gece masalları nasıl ortaya çıkmış ;)

"Bir zamanlar Fars diyarının Şehriyar isminde bir hükümdarı varmış. Hani şu Binbir Gece’deki Onur’un çok sevdiği atına verdiği isim... Şehriyar, Hindistan’dan Çin’e kadar uzanan bütün toprakların kralıymış.

Ama bunca güç, bunca kudret bir gün karısının kendisini aldatmasının önüne geçememiş. Başına gelen acı olay yüzünden deliye dönen Şehriyar,artık bütün kadınların nankör ve sadakatsiz olduğuna inanmaya başlamış.

Önce karısını öldürtmüş. Ardından da vezirine, kendisine her gece başka bir kadın getirmesini emretmiş. Her gece yatağına yeni bir gelin alan Şehriyar, geceyi geçirdikten sonra tan vakti kadınları öldürtüyormuş. Çünkü artık yatağına aldığı hiçbir kadının gün yüzü görmesini istemiyormuş.

Bu durum yıllarca böyle devam etmiş. Fars diyarının genç kızları kan ağlamakta, Kral Şehriyar ise akan kana doymamaktaymış. Derken bir gün vezirin güzeller güzelli, akıllılar akıllısı kızı Şehrazat’ın aklına bir plan gelmiş. Ve bir sonraki gece, karısı olarak Kral Şehriyar’ın koynuna girmiş.

Şehrazat, her gece tan vaktine kadar süren masallar anlatmaya başlamış Şehriyar’a. Büyülü gözleri ve sihirli sözleriyle aşık etmiş kralı kendisine. Ancak hiçbir masalın sonu gelmiyormuş güneş doğmaya başladığında. Ve masalın sonunu merak eden Şehriyar, Şehrazat’ın ertesi gece masala kaldığı yerden devam edebilmesi için sürekli idamını erteliyormuş.

Gel zaman git zaman Şehrazat tam 1001 gece boyunca masal anlatmış yüreği yaralı krala. Bu arada da üç tane çocukları olmuş. Ve Şehriyar, kadınlara duyduğu öfkeyi unutmuş. İdam kararı kaldırılmış, Fars diyarının kadınları bayram yapmış.

İşte tarihi günümüzden bin yıl öncesine kadar uzanan Binbir Gece Masalları’nın gerçek öyküsü bu. Tatlı dilli ve sadık kalpli kadının, Şehrazat’ın, dünyanın en acımasız kralı Şehriyar’ı sevgiyle değiştirdiği muhteşem masal... "

ve ardından da söyle tamamlıyor yazısını..

"Bence bundan sonra Binbir Gece’deki Şehrazat’ı yani Bergüzâr Korel’i daha bir dikkatli izleyin. Çünkü o, önümüzdeki bölümlerde Şehriyar’ın duymak istediği masalları anlatmaya başlayacak. Ve kadınlardan kaçan Onur’a, aşkların en büyüğünü tattıracak."

bende taktım.. binbir gece masallarını bende öğreneceğim.. en azından internet denen bir teknolojnin de yardımıyla, annem gibi bende cocuğum için toplayacağım bir sürü masalı.. hem binbir gece masallarının kitabı da vaarrr ;))

hem belkim arada sizlere de anlatırım.. İsterseniz ;)

Monday, December 04, 2006

Ne Kadar Garip!..

Bundan bir hafta öncesi İstanbul'daydım..ve şimdi yine ailelerimizden ve sevdiklerimizden uzakta eşimle beraber kendi yuvamızdayız. Tabii buraya ne kadar yuvamız diyebilirim bilmiyorum ama.. birlikte kurduğumuz, yeni bir düzenin içindeyiz işte.. Ekmeğini nerden kazanıyorsan, yuva, evin ordadır misali bizimkisi..

Saat şu an gecenin 3'ü.. daha doğrusu sabahın 3'ü neredeyse ve ben elimde kağıt ve kalem, camın önündeki yatağa oturdum, bacaklarımı camın altındaki kaloriferin peteklerine yakınlaştırdım -dokunamıyorum çok sıcak :)) - ve elimi çenemin altına koyup, dışardaki sokak lambasının ışığı altında aklımdan geçenleri yazıyorum öylesine.. uykum yok nedense.. Hem neden olsun ki! :) dün saat yaklaşık 1 buçuktu kalktığımda.. bir önceki gece de geç yatmıştık gerçi ama aşim erkenden kalkıp işe giderken ben gene karpuz büyütüyordum yatakta :)) şimdi ise, o yukarıda mışıl mışıl uyuyor. Bense bunları onun yanında yazmak istiyorum fakat, O'nu uyandırmaktan da çok korkuyorum. Zaten gecenin bu saatine kadar benimle uyanık kaldı tüm yorgunluğuna rağmen.. Belki böyle birşeyler karalarken, uykum gelir benimde ;)

İstanbul'dan behsedecektim ben güya.. nerden nereye sürüklüyor aklım beni.. İnsan beyni işte, bu daha da garip! :) Evet garip demişken...

Öyle garip geldi ki bu sefer ayrılmak kocişten bana.. çok ağır geldi.. Hele uçağın camından dışarıya bakarken onun soğuktan yerinde zıplayarak beni uğurladığı an.. Hatta an'lar, dakikalar boyunca bekleyişi.. Çok, çok ağır geldi ayrılık bu sefer bana.. artık iyice alıstım O'nun varlığına.. Onsuz herşey eksikmiş gibi.. gerçi birazda, ayrılık çanları çaldığında, yani o son gecemiz birlikte, abna yaptığı cocukluklarla, onu bir başına bırakmak yaban ellerinde daha da zor geldi bana.. Ağlayarmış gibi söylediği ve cocukların yakarışlarıyla karışık "gitmeee" deyişi.. "bensiz neden gidiyorsun" diye sormaları da gelince aklımaaa.. üzülerek ayrılıdım burdan.. Gürcistan'dan.. ardımda sevgiğim adamı bırakarak.. onun bensiz, hatta tek başına -burada arkadaşlarımız var gerçi ama- bırakarak..
Ne garip! ne yer, ne içer, bensiz rahat uyur mu, ben uyuyabilir miyim gibi binlerce soru ile bindim uçağa..gözümdeki birkaç damla yaşı silmeye çalışıp, herkesten saklayarak, dayadım başımı koltuğa ve yükselişini izledim uçağın sema'ya...

yok boyunca üşüdüm.. hemde çok.. Tam havalandırmanın yanına oturmuş olacağım ki, ayacıklarım dondu! Bende, onceden yaptığım hataya bu kez düşmemek için erkenden battaniye istedim hostesten. Gerçi çok küçük ve pek fazla ısıtmaya elverişli olmasada, hiç olmamasından daha iyiydi işte.. Topladım bacaklarımı ve kücüçük koltuğa nasıl sığdım bilenmeyecek bir biçimde dizlerim burnumda uyudum yol boyunca..

İndiğimde ilk Te Ador'u aradım gözlerim, aklım ondaydı bir taraftanda.. Umarım bagaj'ların arasında o'da üşümemiştir ben gibi diyordum kendi kendime yada birşey olmamıştır, pilot amcamlar onun orda olduğunu biliyorlardur ;)
İyiydi çok şükür! :)

Bagajlarımla birlikte, Te Ador'unda kutusunu taşımak bayağı bir zor oldu ama becerdim.. Kapının öteki ucunda, tekrar eski koyukahve rengine boyanmış ve kesilmiş saçları ile annemi görünce, tam bir gurbetçi gibi hissettim kendimi.. Öylede olduk aslında kaşla göz arasında..Daha da bir güzel göründü annem bana.. daha da genç, daha da bi hoş.. Görmemiştim onu taa Eylül'den bu yana.. ne yazık ki webcam'in azizliği yüzünden tüm bunlar :(

işte.. ne kadar garip!
Hüzünle kalktım bir limandan ve başka bir hüzünle karışık sevinçle, karmakarışık duygularla bir başka limanda buldum kendi